
15 Şubat Uluslararası Komplosu’nu protesto için Fransa’nın Strasbourg kentinde bir araya gelen onbinlerce Kürdistanlı arasında rastlıyorum ona. Kısa bir sohbetten sonra gazetemize kırgın olduğunu belirtiyor. “Birçok basın-yayın organı katliama ilişkin benimle görüştü, ama siz gelmediniz” diyordu. Mahcup bir şekilde başımı öne eğerek “haklısınız” diyorum. Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in yaşamlarını yitirmelerinin üzerinde birbuçuk ay geçmesine rağmen Fransa’nın tatmin edici bir açıklama yapmaması ve süreci zamana yayma izlenimi, O’nu derinden endişelendiriyordu. Kürtlerin ve dostlarının Avrupa’nın birçok merkezinde kitlesel ve aralıksız düzenlediği ‘Adalet istiyoruz’ gösterilerini ise anlamlı ve değerli bulduğunu belirterek, “Bu süreçte inancımı ayakta tutan halkın sahiplenmesi oldu” diye ekliyor. Fransa’nın katliam karşısındaki tavrı ve Kürdistanlıların tepkilerini Paris katliamında yaşamını yitiren Fidan Doğan’ın babası Hasan Doğan’la konuştuk.
Elbistanlı olduğunuzu biliyoruz. Fransa’ya ne zaman geldiniz? Fidan’ın çocukluğu burada nasıl geçti ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne ne zaman, nasıl gönül verdi?
Rojbîn’i ülkede bırakarak 1989 yılında Fransa’ya sığınmak zorunda kaldım. Rojbîn, 9 yaşında Fransa’ya geldi. Gelir gelmez okula başladı. Bir iki yıl içinde gerek dil, gerek kıvrak zekasıyla olsun başarılı bir öğrenci oldu. Okul arkadaşları ve öğretmenleri tarafından çok seviliyordu. Okul yıllarında başlayan sorgulama, merakı onda doğal olarak toplumsal sorunlara ilgiyi de beraberinde getirdi.
Hollanda’da gerçekleştirilen Mazlum Doğan Festivali’ne katılacağını belirtti. Diyebilirim ki ilk kez bu kadar geniş bir Kürt kitlesiyle karşılaşıyordu. Bize bir yandan festivali anlatmaya bir taraftan da Kürtlerin sorunlarını sorgulamaya çalışıyordu. Sorular ve cevaplarla geçen bu süreçle beraber Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne aktif katılacağını söyledi. İlk etapta tepki gösterdim, ama o inatla bunun gerekçelerini bana anlatmaya çalıştı. Özellikle annesi ikna olmaktan uzaktı. O’nu da anlıyordu. Annelerin bu ve benzeri kararları duygusal olarak kabul etmekte zorlanacağını belirtiyordu. Bu süreçte çevremizle de bozuşmaya başladık, ama Fidan’ın iradesi bir süre sonra annesinin de kabul etmesine vesile oldu. İyi ve güzel bir hukukumuz vardı. Benimle sorunlarımızı anlayış ölçüleri içinde çözmeye çalışıyordu. Sabırlı, inançlı ve iradesine güvenen biri olduğu için neye, nerede, nasıl tavır göstereceğini biliyordu. Örneğin 1999’da Başkan’ın esir alınmasında çok etkilendi. Reaksiyonunu kontrol ederek sürece nasıl cevap olacağını düşündü. Kendisini ve süreci sorguladıktan sonra diplomatik çalışmalara ağırlık verdi. “Komploya daha fazla çalışarak cevap verebilirim” sözü zannedersem onun duruşunu, yaklaşımını belirledi.
