Akademisyenler, Roj TV’nin Danimarka’da görülen kapatma davasına karşı tepki ve kaygılarını dile getiriyor. 2005’te Danimarka’da Karikatür Krizi’nde basın, ifade ve haber alma özgürlüğü konusunda gösterilen tavrın, Roj TV konusunda da sürdürülmesi dileğinde bulunan akademisyenler, duyarlılık çağrısında bulundular.

Ahmet Alış: (Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘Kürt Ethnobölgesel Hareketi, 1959-1984’ adı altında doktorasını yapan Alış, Danimarka’nın başkenti Kopenhag Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak çalışmalarına devam ediyor.)
Ahmet Alış, Danimarka’daki basın özgürlüğü ve yakın geçmişte bu ülkede yaşanan pratik deneyimleri anlatarak değerlendirmesine başladı. Alış, „Danimarka’nın 2005’teki ‘Karikatür Krizi’nden, tüm saldırı ve baskılara rağmen alnı açık çıktığını ve ifade özgürlüğü konusunda önemli bir yerinin olduğunu hatırlamak gerekir“ dedi. Alış, ancak aynı hassasiyetin bu ülkede Roj TV konusunda gösterilmediğine dikkat çekti. Ahmet Alış, devamla şu ifadeleri kullandı: „Fakat Dan’ları çok fazla doğrudan ilgilendirmediğinden Roj TV davası, ifade özgürlüğü, yayın özgürlüğü bağlamında geniş bir kamuoyu oluşturacak bir direnç noktası olamadı. Benimle bu konuyla ilgili mülakat yapan Danimarka gazetelerinden Politiken gazetesinin de kamuoyuyla paylaştığı Wikileaks belgelerinin bu davanın muhtevası düşünüldüğünde gözardı edilmemesi gerekir. Türkiye tarafının son dönemlerdeki söylemleri dikkate alındığında, bu davanın hukuki bir kazanımdan ziyade daha çok politik bir kazanım olarak da görüldüğü ortaya çıkar. Roj TV’nin öncülleri olan kanalların lisans iptal davalarında, (Med TV’nin 1999 yılında lisansını iptal edilip, Medya TV olarak devam etmesi gibi) söz konusu Avrupa ülkelerinin tutumu, ‘müttefik bir ülke’ olan Türkiye’nin diplomatik baskıları düşünüldüğünde daha açıklayıcı olmaktadır. Bu tür diplomatik baskılarla ilgili olarak, geçen hafta yapılan genel seçimlerde kazanan Sosyal Demokratlar’ın başını çektiği, ‘kırmızıların’ siyasi ortamı daha yumuşak tutup İskandinav ülkeleriyle özdeşleşen ifade özgürlüğü, yayın özgürlüğü gibi en temel değerlerden vazgeçmemesini diliyorum. „

Necmiye Alpay: (Doktorasını uluslararası iktisat bölümünde Paris’te tamamlayan Alpay, akademik çalışmalarını Ankara ve Yeditepe Üniversitesi’nde sürdürüyor. Alpay halen Radikal gazetesinin haftalık kitap ekinde dil bilimi üzerine yazmaya devam ediyor.)

Necmiye Alpay, sansürün farklı şekillerde gelişmesini ve televizyonların yasaklanmasını hiç de hayra yormuyor. Alpay şunları belirtiyor: „Bir iki kez telefonla görüşlerimi Roj TV’de canlı yayında söyleme fırsatını bulmuştum. Bir TV kanalının kapatılması pek çok görüşün belirtilme olanağının yok edilmesi anlamına gelir ve bunu Avrupalılar da en az bizim kadar bilirler. İnsanların seslerini kesmeyiniz. Televizyonların, gazetelerin, kitapların yasaklanması hiçbir yerde iyiye işaret değildir. Bu konulardaki tek sınırlama, savaş kışkırtıcılığı ve nefret suçu işlenmesi olabilir. Bunun dışında hiçbir sansür kabul edilemez. Sansür davası herhalde ancak savaş koşullarına boyun eğmek anlamına gelir ve çok üzücüdür.“


