Dünyada bütün ülkelerde insan hakları ihlaller yaşanmaktadır. Türkiye ve Hindistan gibi ülkelerde ise daha farklı ihlaller yaşanıyor. İnsan hakları bağlamında kadın hakları, dünyanın hiçbir yerinde yeterince korunamazken, Hindistan gibi ülkelerde ise bu ihlaller farklı ve vahim biçimlerde yaşanıyor. Bu konuda Hindistan’ın New Dehli kentinde bulunan Jawaharlal Nehru Ünivesitesi’nde görev yapan Profesör Doktor Kemal Mitra Chenoy ile Hindistan’da Kadın Hakları, İnsan Hakları, toplumsal yapılanma ve Kürt Sorununa paralellik yaratarak yerel siyasi gelişmeler konularında bir söyleşi gerçekleştirdik.
 
Dünyanın her yerinde olduğu gibi Hindistan’da da insan hakları ihlalleri yoğun yaşanmakta. Hindistan’nın insan hakları konumundan bize biraz bahseder misiniz?

Hindistan’da en ağır koşullar Kaşmir kentinde vardır. Biliyorsunuz Kaşmir Hindistan ile Pakistan arasında yani sınır bölgesinde bulunuyor ve 1947’den bu yana Kaşmir sorunu her iki devletin “Kaşmir benimdir” demesi ile çözümlenememişti. Kaşmir halkının çoğu Müslümandır ve bu Müslüman insanlar ya bağımsızlıkları ya da alternatif çözüm olarak Pakistan’a bağlanmak için yıllardır mücadele ediyorlar. Ve bu konuda bölgedeki Maoist devrim hareketi de etkili bir şekilde çatışma ortamını gerginleştirdi. Önce devrimciler polisi ve güvenlik güçlerini cezalandırdılar, yani öldürdüler. Ardından kendileri polis tarafından katledildiler. 1949 yılında iki taraflı bir resmi ateşkes mevcut olsa da bu sorun her zaman gündemdedir.
Bu çatışma ortamının ortasında ise bir önemli sorun daha vardır. O da ekonomidir. Hindistan toplumunun yüzde 77’si ise 0,50 Cent ve daha düşük bir maaşla çalışmaktadır ve geçimlerini bu çok düşük para ile sağlamak zorundalar. Bu çok ağır bir yaşam koşulu ve çok geniş kapsamlı bir açlığı beraberinde getiren bir durumdur. Yani insan haklarının ihlali önemli bir kısmı yoksulluktan ve açlıktan geliyor.
Hindistan toplumunun yüzde 10’u ise çok aşırı zengin olanlardır. Diğer kalanlar ise bu her iki aşırı boyutun ortasındalar. Fakat gerçek şudur ki; Hindistanlıların çoğunluğu aşırı fakirdir. Buna benzer konu sizde de vardır. Ben Kürdistan’da da buna benzer koşullar olduğunu duydum. Oradaki hükümetin uzun dönem Kürtleri yoksul, hatta aç bıraktığını ve seçimler, “sözde istenilen” reformlar döneminde sonunda oy karşılığında para, sadaka verdiğini öğrendim. Bence ama bunları yaşayan sadece Kürtler değiller; o ülkede Türkler de ve diğerleri de fakir ve açlardır.
 
Hindistan’ın bu olumsuz tablosunu çizerken diğer tarafta olumlu bir tablosu da var. Bu konuda Hindistan’ın dil zenginliğinden çok bahsediliyor. Bu ne kadar doğru?

Bu doğrudur, ülkemde 100’den fazla dil konuşuluyor.
En çok konuşulan diller ise 25 veya 26 dildir. Bu diller arasında iki resmi yani devlet dilimiz var. Biri Hindu dili diğeri ise İngilizce. Ve tüm bu Major languages, yani başda gelen, büyük dilleri konuşanlar bunu merkez hükümetin izni ile yapıyor ve bu insanlar kendi dillerinde yazabiliyor ve konuşabiliyorlar. Ayrıca bu dillerde öğretim yapan okullar ve kolejlerde var. Yani burada dil bakımından bir dışlama yok. Sizler de ise Kürtçe resmiyette izinli, aslında öyle biliniyor.
Türkiye devletinin bir Kürtçe televizyonu var. Devlet yönetiminde pratik olarak yasaldır, diğer ikinci bir Kürtçe televizyon ise yasaktır. Bu ilginç ve çarpık bir durum. Sanırım biri yönetimde yani yönetime bağlı, diğeri ise yönetim dışında konuştuğu ve yayın yaptığı içindir. Ya susacaksınız ya da susmayacaksınız ve yasaklanacaksınız. Kanaatimce bu ileriki dönemde yasallaşacaktır, yasallaşmak zorundadır. 40 Milyonluk bir halka kimse kendi dilini yasaklayamaz. Bakın benim ülkemde her dile ve her inanca karşı saygı vardır, olması gerekiyor da. Zaman zaman bunun için savaşmış olsak da, ağır bedeller ödemiş olsakta. Halen çatışmalar ve mücadeleler vardır, bitmez de. Ama bugün ise dünden biraz daha iyidir, buda çok önemli.  
 