Kendisini ikna yöntemiyle kabul ettirmeyi çok iyi bir şekilde başarıyordu. Herşeye hemen cevap verme yerine ortamı, sorunun ağırlığını, karşısındakinin psikolojisini veya tepkilerini ölçmeye çalışarak, cevap olmayı tercih etmesi onun önemli bir özelliğiydi diyebilirim. Aile içinde de bunu sergiliyordu. Kardeşleriyle ilişkilerinde ikna yöntemi, anlama ve çözmeyi önemsiyordu. Ailede, geniş aile çevresinde, arkadaşları arasında ve yoldaşları arasında sevilmenin en önemli nedenlerinden birinin bu olduğuna inanıyorum. Rojbîn, her şeyden önce dinlemesini ve anlamaya çalışmasını sabırla gerçekleştiriyordu. Kendisine karşı dürüst olmasını, dolayısıyla karşısındakine dürüst davranmayı ilke edinmişti. Benim için Rojbîn iyi bir arkadaş, dürüst bir insandı. Onda öğrendiğim çok şey var.
Paris’te işlenen katliamdan sonra Kürt halkının gösterdiği tepkiyi nasıl karşıladınız?. Daha farklı tepkiler beklediniz mi?
Paris’te başlamak istiyorum. Paris’e akın eden insanlarımızın yoğunluğu beni şaşırttı. Yoğun bir ilgi ve bir o kadar olgun bir kitle ile karşılaştım. Avrupa’daki insanlarımız 3 fidanımızı yakınen tanıyordu, ama kısa bir sürede bu kadar inançlı insanın tepkilerini ortaya koymaları tarihi bir sahiplenmeydi. Amed’de Paris’tekinden üç misli fazla bir topluluk sahiplendi. Bu konuda başta Amed halkına ve cenazemizin güzergahı üzerinde bulunan Adıyaman ve Gölbaşı halkına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Neden, bu acılı günümüzde yalnız olmadığımızı gördük. Yol boyunca çok değerli bir sahiplenme yaşadık. Bu Rojbîn’imize olan, halkımıza olan inancımızı keskinleştirdi. Ama, Gölbaşı’nı geçtikten sonra yani Nurhak ve çevresi alanlarına, köylerine girdiğimiz güzergahta o desteği göremedik. Kapıdere mevkisinden köyümüze kadar 40 kilometrelik bir güzergah var, bu güzergah üzerinde yoğunlukta Kürt Alevi köyleri mevcut. Hiçbiri kapılarını açıp bize bakmadı, el sallamadı. Adeta herkes evlerine kitlenmişti. Biz Kürt Aleviler olarak bu kadar geri mi düşecektik? Bize eşlik edenlerin büyük bir bölümü, Amed, Adıyaman ve Gölbaşı halkıydı. Bu insanlarımıza benim doğduğum memleketten insanların güzergah boyunca katılmaması beni çok üzdü. Elbistan’da benim tanıdığım 6 Kürt avukat var. Bu avukatlardan hiçbiri yanımıza gelmedi. Cenezeye katılmadı. 3 Belediye başkanı bunlardan biri benim amcamın oğlu. İlk gün göründüler sonra köşelerine çekildiler. Elbistan tarihinde belki de ilk kez bir cenaze töreni bu kadar geniş bir kitle ile kaldırıldı. Benim yöre insanım, benim Kürt Alevilerim, sözüm ona aydınlar neden korkuyorlar? Bu mudur haktan yana haksızlığa karşı koymak? Oraya gelen halkımızın canı neydi, gelmeyen, sahiplenmeyenlerin canı neydi? Lütfen bunu yazın.
Bölgemin Kürt Alevisi, Kılıçdaroğlu’ndan mı yoksa Tayyip Erdoğan’dan mı korkuyor? Halen CHP’nin bu halka hiç bir şey vermeyen 70 yıllık politikaları arkasında sürekleniyorlar. Yazık çok yazık. Sayın Turgut Öker bir açıklama yaptı. Kendisini tebrik ediyorum. Keşke bu çıkışı yıllar önce yapsaydı. Bunları neden söylüyorum; Kürdüm, Aleviyim, bir şehit babasıyım. Ailemde üç şehit var (Bülent Doğan, Elif Şimşek ve Fidan Doğan) çocuklarımız Kürt Alevi kimlik ve inancıyla haksızlıklara karşı çıkıp bu toplumun özgürlüğü için bedenlerini topraklara verdiler. Elbistan için. Olacak şey mi sahiplenmemek? Bir cenaze geliyor. İnancımızda acıları paylaşmak varken, hakkın yoluna bedenlerini verenler varken sırtını dönmek hangi inançta olur? Dostlarım, akrabalarım, köylerim bugün yanımda olmayacakta ne zaman olacak. Benim kızım Aleviliğin düştüğü bu durumdan dolayı Aleviliğe, kimliğine sahip çıkarak, onu savunarak ve ölüme aldırış etmeden hakları ve inancı için hakka yürüdü. Yürümeyenler utansın. Kendisini kandıranlar, rant peşinde olanlar, mevki ve para peşinde olanlar, milletvekiliği ve belediye başkanlığı peşinde koşarak, sadece ‘işim yürüsün’ deyip şöyle-böyle olanlar ve buna da Alevilik diyenler utansın. Onların hiçbiri kızımın, şehitlerimin ayaklarına su bile dökemezler. Benim kızım, bir adalet arayışçısıdır. Elinde temiz bir yürek ve inanç vardı. Başka hiç bir şey yoktu. Şimdi nasıl çıkıpta ‘pir-pak olduk, hakka yürüyoruz, mahsun ve mazlumuz’ diyebilirler. Yazık çok yazık.
