Ozan Garip Dost’un üzerinde uzun yıllardır çalıştığı iki albüm, Almanya’nın Mannheim kentinde 8 Eylül’de yapılacak 20. Uluslararası Kürdistan Kültür Festivali’nde sanatseverlerin beğenisine sunulacak: Lê War Maka-Dêrsim Nasıl Unutulur ile Bir Deyiş Bir Şiir. Ozan Dost, bu eserlerinde toplumsal ve çevre sorunlarını, geldiği bölgenin gelenek ve göreneklerini sanatıyla anlatıyor. Ozan Garip Dost ile yeni albümleri, sanata bakış açısı ve Kürt müziği üzerine konuştuk. Ozan, müzik ve yaşam felsefesini „Kıblem insan, yönüm hak, dinim aşktır“ şeklinde tanımlıyor.

Festivalde standlarda iki yeni albümünüz de sanatseverlere sunulacak. İki albümün bir anda çıkmasının gerek maddi sıkıntı ve gerekse de kaliteye yansıması nasıl olacak?

Elbette ki çok zor oluyor ama bir örnekle bunu anlatmaya çalışacağım. Ben ozanları, sanatçıları arılara benzetiyorum. Arının bir yıl boyunca ürettiği balı zamanında ve dengeli tüketmezseniz o bal ikinci yıla telef olur. Ozanların, sanatçıların ürettikleri de öyledir. ‘Bir Deyiş, Bir Şiir’ albümünün eserlerini yıllar önce hazırlamıştım. Ancak bu yıl paylaşmam gerekiyordu yoksa güncelliğini yitirecekti. Kalite konusunda da son derece profesyonel bir ekiple ve donanımlı stüdyo, yapım–dağıtım şirketi ile çalıştım. Albümlerin eksiksiz ve güzel olduğuna inanıyorum.
Aslında 10 albümlük çalışmamı yıllar önce hazırlamıştım. Bekliyordu. Onun için bu yıl ikiz doğurmak (yürek doğurganlığı) zorunda kaldım. Bu eserleri kültürel, sanatsal, politik ve güncellik yani sürece denk düşme konusunda doğru zamanda doğru mesaj iletsin diye birlikte çıkardım.

Albümlerinizden ilki ‘Lê War Maka – Dêrsim nasıl unutulur’ adlı iki dilli bir albüm. Bu albümünüzde de yine yöresel kültürünüzü işlemeye özen gösterdiğinizi, bunun sizinle özdeşleşen bir gelenek haline geldiğini söylüyorsunuz.

Evet iki dilli ve çok anlatımlı bir albüm ‘Lê War Maka – Dêrsim Nasıl Unutulur’, ‘Husna Can II’den başka bütün eserlerimin söz ve müzikleri yeni.  İyi kullandığım iki dille amacım tüm yöre ve halklara doğru mesajlar vermek. Çünkü kıblem insan, yönüm hak ve dinim aşktır. Onun için iyi bildiğim dilleri iyi kullanmak istiyorum ve kendimi asla sınırlamak istemiyorum. Yine yöresel kültürü, kilam ve stranları işlemeye çalıştım.  Çünkü yıllardır önemsedim ve hala da çok önemsiyorum. Zira kendi kültürüne saygı, sahiplik ve bağlılık durumlarını güçlendirdiğine inanıyorum. Öyleyse yola devam diyorum.

Albümünüzde Pazarcık’ın atık çöp, çimento tozu ve Elbistan’ın termik santrallerle ilgili sorunlarına özel yer vermişsiniz. Yine Dêrsim Katliamı’nı çarpıtanlara inat ‘Dêrsim’ diyorsunuz. Topluma ne gibi mesajlar iletmek istiyorsunuz?