Peki toplumsal eğilimler konusunda bir baskı var mı?

Bildiğiniz gibi Türkiye’de bir operasyon ve tutuklama serisi ile bir siyasi kıyım yaşanıyor. Binlerce Kürt ve Kürt dostu olan siyasetcileri, akademisyen, yazar ve gazeteciler Türkiye devleti tutuklandı ve serbest olupta tutuklanmayı bekleyenler de var. Hindistan’da buna benzer bir tutuklama serisi, bir siyasi soykırım deneyimi yaşandı mı?
Hindistan’da farklı bir biçimde bir kıyım vardır. İzniniz ile onu kısaca anlatayım. Biliyorsunuz, Hindistan’da erkekler çok değerlidir ve kutsanır, kadınlar ise değersizdirler. Bu konuda Hindu ve tüm diğer geleneklere bakmak lazım. Erkek çocuğu ev içinde saygı görürken, kız çocuğu aşağılanmaktadır. Biliyorsunuz, Hindistan’da kız çocuğu evlendirildiğinde kız tarafı erkek çocuğuna büyük miktarda başlık parası vermek zorundadır. Yani Hindistan’da başlık parası erkeğe/damat adayına verilir. Burada büyük bir eşitsizlik söz konusudur. Ve bu konuda hamile kalan birçok kadın, eğer doktorun makinesi (yani ultraschall makinesini kastediyor) kız çocuğu bekledikleri ortaya çıktığında, bu hamile kadınlar bu kız çocuğunu kürtaj ile aldırıyorlar. Devlet buna susuyor. Bu cinsel bir kıyım değil de nedir? Bu makine yasalar gereği yasaktır, ama bir takım doktorlar bunu yapıyorlar ve kimse itiraz etmiyor, dava açmıyor, vaka saymıyor. Ve böylece sözde kazalar çok oluyor ve bu kazalar sonucu kadınlar sözde düşük yapmış oluyorlar. Bunun sonucunda şu an ülkemizde kadından daha çok erkekler vardır. Bu da bir kıyımdır ve gelenekleşen toplum tarafından onay almış bir kıyımdır.
 
Eskiden daha ağır bir koşul daha vardı. Kadınlar canlı olarak yakılıyorlardı, doğru mu?
Doğrudur. Bunun ismi “Bride Burning (Türkçesi: Gelin yanması)” diğer bir ismi ile “Dowry burning” (Türkçesi: çeyiz yanmasıdır). Fakat bu vaka son yıllarda azaldı. Geçmişte kayınvalde veya kadının eşi, babası, erkek kardeşi herhangi bir gerekçeden dolayı karar verdiği an kadının, kızının, eşinin üzerine benzin dökerek onu canlı halde yakabiliyordu.
Bu vaka daha çok orta sınıfta gerçekleşiyordu. Ve özellikle kadının erkek çocuğu değil de kız çocuğu doğurduğunda bu tür vakalar kaza süsü ile bazende açıkca uygulanıyordu. Kadın erkek çocuğu veremediği için eşinden veya kayınvaldesi tarafından ölümle cezalandırılıyordu. Doğrudur, geçmişte çok yaşandı fakat bu tür vakalar günümüzde azaldı ama.
Fakat buna alternativ gelenek olarak artık şu gerçekleşiyor: Kadın kız çocuğu doğurduğunda ya aile evinden uzak bir yerde kız çocuğunu yabancı bir aileye emanet ediyor ya da erkek çocuğu, yani damat kız evlat veren kadının yani gelinin ailesine gidiyor ve “Bize daha fazla para ver” diyor ve böylece önceden verilen başlık parasının yanında artı para almayı şart koşuyor.