Katliamın üzerinden yaklaşık birbuçuk ay geçti. Bu süre içinde Fransa’nın, soruşturmayı yürüten savcılığın tavrını nasıl nasıl görüyorsunuz. Size bir bilgi verildi mi?
Maalesef bizi, kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadığı gibi bu hususta bana iletilen bir bilgi de olmadı. Ben bunu iktidarda bulunan, ‘sosyalist’ olduğunu söyleyen hükümetin bir ayıbı olarak görüyorum. 4 Mart’ta avukatlarla bir görüşmemiz olacak. Avukatların aldığı, edindi bilgi ve izlenim nedir, o tarihte ortaya çıkar diye düşünüyorum. Şunu belirteyim ki katliam Fransa’da işlendi ve birinci derecede sorumlu olan Fransa ve hükümetidir. Karşımıza bir savcı çıkardılar - ki bu savcının daha önce Fransa’da tutuklanan Kürt politikacılar veya Kürtlere karşı gerçekleştirilen oparasyonlarla bağlantılı bir savcı olduğu biliniyor- üç dakikalık bir açıklama ile katliamda bir şüpheli bulduğunu açıkladı. Milliyetçi derneklerde görev yapan, çeşitli derin odaklarla bağlantılı bir kişinin sadece Kürt derneğine üye olmasını kanıt olarak kamuoyuna sundu. O zat, hakkında ortalıkta binlerce bilgi ve belge dolaşırken buna ilişkin bir açıklama yapılmadı. Dosyanın iyi niyetli, gerçekten bu katliamı ortaya çıkaracak bir savcının elinde olmadığını Paris’teki polis ifademizde söyledik. Fransa hükümeti başta ailelerin hassasiyeti olmak üzere Kürt kamuoyunun hassasiyetini gözönünde bulundurarak katliamı hiç zaman geçmeden aydınlatmalıdır. Fransa-Türkiye arasında derin ilişkilerin olduğunu biliyoruz. Kuşkulanmıyor değilim. Acaba katliam bu derin ilişkiler içinde kaybolacak mı ya da sonuç olarak manipüle edilip ortayamı bırakılacak. MİT’in katliam araştırmasına dahil olduğu belirtildi. İlginçtir bu süreçten sonra herşey bıçak gibi kesildi. Yoksa araştırmada bir yere kadar gidildide karşılarına aşılmaz bir duvar mı çıktı? Tıpkı susurluk gibi.
Söylediklerinizde yola çıkacak olursak sunu belirtebilir miyim: Sizce katliamın üstü örtülecek mi?
Öncelikle, yaklaşık iki aydır bir açıklama yapılmamasını garipsiyorum. Süreç, yukarıda belirttiğim derin şüphelere sürüklüyor beni. Fransa hükümeti detaylı bir açıklama yapmalı. Kamuoyuda bilir kişiler de katliamın tek bir kişinin işi olmadığı kanısı çok güçlü. Karşımıza bir zat çıkararak ‘işte budur’ demeleri Fransa’yı zan altında bırakır. Biliyoruz ki bu katliam tertiplenmiş, planlanmış ve hedefi önceden belirlenmiş bir katliamdır. Ben şahsen katliamı rahmetlik Hrant Dink cinayetine ve bu cinayetteki gelişmelere benzetiyorum. Fransa veya söz konusu savcı nasıl bir çizgi izler kestiremiyorum, ama kestirdiğim ve emin olduğum ne biz ne Kürt halkı ne de Kürt dostları bu katliamın peşini bırakmaz.
