Özgürlükçü Anayasa Platformu aktivistlerinden yazar Nuray Mert, yeni anayasanın Cumhuriyetçi-laik, muhafazakâr ve Kürt siyasal çizgileri arasındaki uzlaşmayla yapılabileceğini söyledi. Kürt sorununa anayasal çözümünün şart olduğunu ve yeni anayasada Kürt siyasal temsiline alan açılması gerektiğine işaret eden Mert, hükümetin yeni anayasadan vazgeçebileceği uyarısında bulundu. Özgürlükçü Anayasa Platformu’nun İstanbul toplantılarına katılan Mert, yeni anayasa tartışmalarına ve taleplerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Son iki seçimdir ‘yeni, sivil ve demokratik bir anayasa’ konusu gündeme getirilen en ciddi vaatlerden birini oluşturuyor. 2007 seçimlerinden sonra yapılan onca toplantıdan sonra anayasa meselesi rafa kaldırıldı. Bu seçimde de bu vaat, toplumda gittikçe artan bir talebe dönüşmüş durumda. Türkiye açısından yeni anayasa ihtiyacını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de toplum Kürt-Türk, laik-muhafazakâr gibi fazlasıyla ayrışmış durumda, o nedenle her kesimin beklentisi farklı. Bu ülkenin, yoluna devam edebilmesi için yeni bir mutabakat zemini inşa etmesi gerekiyor, yeni Anayasa o nedenle gerekli. Toplumun farklı kesimleri bunun ortaklaşa bir ihtiyaç olduğunun ne kadar farkında ondan emin değilim, o nedenle herkesin beklentisi farklı diyorum. Yoksa doğal olarak her kesimin beklentisi farklı olacak, ancak bu toplumun farklı beklentileri ortak bir zemin oluşturacak şekilde buluşturma konusunda kararlı olduğu izlenimim yok. Bu nedenle “toplumun yeni anayasa talebi” konusunda kuşkularım var.

Anayasa hangi yöntemlerle yapılmalıdır? Katılım sorunu nasıl aşılabilir, mevcut parlamento bu konuda yeterli mi, yoksa yeni bir oluşuma (örneğin Kurucu Meclis ya da Anayasa Konseyi gibi bazı öneriler var) ihtiyaç var mı?
Anayasa yapma süreçleri, siyasal müzakere süreçleridir veya öyle olmalıdır. Güçlünün dediğinin olduğu bir müzakere süreci toplumsal barış inşa edemez. O halde, öncelikle herkes için özgürlük alanını genişletmek üzere geniş katılımlı bir sürece ihtiyacımız var. Ancak “geniş katılım” da muğlak bir laf. O nedenle, bu ülkenin temel sorunları ve bu sorunların taraflarının müzakere edebileceği bir ortamın oluşması gerekir. Parlamento önemli bir zemindir, ancak yeterli değildir. Çeşitli çevrelerin görüş ve talep bildirebildiği her tür imkanın işletilmesi gerekir. Kurucu Meclis fikrini de sorunlu buluyorum. Aslolan sahiden mutabakat çabasının gösterilmesidir, bunun araçları ve yöntemleri bu çerçevede belirlenebilir.

Parlamento zemininde bir uzlaşı sağlanabilir mi? Zira taban tabana zıt talepleri olan gruplar ve partiler var. Bu konuda nasıl bir ortaklaşma sağlanabilir?
Mevcut seçim sistemi ve özellikle barajlı bir temsilin anayasa sürecinin meşruiyetini zedelediğini düşünenlerdenim. Ancak şu haliyle bile Meclis’te temsil edilen ana akımların hakkıyla katılımı sağlanan bir müzakere-mutabakat zemini bulunabilir. Ana akımlardan kastettiğim Cumhuriyetçi-laik çizgi, muhafazakar çizgi ve Kürt siyasal çizgisidir. Sosyal demokrasi ve emek politikaları çerçevesindeki talepleri de laik-cumhuriyetçi çizgi ve Kürt siyasal çizgisinin temsil etmesini bekleyebiliriz. Bu çizgiler arasında uzlaşmaz farklılıklar olduğu doğrudur, ama tam da bu nedenle yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Tam bir uzlaşma değil ama mutabakat zemini bulmak veya bu çabaya girmek dışında bir seçeneğimiz yok. Tüm taraflar, bu anlayıştan hareket ederse, her şeye rağmen mutlaka yol alınır diye düşünüyorum.

Anayasanın başlangıç ilkeleri ve ilk 4 maddesi dokunulmaz mı olmalı, yoksa bir bütün bu anayasa 12 Eylül ruhundan arınmalı mı?