Bu durum nasıl değişebildi?

Kadınlar eşitlikleri için çok ağır mücadele verdiler. Haklar halen eşit değil, fakat 10 yıl öncesinden bakarsak bugün haklar biraz daha eşitliliğe doğru gitmiştir. Bu konuda bir kaç kadın hareketi güçlü bir örgütlenme için eşit yaşam için mücadele vermektedir. Bunlar arasında en tanınmış 1981 yılında kurulan  “All İndia Demokratik Women’s Asosiation ­- AIDWA”dır (Tüm Hindistan Demokratik Kadınlar Birliği). Bu örgüt Hindistan Marksist Komünist Partisinin yan örgütüdür. Diğer büyük bir kadın örgütü ise 1954 yılında kurulan “National Federation of Indian Women” (Hindistanlı Kadınların Ulusal Federasyonu). Bu da Hindistan Komünist Partisinin kadın koludur. Hindistan’da bizim iki büyük komünist partimiz vardır. Bu partiler çok büyük değildir, yani resmi üye sayıları bir milyonu buluyor. Fakat bizim ülkenin toplam insan nüfusu ise 1.2 Milyardır (daha ayrıntılı rakam olarak Hindistan’ın nüfusu 1.210.193.422). Yani 1.2 Milyar karşısında 1 Milyonluk bir rakam hiç birşey değildir.

Bir de Türkiye’deki ‘KCK operasyonlarına’ değinmek istiyorum. Türkiye’de yaşanan KCK operasyonlarına yönelik Hindistan’da bir paralellik görebiliyor musunuz?
Haziran 1975 yılında anayasa konulu bir benzer konumda sıkıntılarımız vardı. 1971 yılındaki genel seçimlerde - yani İndira Gandi’nin Hindistan’ın Başbakanı olduğu - seçimlerde hile ve yolsuzluk vardı. Ana muhalefet bunu mahkeme yolu ile belgeleyip ispat etmişti. Hükümetin düşürülmesi gerekiyordu. Seçimlerin yeniden yapılması gerekiyordu. Ve hak ve eşitlilik isteyen binlerce insan sokaklara döküldü ve protesto ettiler. Ama Hindistan buna cevaben olağanüstühal (OHAL) ilan etti. Ve eş zamanda binlerce aile gözetim altına alındı. Kadın, erkek, çocuklar; herkes günlük işlerinde takip ediliyor, baskı yaşıyorlardı. Ve o yıllarda binlerce insan tutuklanmıştı. Ben şansen kendi üniversitemden atılmıştım ve Üniversite kampüsünden sürgün edilmiştim. Çünkü bu sayısız tutuklama, operasyonlara, OHAL’e karşı çıkmıştım. Sadece sözde değil aynı zamanda pratikte bu zulüme karşı mücadeleye katılmıştım. Benimle beraber birçok arkadaşım da tutuklandı. Benim içeride olduğum dönemde de aileme büyük baskılar ve işkenceler yapılmıştı. Ben bunları çıktıktan sonra öğrendim. Ve çıkışımda ne üniveristeye ne de kampüse yaklaşabiliyordum, ve burs bütçemin büyük bir kısmına el konulmuştu.
 
