Son dört yılda Kürtlerin ve muhaliflerin binler halinde tutuklanmalarının ardından verilen cezalar da akılara durgunluk verecek cinsten. Mayıs 2009 tarihinde Ankara’da gözaltına alınan Av.Filiz Kalaycı (İHD eski Ankara Şb Başkanı), Av.Hasan Anlar (İHD MYK Üyesi), Av.Halil İbrahim Vargün (İHD Ankara Şube Başkanı), Av.Murat Vargün (İHD Ankara Şube Üyesi) ile (kapatılan) DTP PM Üyesi Nedim Taş’a Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 6.5-10.5 yıl arasında hapis cezalarına hükmetti. Bu davada verilen karar dahi, gelinen aşamada, özgürlük, demokrasi ve insan haklarını savunmanın bedel istediğinin ispatına yeter de artar bile.
Tüm bu yaşananlar, kendisine muhalif olana “düşman hukuku” uygulamak değil de nedir? “Acaba Türkiye AB üyeliğinden vaz mı geçiyor” endişelerine yanıt veren Başbakan’ın dünyadaki tek değerin AB olmadığını; İran, Rusya ve Çin’in de olduğuna vurgu yapması asla tesadüfü değil. Öyle ya, insan hakları savunucularının, avukatlarının idam edilebildiği böylesi ülkeler varken, bizde 10 yıl hapis cezası verilmiş, çok mu!!
Kaza Değil, İş Cinayetleri
Sadece bir ayda, Zonguldak’da 11 maden işçisinin, ardından da Antep’te Organize Sanayi Bölgesinde 9 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan kazalara baktığımızda, bir sürü ihmaller dizisinin yol açtığı adeta “ben geliyorum” diyen kazalar olduğu açıktır. İş güvenliğinin sağlanmaması, ciddi ihmaller yaşanması, işçinin can güvenliğinin hiçe sayılması sonucu yaşanan grizu patlamalarında, içerideki yakınlarının sağ mı ölü mü olduğunu henüz öğrenememiş insanların yanında, “ne yapalım, takdir-i ilahi” diye işin içinden çıkanların Bakan olduğu böylesi ülkelerde, maalesef, gün yok ki cinayet gibi bir kaza yaşanmasın ve de emekçiler canlarını yitirmesin.
Halk Sağlığı uzmanı Dr.Zeynel Sütoluk’un açıkladığı rakamlar ise tüyler ürpertici: Sütoluk, Türkiye’de her gün 172 iş kazasının olduğunu, bu kazalarda 4 kişinin öldüğünü, 6 kişinin de sürekli iş göremez hale geldiğini anlatan Sütoluk, iş kazalarında Türkiye’nin Avrupa’da birinci, dünyada da üçüncü sırada yer aldığını ifade ediyor. Hükümet ise her fırsatta ne kadar ileriye gittiğinden dem vururken, kadınlara “3 de yetmez beş tane” çocuk önerdiğinde babaları tersane yapımında, inşaatlarda, grizu patlamalarında, sanayide “cinayet” gibi kazalarda öldükten sonra onlara kimin bakacağının yanıtını da veriyor mu?
‘İşini bilen avukatlar’
Geçtiğimiz günlerde aralarında genel başkanlarının da olduğu ÇHD’li 13 avukatın tutuklanmasıyla ilgili gelen eleştiriler üzerine Başbakan, “bu avukatlar, işini bilen avukatlardır” demiş. Ne de doğru söylemiş. Avukatlık Yasası’nın kendisi avukatlık mesleğini sürdürenlerin temel görevlerinden birinin, insan haklarını savunmak ve korumak olduğunu söylüyor. Bu avukatların gözaltında ve Pozantı’da işkence ve tecavüze maruz kalan çocukların, sigortasız çalışırken maden ocaklarında can veren işçilerin, ezilenlerin yanında yer aldığını hatırlarsak, gerçekten de işlerini iyi bilen avukatlar olduğunu görürüz. Nitekim avukatın görevi, insanca bir yaşamın tesisi için hukuktan, adaletten, insan haklarından yana taraf olmaktır.