Evet, bu albümümde birinci şarkı olarak Pazarcık, çimento ve atık çöp, Elbistan’ın termik santral sorununu işleyen konuyu başa taşıdım. Çünkü ben kendi yöremi, ülkemi yani yaşadığım toprakları ve aynı zamanda dünyayı çok seviyorum. O nedenle bu eser sadece o yöreye ait değildir. Aynı zamanda Dêrsim ve Hasankeyf’te baraj sorunudur. Yani kısacası çevre sorunlarıdır. Çevre için eşitlik ve adalet diyorum. Herkesi dayanışmaya çağırıyorum. Yine Dêrsim’i çarpıtanlara inat ‘Dêrsim Asla Unutulmaz’ dedim. Bunun dışında albümümde çok anlamlı, öğretici ve derin içerikli deyişler vardır. ‘Yollar Seni Beklemesin’, ‘Bir Görünür Gözüme, Yatan Erenler ve Dağlar Beni Dağlar Oldu’  eserlerimde materyalist felsefe, Alevilik değerleri ve insana bakış açısını, Alevi inancını, kültürel ve sanatsal boyutlarıyla işlemeye çalıştım. ‘Babam Benim’ eserimde babamın şahsında  bütün emekçi babaları saygıyla anmak istedim. Yine ‘Savaşa Hayır’ eserimde savaşı lanetledim. Halkların kardeşliğini, yoksul ve emekçilerin sorunlarını deyişlerle dile getirmeye çalıştım.

Bir de ikinci albümünüz ‘Bir Şiir Bir Deyiş’ var...

Bu albümün şiirlerini ve deyişlerini 70’li yıllardan 2000’li yıllara kadar  gözlemlediğim ve önemli bulduğum konuları hissederek yazdım. Albümdeki her konunun bir şiiri vardır ve şiir biter bitmez aynı konuyla bağlantılı  olarak deyiş çalmaya başlar. Bu çalışmanın demosunu evde en az bir yıl  kasete okudum. Müziklerini oluşturdum. Uyarladım ve derledim. Uzun bir stüdyo çalışmasından sonra İstanbul’a gidip okumalarını yaptım. Edit ve masterlerini bitirip Mir Müzik’teki arkadaşların da katkılarıyla dinleyicilerimin beğenisine sunuyorum. Albümde birinci eserim ‘Füze Kalkanına Hayır.’ Bu eseri yazmadan önce Kürecik’e giderek halkın içine karıştım ve onları dinledim. Bu eserimde, hiçkimsenin yöremizi, ülkemizi, halkımıza sormadan emperyalistlere peşkeş çekmeye hakkı olmadığını haykırdım. Savaş istemediğimizi, kimsenin kalkanı olmayacağımızı haykırdım. ‘Kürecik yalnız değildir, herkes sorumluluk duymalı’ dedim. ‘Açın Gözünüzü Bakın’ şiirinde Kerbela’dan günümüze kadar topluma yaşatılan nice Kerbela vakalarına dikkat çekmeye çalıştım. ‘Bizi Biz Yapan Değerler’ şiirinde kapitalist sistemin yok etmeye çalıştığı değerlerin önemine dikkat çektim. ‘Bizden Değil’  deyişinde insanı anlattım. ‘Memleket İsterim’  şiiriyle de Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘memleket’i ile benim ‘memleketim’ isimli deyişimi buluşturdum. Yani her şiirimde bir toplumsal konuyu, yaşanan gerçeklikleri anlattım.

Bu albümünüzde de daha önceki albümlerdeki gibi eski aşkları, ağıtları ortaya çıkarma arayışınız var. Gün yüzüne halen çıkmamış eserler için ne yapılabilir?