12 Eylül ruhundan mutlaka arınmak gerekiyor tabi. İlk dört maddeye 12 Eylül döneminde yapılan eklemeleri kimsenin savunabileceğini sanmıyorum. Ancak, değişmez maddelerin tümüyle değişmesi, ancak devrimci bir durumda olur. Fevkalade zordur. Diğer taraftan, bana sorarsanız Türkiye “müzakereli bir devrim” denilen köklü değişim ihtiyacı duyan bir ülke. Böyle süreçler özenli mutabakat ve müzakere süreçleri olmak zorundadır. Bu yönde çabalar göstererek, ilk dört maddenin temel esprisi bozulmadan yorumlanabilir. Mesela, laiklik esastır ama laikliğin mevcut katı laiklik anlayışı çerçevesinde yorumlanmasını engelleyici özgürlükçü tedbirler garanti altına alınabilir. Böylece mesela başörtüsü konusundaki demokrasi ayıpları ve haksızlıklar engellenir. Cumhuriyetçi-laik çizgi, bu konuda uzlaşmaz tavrını demokratik laiklik anlayışı çerçevesinde esnetmek durumundadır. Diğer taraftan “ülke bütünlüğü” esasına sadık kalarak, ama bunu tekçi-merkeziyetçi yorumdan çıkararak, Kürt siyasal temsiline alan açılabilir. Taraflar bu konuda bir mutabakat zemini yakalayabilir.

Yeni anayasa ile Kürt sorunu, Aleviler, azınlıklar, demokrasi gibi konulara ne ölçüde çözüm bulunabilir?
Yeni anayasadan beklenilmesi gereken, şu anda toplumsal gerilim ve sorun yaratan her konuda özgürlük alanlarını genişleterek, rahatlama sağlanmasıdır. Tüm taraflar özgürlük taleplerini çatıştırmak değil, uzlaştırmak yönünde tavır takınırlarsa sistem ve toplum rahatlar. Bunu söylemek kolay, hayata geçirmek zordur. Ancak imkansız değildir. Türkler, Kürtlerin siyasal temsil veya statü taleplerinin, illa kendilerinin aleyhine bir talep olmadığını kavramak çabası gösterirlerse çatışmacı zeminden uzaklaşma imkanı doğar. Laikler, muhafazakârların taleplerinin özgürlüklerinin kısıtlanması demek olmadığını anlamak durumundadırlar. Suniler, Alevilerin hak taleplerinin bir fitne ve fesadın uzantısı olduğu anlayışını terk etmek durumundadır. Buna karşın Aleviler, kendi hak taleplerini katı laiklik anlayışının yedeğine bağlamak alışkanlığından kurtulmak durumundadırlar. Bu ülkede yaşayan laikler, başörtülü bir milletvekilinin kendi özgürlüklerine tehdit olmadığını görmek durumunda. Batıda yaşayan Türkler, Kürtlerin özerklik elde etme durumunda bile Türkiye’nin bütününden kopmak bir yana, toplumsal barışı pekiştireceğini anlamak durumunda. Tüm bunlar zor, ama imkansız değil.

Kürtlerin Demokratik Özerklik talebi yeni anayasa çerçevesinde nasıl formüle edilebilir?
Doğrusunu söylemek gerekirse, Kürt siyasal hareketini çok yakından izleme gayreti içinde olmama rağmen ben bile Demokratik Özerklik’ten tam olarak neyin kastedildiğini anlamış değilim. Ancak, Kürtlerin siyasal bir statü talepleri olduğunu biliyorum, bunu toplumsal barış çerçevesinde formüle etmek doğrultusunda destekliyorum. Ancak, belirsiz, hakkıyla tartışılmamış bir talebin, üstelik mevcut sistemi zorlayan bir talebin anayasa ile düzenlenmesini beklemek çok anlamlı değil. Anayasal değişimden, özerkliğin özgürce tartışıldığı zemini mümkün kılmasını bekliyorum. Yerel yönetim reformunun bu talebi karşılamayacağının farkındayım, ancak bu zeminde cesur bir değişimin beklenebileceğini düşünüyorum. Tüm yükü Kürt siyasal hareketine yükleme çabası içinde olanlardan hiç değilim, ama özerklik veya statü taleplerinin Türkiye kamuoyuna açıklanabilmesinin yollarını aramaları gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, çözümü anayasa değişikliğine bağlamak anlamlı olmaz. Çünkü esas olan toplumsal barış çerçevesinde değişimi mümkün kılmak olmalıdır.

PKK Lideri Abdullah Öcalan ‘Anayasa Konseyi’ konusunda uzlaşmaya vardıklarını açıkladı. Bundan ne anlıyorsunuz, bu konsey nasıl oluşacak ve işleyişi ne olacak?

Yine, Anayasa Konseyi’nden neyin kastedildiğini tam anlamış değilim. Ancak, Kürt meselesinin çözüm seyrine girmesi birçok paralel çabayı gerektirir, bu konunun Konsey, Kurucu Meclis gibi araçlarla bir çırpıda çözülmesini beklemek gerçekçi olmaz diye düşünüyorum.