Fransa’nın şu anki sosyalist iktidarına çağrıda bulunuyorum. Biz Kürtler de sosyalistiz, Kürt halkının mücadeleside sosyalizm mücadelesidir. Halkların kardeşliğine Fransa’dan da çok inanıyor ve güveniyoruz. İnsan haklarına, toplumların özgürlüğüne inandığımız kadar kimse inanmaz. Hiçbir haraket bizim kadar kadının özgürlüğüne inanmaz. Bu nedenle Fransa önemli bir imtihanla karşı karşıya. Hükümetin de ne kadar sosyalist olduğunu göreceğiz. Ben, Paris’te katliam sonrası içinde sosyalist milletvekillerinde olduğu bir toplantıda ‘Katliam Fransa’nın, sosyalist hükümetinin boynunda kalmıştır. Sorumluları ortaya çıkarmak hükümetin görevidir’ dedim. Hemen iki üç milletvekili bana yaklaşıp ‘Hükümete yüklenme biz olayın takipcisi olacağız’ dedi. Artık diğerini siz düşünün.
Katliam sonrası başta Türk medyası olmak üzere Türk hükümet yetkililerin açıklamaları oldu. Önce ‘iç infaz’ dendi sonra Ömer Güney’in Türkiye’ye birçok kez giriş-çıkış yaptığı tespit edildi. ‘Sürece karşı olanlar yapmıştır’ diye açıklamalarda bulunuldu. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk devletinin, yetkililerin veya medyasının tavrı şimdi değil 30 yıldır açık ve bellidir. Söz konusu Kürtler ve Kürt Özgürlük Mücadelesi olunca her şey değişiyor, değiştiriliyor. ‘Çamur at izi kalsın’ misali Kürt’e dair her türlü atmak ve tutmak serbest. Daha o günlerde Taraf gezetesi benimle bir söyleşi yaptı. Tek şartım ‘Ne söylersem onu yazın’ dedim. ‘Tamam’ dediler. Ama iki gün sonra baktım ki söylemediğim şeyler yer almamış ama bazı bölümler çok ince bir şekilde değiştirilmiş. Güya demokrat bir gazete. Bana habire ‘Kızın PKK ile ne kadar yakındı, katliamda bir ay önce nasıl Türk konsolosluğunda pasaport aldı’ gibi sorular sordu. Ben de ‘Git konsolosluğa sor onlar terörist diyor, nasıl olur da pasaport vermişler’ dedim. Benim kızım terörist değil. Halkı için çalışan insanlar terörist ise Filistinlilerin hepsi o zaman teröristtir! T.Erdoğan bunu söyleyebilir mi? Bizim çocuklarımız dünyanın en haklı mücadelesini için çalıştılar, çalışıyorlar. Türk medyası maalesef bunları görmüyorlar. Benim kızım Avrupa Parlamentosu’nda Türk Parlamenterlere de tercümanlık yapıyordu. Onlara da yardım ediyordu. Başbakan, Fransa Cumhurbaşkanı’na neden o ‘teröristle görüştün’ diyordu. Erdoğan’a sormak istiyorum. Rojbîn, Türk parlamenterleriyle de görüştü. Aynı soruyu onlara da sorsun.
Ben ilk kez görüşlerimi açık ve net bir şekilde size anlatıyorum. İnanıyorum bu gazeteye, bu gazeteyi çıkaranlara. Birisi bir halkın sesi, diğeri patronun sesi. Hükümet ya da Türk hükümetleri de hep aynı. Şimdi Tayyip ‘barış’ diyor ama bir adım ileri, iki adım geri atıyor. Barış diyeceksin ama karlı dağlarda iki metre adım atamayan gerillaya bomba atacaksın. Bu provokasyon değil mi? Barış yapmak bunun neresinde? Ben hükümetin ciddi ve samimi olduğuna inanmıyorum. Biz barış istiyoruz. Açık ve net. Ama kimse bize gelin teslim olun, benim istediğim gibi olun diyorlarsa ben Rojbîn’im adına şunu söylerim: Bizi satın alamazsınız. Bu halkın onurlu evlatları buna izin vermez.
