Bir süredir savaşın Devlet eliyle yeniden tırmandırıldığı Türkiye’de, Kürt meselesinin çözümüne yönelik resmi proje iyiden iyiye netleşmiş görünmektedir. Değişik araçların kullanılarak Kürt özgürlük hareketinin siyasal iradesinin ülke içinde ve dışında halklardan tecrit ve tasfiye edilmesi öncelikli hedef olarak belirlenmiştir. Bu hedef, günlük politikaların ürünü değil, bölgesel ve uzun vadeli bir emperyal anlayışın tercihidir.
Doksanlı yıllar öncesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede kurulacak her hangi bir Kürt devletinin varlığına karşı tepkisi „savaş nedeni“ olarak tanımlanmaktaydı. Bu tutum, dünyanın o anki konjonktürel durumuna bağlı olarak sergilenen, „güvenlik“ adı altında kodlansa da, esas olarak sömürgeci bir refleks idi.
Doksanlı yıllarla birlikte, dünyadaki hızlı değişimi görerek politik hedeflerinde yeniyi yakalamaya çalışan ilk hareketin PKK olduğunu söylemek yanlış değildir. Bağımsız Kürdistan istemi yerine, „halkların, eşitlenmiş ilişkiler çerçevesinde birlikte yaşam projesinin geliştirilmesi“ adımı yeni yürüyüşün temel çizgisini sergiliyordu. Hareketin baştan beri içerdiği enternasyonalist karaktere rağmen, Demokratik Cumhuriyet projesi böylesi bir yeni anlayışın ürünü olarak ortaya atılsa da, bütün eksiklerine rağmen, kısa zamanda bölgeyi kucaklayan bir özgürlük projesi halini almaya başladı. Böylesi gelişmeler elbette salt Kürt özgürlük hareketi ile sınırlı değildi. Sermayesi küreselleşmiş olan yeni dünyanın siyasetinin de küreselleştirilmesi gerekmekteydi. Bu amaçla sosyalist ülkelerde  „duvarların yıkılması“ döneminde başlatılan dünya siyasal sisteminin küreselleşmiş olan tekelci sermayenin sevk ve idaresini yapabilecek dünya ölçekli (küresel) bir siyasal mekanizmanın düzenlemesi süreci, 11 Eylül ile birlikte ABD eliyle açıktan atağa geçti.
„Güvenlik“ algısı, emperyalist dünyanın varlığıyla tanımlanarak, ulusal devlet sınırları içerisine kapatılamayacak kadar genişlemiş ve bütünleşmişti. Türkiye devletinin güvenlik konsepti de artık bütün bölgeyi kapsayan bir boyutu içermekteydi. „Suriye’deki gelişmeler bizim de iç meselemizdir“ algısı, sadece iki devletin de sömürgecilik bağlamında oluşturdukları ortaklığı değil, ama aynı zamanda küreselleştirilmek istenen dünya siyasetinin Ortadoğu ayağı için de bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktaydı.
***
AKP’nin bölgesel sorunlara yaklaşımı bu genel konseptten ayrı ve bağımsız olarak düşünülemez. Bunu, sadece soyut „emperyalizme bağımlılık“ gibi sözlerle açıklamak da mümkün değildir. Soruna Türkiye’de sermaye gruplarının yapısal özellikleri dikkate alınarak yaklaşım gerekmektedir.
Özellikle müteahhit sermayenin (inşaat sektörünün) bölgedeki büyük gücü ve etkinlik alanları akla getirilirse güneydeki Kürt federasyonun tanınması ve bunu takiben Türkiye’de de belli reformların gerçekleştirilmesine yönelik baskıların altında yatan oyunları kavrayabilmemiz daha kolaylaşmaktadır. Buna ekonomik olarak gereksinim duyan bütün ülkeler bir boyutta Türkiye ile böylesi bir ilişkiye girmeye hazır görünmektedirler. Ama bu türden isteklerin gerçekleşmesini engelleyen tarihsel ve güncel birçok neden vardır. İşte AKP bir yandan şiddeti uygulayarak bu engellerin en büyüğü olan PKK’yi bitirmeye çalışmaktadır, öte yandan havuç vererek, aklınca Libya’dan Somali’ye, Suriye’den Gazze’ye bir siyasal hegemonya alanı yaratmaya çalışmaktadır.  Bu mümkün müdür?
***
Yukarıdaki sorunun „mümkündür“ türünden yanıtını engelleyen asıl gücün bölgede Kürt Özgürlük hareketinin varlığı olduğunu daha önce de söylemiştim.
Söz Türkiye olunca; hükümetin Kürt sorununa ilişkin birçok adımı atmaya çoktan hazır olduğunu; Kürt halkının bu hakları direnişinin gücüyle zaten uygulamaya soktuğunu biliyoruz. Ama artık sorun böylesine daraltılmış bir noktadan ele alınamaz. Artık kesinlikle bölgesel bir güç olan PKK’nin varlığı bütünüyle ortadan kaldırılmadan, emperyalizmin orada bölgesel bir emperyal güç yaratabilmesi mümkün değildir. İşte bu nedenledir ki PKK’nin kökten imhası, emperyalizmin onay verdiği tek çözüm önerisidir. Sınır ötesi operasyonları, BDP’ye takılan ayrıştırma tutumu, ünlü PKK muhaliflerinin ülkeye daveti...