BDP’li milletvekilleri ve belediye başkanları ile insan hakları savunucularının da aralarında bulunduğu 104’ü tutuklu, 152 kişinin yargılandığı Amed’deki ‘KCK davası’ 4 aylık aranın ardından dün görülmeye devam etti. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 28. duruşmaya; tutuklu yargılanan Nizamettin Onar, Zeynel Mat, İhsan Seviktek, Abdurrahim Tanrıverdi, Adnan Bayram ve Veysi Akar ile 70’in üzerinde müdafi avukat hazır bulundu.

Nakil talebi reddedildi

Savunma avukatlarından Diyarbakır Baro Başkanı M. Emin Aktar, mahkemenin avukatlara duruşmalara katılmadığı için duruşmanın başka bir kente nakliyle ilgili aba altından sopa göstermeye çalıştığını vurgulayarak, duruşmanın selameti için duruşmaya katılacaklarını söyledi. Aktar, „Biz yargılamadan ve savunmadan kaçınmadık bu nedenle nakli yersiz buluyoruz. Savunma yapmaya hazırız. Yargılamada bir problem varsa bizden kaynaklı değildir. Ama çekingeniz varsa çekinge hakkınızı kullanırsınız“ diyerek, sonraki duruşmalarda tüm tutuklu yargılananların hazır edilmesini talep etti. Mahkeme heyeti de özel yetkili savcının „dava başka ile alınsın“ talebini reddetti.

Davanın sahibi Erdoğan

Tüm sanık ve müdafiler adına söz alan Avukat Sedat Yurttaş ise davanın hukuki değil siyasi olduğu yönünde kamuoyunun artık hemfikir olduğuna dikkat çekti. Sanıkların anadilde savunma talebinin hiçbir duruşmada kabul edilmediğini hatırlatan Yurttaş, son dönemlerde „KCK“ adı altında düzenlenen operasyonlara dikkat çekerek, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde bu kadar avukatın gözaltına alınıp tutuklanmadığını vurguladı. Başbakan Erdoğan ve AKP’nin ‘KCK dava ve operasyonları’nın hem hakimi hem de savcısı görevini yürüttüğünü vurgulayan Yurttaş, gelinen noktada „polis devleti“ uygulaması ile karşı karşıya kaldıklarını hatırlattı. Başbakan Erdoğan’ın sarf ettiği sözlerin tüm kesimlerin „kırımı„ anlamına geldiğini ifade eden Yurttaş, gerek ‘KCK ana davası’nda gerekse yürütülen diğer ‘KCK operasyonları‘nda bir siyasi partinin tüm faaliyetlerini illegal kıldığını, siyasi parti güvencesini ortadan kaldırdığını vurguladı. 

Yargılananların tümü hazır edilsin
Avukat Yurttaş, „yüzyüzelik ilkesi“ gereği bir sonraki duruşmada tüm müvekkilerinin hazır edilmesi talebinde bulundu. Mahkeme heyeti talebi kabul ederek, duruşmayı 12 Aralık’a erteledi.

Davaya yoğun ilgi gösterildi

Basının yoğun ilgi gösterdiği duruşmayı aralarında BDP’li Milletvekilleri Emine Ayna, Aysel Tuğluk ile Hollanda, İtalya, İspanya, BASK ve İsveç’ten 30’un üzerinde avukat, parlamenter ve insan hakları savunucusu da izledi.
Duruşma öncesinde heyetler ile BDP’li vekiller Adliye önünde açıklama yaptı. İngilizce, İtalyanca ve Türkçe „Heppimiz Hatip Dicle’yiz“ pankartı taşıyan İtalyan heyeti adına açıklama yapan CGİL Sendikası’ndan Antonyo Olivery, yıllarca beraber projelerde yer aldıkları sivil toplum örgütlerine yönelik operasyonların halen devam ettiğini belirterek, „Kürtlere karşı politik kültürel soykırıma karşı Kürt muhalefetine destek veriyoruz, yanlarındayız“ dedi. ‘KCK davası’nın politik bir dava olduğunu söyleyen Olivery, „2009’dan bu yana 4 bini aşkın kişi tutuklandı. Bunların arasında belediye başkanları, milletvekilleri, sendikacılar ve insan hakları savunucuları var. Bu ifade özgürlüğüne ve politik özgürlüğe yapılan bir darbedir. Bu davanın amacı, hedefi BDP’yi tamamıyla içeriye koymaktır“ diyerek tepkisini gösterdi.
Van Milletvekili Aysel Tuğluk da ‘KCK operasyonları’nın asıl hedefinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu belirterek, Kürt sorununun müzakereden geçtiğini söyledi ve ekledi: „Öcalan’ın açılım süreciyle birlikte ortaya koyduğu bütün toplumsal ve örgütlenme önerileri, KCK operasyonları adı altında hedef haline getirildi. Bu operasyonların böylesi bir derin sebebi var. Devlet ‘neden bizim oyunumuzu açığa çıkardın’ diye Sayın Öcalan’la hesaplaşmaya gidiyor.“
‘KCK operasyonları’yla Başbakan’ın bir şey elde edemeyeceğini ifade eden Tuğluk, „Akıl hocaları 6 ay boyunca ‘bu politikayı izlersek sonuç alacağız’ diye düşünüyorlar ama masa başında bundan sonuç alabileceğini söyleyebilirler. Ama yaşamda bu projenin karşılığı olamayacak. Geçmiş tarih bize gösterdi ki tutuklamalar, öldürmeler ve yok etme politikaları Kürtleri haklı mücadelesinde vazgeçirmedi“ dedi.
 „KCK operasyonların tutuklananlar bizim arkadaşlarımızdır. Onlarla irlikte kararlar aldık, birlikte aynı şeyleri yaptık ama bunları hepsini de siyasal ve demokratik yolla yaptık. Öyleyse ‘bizde KCK’liyiz, biz de teröristiz.’ Bizi de alın“ diyerek kendini de ihbar eden Tuğluk, devlet ile AKP’ye ise „Hesaplaşma değil, Helalleşma yapalım. Mücadele değil, müzakere yapalım“ çağrısı yaptı.