‘İnsanlığın vurulduğu müze’ olmalı
Kürt halkına özellikle Avrupa’daki Kürdistanlılara bir çağrın var mı?
Kürt Aleviler, aynaya bir kez daha bakmalı. Gerilla cenazelerine ‘terörist’ olarak bakmayın. Onlar sizin evlatlarınızdır. Düşüne biliyor musunuz Elbistan’da Cemevlerine gerilla cenazeleri alınmıyor. Bunlar bir Kürt Alevisi olarak benim zoruma gidiyor. Hak, hukuk, adalet, yol ve yolcu bizim için kutsaldır. Elbistan Aleviliği bunun neresinde. Ben şimdi kalkıp Elbistan’da, Pazarcık’ta biz Aleviler adalet ve hukuktan yanayız, biz Alevilerin ayrısı-gayrısı yoktur diyebilir miyim? İçim acıyor. Biz bu değiliz, biz böyle olmamalıydık.
Bir diğer talebimde siz Kürt medyası olarak bu katliamın peşini bırakmayın. Kürt halkının sesi olmaya devam edin. Kürt siyasetçilerimiz. KNK, KONGRE-GEL, BDP, HDK ve milletvekillerimiz bu katliamı unutmasın. Aydınlatılması için mücadeleye devam etsinler. Şu ana kadar çok büyük bir duyarlılık sergilediler. Kendilerini kutluyorum, ama daha işimiz bitmedi. Mücadelemiz devam ediyor. Derneklerimiz, Kürt kurum ve kuruluşlarımız, Kürt siyasetçilerimiz ve Rojbîn’imin hevalleri, havellerimiz ilişkilerine, güvenliklerine dikkat etmelidirler. Şunu da sonuç olarak belirteyim. Biz ailece şunu çok istiyoruz. Katliamın gerçekleştiği büro artık büro olarak kullanılmamalıdır. Biz oranın bir müze olmasını talep ediyoruz. ‘İnsanlığın vurulduğu müze’ olmalıdır orası. Orada üç fidanımızın elbiseleri, kullandığı kalemler, kağıtlar, fotoğrafları yer almalıdır. Bu yapılabilirse mutlu oluruz. Böylelikle Avrupa’nın orta yerinde onları Kürt kadınların şahsında abideleştirebiliriz.
‘İnançlı bir Fidan gördüm’
Rojbîn’in Avusturya’da yaşayan amcası Ali Doğan da şöyleşimize katıldı.
Ali Doğan, Fidan’ın 8 yaşına kadar Elbistan’da kendisiyle birlikte yaşadığını belirterek, “Onu 8 yaşında Fransa’ya ailesine gönderdim. Yıllar sonra karşılaştığımızda kendisine güvenen, zeki ve bir o kadar inançlı bir Fidan gördüm” dedi. Paris katliamının hedefinde Kürt kadının olduğunu belirten Ali Doğan, “Fidan aslında şahadetiyle birlikte bize ve özellikle memleketindeki Kürt Alevilerine önemli bir mesaj verdi. Cenaze töreniyle korku duvarını önemli ölçüde yıktı. İnançların bir birlerine nasıl saygılı, nasıl dayanışma içinde olduğunu ve yine inançların bir birlerini nasıl sahiplendiğini şahadetiyle bize yaşatıp, gösterdi” dedi.
Fidan’ın hoşgörülü ve saygılı bir kişiliğe sahip olduğunu, aile olarak onun inancına sahip çıkacaklarını belirten, “Halkın sahiplenişi ve hala devam eden adalet arayışlarının katliam aydınlığa çıkana kadar devam etmesi önemlidir. Çünkü, Kürt onların şahsında Kürt kadınını ve Alevi inancı içinde önemli bir yere sahip kadının misyonu katedildi” dedi.
ALİ ONGAN