Bu sorunlar nasıl çözüldü?
O yıllarda bayan İndira Gandhi tüm bu operasyonların talimatını veriyordu. Resmi rakamlara göre 120 bin insan tutuklanmış ve çoğu yıllarca kötü koşular içinde ve işkence altında mahkemeye çıkarılmayı bekliyorlardı. Bir kısmı ise gözetim altında kaybedilmişti. Yakınları o kaybolanları halen arıyorlar, unutmadılar. 1977 yılında ise genel seçimler yapıldı. Ve İndira Gandhi bu seçimlerden çok az bir oy alarak seçimleri kaybetti. Kendisi kadın başbakanı olarak bir devlet lideriydi fakat insanların çok büyük bir kısmı ona karşı oy verdiler. Ve bence günümüzde özellikle Kaşmir üzerinde bir çok problemlerin olmasına rağmen, Hindistan şu an demokrasiye doğru yol almaktadır. Kaşmir’de bir demokrasi anlayışı vardır fakat güçsüz bir demokrasi anlayışı mevcut. Ve lideri kötüdür, yozlaşmaya çok eğilimlidir. Sizin konumunuza gelirsek Ortadoğu ve Arap ülkelerinin ise halen iki büyük sancılı konusu vardır. Biri Filistin sancısı, diğeri ise Kürdistan sancısıdır. Her iki ülke de, hayatda kalma konusunda sancılıdır. Bu konuda Birleşmiş Milletler (UN) ve diğer odaklar da bu iki sancı üzerinden çok daha fazla propaganda yapıldığını görüyorum.
Filistin sorunu niye konu ediliyor? Kürt Sorunu niye konu ediliyor? Bunu çıkarları doğrultusunda tahmin edebilirsiniz. Bizler bunu diğer medyalarda izliyoruz. Kürt medyalarını izleyemediğimiz için ancak bunlar üzerinden bilgi alabiliyoruz. Gerçi görsek de dil konusunda fazla bir şeyler anlayamayız.
Fakat doğru olan şudur: Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için Filistin ve Kürt sorununun çözülmesi gerekiyor. Fakat çözmekten yana olan bir samimi hükümet göremiyorum. Bırakın bu ülkelerin hükümetlerini, diğer komşu hükümetler bile çözümden yana değillerdir. Ve farkındaysanız umudun bağlandığı anda Kürtlere karşı bu yoğun tutuklamalar çoğaldı. Bu bir tesadüf değildir.
Seçimler oldu ve Kürtler baskılara rağmen kazanım gösterdiler. Ve ardından binlerce insan tutuklandı dediniz. Fakat daha ne kadar tutuklamak istiyorlar?! Ne kadar tutuklanabilinir ki daha?! Sizler 40 Milyonluk bir nüfusa sahipsiniz. Bunu kimse unutmasın. Bizler de hepimiz tutuklandık, yıllarca işkence ve baskı gördük. Sonunda ne oldu? Kimse bizi susturamadı. Her baskılarında, her bize vuruşlarında bizler daha da güçlü olduk. Her cezaevine düştüğümüzden sonra ardından cezaevinden çıktığımızda halkımıza daha da güçlü olarak geri döndük. Güvenin ve merak etmeyin, kimse sizleri susturamayacaktır. Sizlere inancımız vardır, sizlere bu konuda güveniyoruz.
 
Başarı için neler yapmalı?
Daha çok savaşın. Elinize silah veya bomba alın demiyorum. Ki silahsız savaşın birçok yolları ve imkanları vardır. Daha çok savaşın, daha çok mücadele edin. Onlar vurdukça siz ayağa kalkın. Propagandanızı yapın, medya dinlemez ise elçiliklere, siyasi partilere, sendikalara gidin. Kendinizi, konumunuzu oralarda dillendirin. Ve şunu söyleyin ki, yurtdışında o kadar Kürt vardır ki ve bunlar bu Avrupa ve diğer ülkelerde yaşamaktalar. 
 
Susmak ve salt gidişatı izlemek yetmiyor yani…

Tabii ki, oturup izlemeyeceksiniz. Kamuoyu yaratacaksınız. Birleşmiş Milletler hedefiniz olmalı, onlara baskı uygulayabilmek temel hedefiniz olmalı. Medya üzerinden baskı yapacaksınız. Eğer medya susuyor ise siyaset üzerinden baskı yapacaksınız. Eğer siyaset susuyor ise sivil toplum kuruluşları üzerinden baskı yapacaksınız. Eğer bunlar da yetersizse, daha çok kamuoyu yaratmak için harekete geçeceksiniz. Susmak hiçbir zaman doğru değildir. Susmak kabul etmek demektir. Bakın, Türkiye NATO üyesidir ve NATO çıkarları altında hareket ediliyor. Bu bir engel teşkil edebilir, fakat bu konuda Yunanistan örneği ele alınmalıdır. Onlar da karşı çıkıyorlar. Ve sözü geçen, ABD’de yaşayan, Amerikan siyasi dilinde konuşan birçok Yunan, Yunanistanlı vardır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu dün olduğu gibi bugünde sorun vardır.

Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz sözler var mı?

Umudun her gün filizlendiği bir ülkeden geliyorsunuz. Bunu unutmayın. Coplar gelse de, vursada… her defasında daha da güçlü ayağa kalkan Kürt halkıdır. Türkiye’de bunu görüyor, bunu farkındadır. Dünya da biliyor. Bu konuda sizlere çok saygım var. Başarılar diliyorum.

NİHAL BAYRAM - BRÜKSEL