‘Devletin Kürt sorununa tavrının özetidir’

Joost Jongerden: (Doktorasını sosyal bilimler alanında yapan Jongerden, Hollanda’da Wageningen Üniversitesi’ndeki çalışmalarına devam ediyor. Türkiye’de İskan Sorunu ve Kürtler, Modernite, Savaş ve Mekan Politikaları Üzerine Bir Çözümleme adlı kitabı, 2008 yılında İstanbul’da yayınlandı.)  Ankara’nın son dönemlerde Ortadoğu’ya yönelik politikalar geliştirdiğini ve bunun Türkiye’nin güç gösterisinin bir parçası olduğunu vurgulayan Joost Jongerden şunları ifade ediyor: „Uzlaşıdan uzak, kırılması imkansız hukuki baskılar ve yıllardır devam eden güvenlik adı altındaki engellemelere karşılık AKP’nin politik reform adı altındaki girişimleri Türk devletinin Kürt meselesine ilişkin tavrının özetidir. BDP’nin seçimdeki başarısının ve yıllardır Kürt hareketine yön veren PKK’nin yerel ve bölgesel bazda özerklik yapılandırmasına yönelik atılımlarının bir sonucudur kanımca. Hem AKP’nin Kürt meselesine sözde ılımlı yaklaşımlarıyla ve Kemalistlerin sert siyasi tavırlarıyla PKK’yi etkisiz hale getirmeye yönelik politikaların etkileri artmaya başladı.“ Jongerden devamla, devletin, Roj TV’ye karşı açılan davayı da PKK’yi etkisizleştirmenin bir parçası olarak gördüğünü söyledi. Jongerden, Roj TV’nin, Kürtlerin verdiği özgürlük mücadelesinde bir rol sahibi olduğunu da belirtti. Jongerden sözlerini şu ifadelerle sonuçlandırdı: „PKK tarafı, politik bir çözüm için masaya oturmaya hazırdır. Türkiye, tarihinin en sancılı meselesini sonlandırmak istiyorsa en yakın zamanda PKK ile bir diyalog içerisine girmek için cesaret göstermesi gerekiyor.“


ÖZLEM GALİP/LONDRA




‘Roj Roja Meye’

‘’Her sabah uyandığımda Roj TV bana ülkemden esintiler getiriyor’’ diyor bir anne.
‘’Neden gözlerimizi kapatıp yüreklerimize zincir vurmak istiyorlar’’ diyor yaşlı bir amca.
‘’Herkesin onlarca televizyonu varken neden bu zulüm bize reva görülüyor diyor’’ yağmurun altında tir tir titreyen Hiznî amca. Herkes öfkeli... Herkes kırgın. Yağmurun altında herkes mahkemeden çıkacak olan kararı bekliyor. ‘’Barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün sesi olan Roj TV kapatılmaya çalışılırken ben nasıl evde uyuyabilirim ki’’ diyor Ape Miste.
‘’Hiçbir Kürt rahat olmamalı bu zamanda’’ diyor puşili bir genç. Herkes öfkeli ve kırgın olduğu kadar umudunu da korumak istiyor. Sağanak yağmurun altında çekilen halaylar, yüzlerde her şeye rağmen eksilmeyen tebbesüm...
Evet burası Roj TV davasının görüldüğü Kopenhag Şehir Mahkemesi’nin önü... Mahkemenin önünde ise Kurdi manzaralar...

Yağmura, soğuğa rağmen Kürdistanlılar, halaylarını coşkuyla çekiyor ve adeta meydan okuyorlar: ‘’Roj TV’yi Kapatamazsınız. Roj Roja Meye.’’

M. ZAHİT EKİNCİ/KOPENHAG