1995 yılından beri yöre kültürüne ağırlık verdim. Öncelikle neredeyse dillerden düşen ve unutulmaya başlamış olan gerçek yaşam öyküleri, yaşanmış aşklar, ağıtlar ve destanları derledim. Bu çalışmalarımı bölgeden ya da bölgeden olmayan bir çok sanatçı okudu. Bu benim de istediğim bir şeydi. İkinci olarak, yöre insanına özellikle de gençlerine kendi müziklerini, kilamlarını, destanlarını öyküleriyle birlikte sevdirmeyi amaçladım. Bunu büyük ölçüde başardığım için mutluyum. Bölge halkı daha önce hiç önemsemediği hatta yer yer küçümsediği değerlerine sahip çıkmaya başladı. Bundan sonra yapılması gerekenlere gelince de, öncelikle bir kültür sanat komisyonu kurulmalı. Bir ekiple köy köy, ev ev gezilmeli, sesli ve görsel çekimler yapılmaldır. Özellikle yaşlı insanlarımızla sohbetler yapılıp kayıt altına alınmalıdır. Yörelerde eskiden yaşanmış olaylar, aşklar, kan davaları gibi konular araştırılmalıdır. En önemlisi ise yörede kültür ve sanat  akademileri kurulmalı ve tüm dernekler, yerel kuruluşlar bunu desteklemelidir. Ben de bir sanatçı olarak böyle çalışmaların içinde aktif olarak yer almaya hazırım.

Sanatsal hayatınıza yön veren duygular nelerdir?

İlk başta insana, evrene aşık olmam ve sevdalanmamdır. Sanatçı bana göre; insan ve aşk merkezli hümanist düşünmelidir. Bununla beraber eşitlikçi, paylaşımcı olmalıdır. Ben materyalist düşüncelere sahip oldukça duygusal bir insanım. Kıblesini insana dönen, evrensel sol değerlere inanan ve bütün bu değerlerin insana hizmet etmesi gerektiğine inanan bir ozanım. Acıyabilmem, gerektiğinde ağlayabilmem yani insanca olabilmek duygusu... Diğer önemli bir unsur da çok okumak, bilgi edinmek, dünyayı takip etmek. Bu da benim malzememdir. Bütün bu özellikleri harmanlayarak hayal etmek, duyguya, dile, saza ve söze dökmek gerek. Benim yapmaya çalıştığımda budur.

Yurtdışında yaşam bir sanatçının ruh haline nasıl yansıyor?

Yurtdışında olmak her insanda olduğu gibi bende de buruk, özlem dolu  duygular yaratıyor. Her şeyi kendi toprağında yaşamak başkadır. Sürgünde ülkemi ve yöremi o kadar özlemiştim ki, 1995 yılından sonra tüm yüreğimle, hayalimle ve özlemimle yöre kilamlarına can verdim. ‘Mamko’ dedim, ‘Ari Mezin’ dedim, ‘Husna Can’ dedim, ‘Ezi Bekesim’, ‘Lori Lori’ ve daha niceleri...

Önümüzdeki dönemde farklı çalışmalarınız olacak mı?

Önümüzdeki dönemde paylaşıma hazır diğer çalışmalarıma yöneleceğim.  Yine yöre kültürünü anlatan ve paylaşılmayı bekleyen eserleri  derleyeceğim. Yeni şiirler ve deyişler hazırlayacağım. En önemlisi de bu eserlerin kliplerini, görsel çekimlerini yapmaya çalışacağım. Bundan başka  birikmiş çokça şiirim var. Onları da bir şiir kitabı olarak paylaşıma açmayı düşünüyorum.

Peki sanatçı bu gelişmenin neresinde durmalıdır?

Halk büyük bir çiçek bahçesi, sanatçı ise o bahçenin arısıdır. Emek emek duygu süzer toparlar, yaratır ve yürek peteğinde süzer.  Bir dörtlükle bunu dile getirecek olursak, „Güzel bir hal eyler/duyguyu özbal eyler/ uğruna cefa çekip/ sıratı da yol eyler.“ Sanatçı bu gelişimin başını çekendir.
Güzel günlerin bedel ödeyeni ve mendil sallayanıdır. O nedenle sanatçı toplumun en önünde yerini almalıdır. Sanatçı aynı zamanda bir aydındır. Halkın tüm duygu ve düşüncelerini doğru okuyan ve algılayandır. Yürekten hisseder ve sanatsal bir dille tercüman olur, dile getirir.


MURAT ALPAVUT/DÜSSELDORF