Yeni anayasa konusunda birden fazla inisiyatif ve oluşum söz konusu. Deyim yerindeyse herkes kendi anayasasını yapmaya çalışıyor. Bu denli parçalı arayışlardan bir toplumsal konsensüs çıkabilir mi?
Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, mevcut tabloda umut vadeden çok fazla şey yok. Tam da bu nedenle tüm çevrelerin önce samimi bir biçimde müzakere etme gerektiğini kabul etmesi, sonra farklı beklenti ve kaygıların asgari bir mutabakat zeminine taşınması konusunu ciddiye alması gerekir. Her şeye rağmen, bu imkansız değildir, olmamalıdır. Yoksa her türden çatışma konusu öne çıkar ve değil, köklü değişimler, yeni bir toplumsal barış zemini, herkes birbiri ile kavga etmeye devam eder, dahası kavganın alanı ve ölçüsü derinleşir. Bu ülkede yaşayan herkesin ve tüm tarafların birinci sorumluluğu bu yönde bir seyrin karşısında durmaktır. Öncelikle de iktidarın bu seyrin yönünü değiştirmenin gereğine inanması gerekiyor.

Hükümetin yeni anayasayı tek başına yapma yeterliliği olmadığı için bir süre sonra “uzlaşma sağlayamadık” diyerek ve şartlarda kendi lehine ise anayasayı erteleyip bir ara seçim sonrasına bırakabileceği söyleniyor. Bu ihtimali nasıl görüyorsunuz, hükümet bir kez daha bu talebi erteleyebilir mi?

Mevcut anlayış devam ederse, hükümet kolaylıkla bu istikamete yönelecek gibi görünüyor. Ancak, asıl kaygı duymamız gereken, hükümetin yeni anayasa sözünü askıya almasından ziyade, mevcut anlayışta politika üretmekte ısrar etmesidir. Kürt meselesi başta olmak üzere, genel olarak muhalefete tahammülsüz ve güvenlikçi bir siyaset anlayışına mahkum olmamız öncelikli sorundur. Zaten anayasa sürecinin demokratikleşme yönünde işlemesi de öncelikle bu siyaset anlayışının değişimini gerektiriyor.

KENAN KIRKAYA




Ortak payda arayışı yetersiz!


Yeni anayasa çalışmaları 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra ağırlık kazanmaya başladı. Kürt muhalefeti ve sosyalist grupların yıllardır dile getirdiği anayasa talebine yönelik hükümet kanadından da sıcak mesajlar verildi. İlk girişim de 22 Temmuz genel seçimlerinden sonra başlatıldı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş), Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) gibi sivil toplum örgütleri 2007 yılında AKP’nin çağrısı üzerine bir araya gelerek Anayasa Platformu oluşturdu. Platform daha sonra TÜSİAD, TBB, TÜRKONFED, MÜSİAD, MEMUR-SEN, TUSKON, ASKON, TÜGİK, KAGİDER, KADER, TÜGİAD ve TVYD gibi oluşumların dahil olmasıyla ‘Anayasa Platformu Söz Sizde’ girişimine dönüştürüldü.

Hükümet başlattığı gibi bitirdi

8-9 Ekim 2007 tarihinde Ankara’da 83 kuruluştan 250 kişinin katılımıyla ‘Anayasa Platformu Ulusal Çalıştay’ düzenlendi. Çalıştayda, anayasanın yapım ilkelerini belirleyen sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, 1982 Anayasası’nın ruhunu yansıtan ‘değiştirilmez’ ilk 4 maddesinin korunması sonucu çıktı. Ayrıca Kürt sorununa kaynaklık eden anadil ile ilgili 42. madde ve vatandaşlık tanımıyla ilgili 66. maddeye ilişkin de herhangi bir düzenleme talebi ortaya çıkmadı. Bu çalıştayın ardından AKP konuyu gündemden düşürünce, Anayasa Platformu da çalışmalarına ara verdi. Anayasa çalışmasının yeniden gündeme gelmesiyle platform 9 Nisan 2010 tarihinde çalışmalarını yeniden başlatma kararı aldı.

AKP’ye yakın iki ayrı çalışma

Anayasa eski Raportörü Osman Can, Adnan Özer, Ayhan Ogan, Balçiçek Pamir İlter, Enver Sezgin, Gülçin Avşar, Rojhat Avşar, Veysel Uçum gibi isimlerin öncülük ettiği Yeni Anayasa Platformu (YAP) ise ayrı bir çalışma yürütüyor. Bu çalışmaya yazar Adalet Ağaoğlu, sanatçı Lale Mansur, Prof. Dr. Fuat Keyman, Ümit Fırat, Cemil Koçak gibi isimler de destek veriyor. AKP’ye yakın kesimler tarafından yürütülen bu çalışmada kapsamında yerellerde toplantılar yapıldı. Şimdiye kadar Diyarbakır, Kars, Edirne, Manisa ve İzmir’in yer aldığı birçok ilde özellikle de üniversite kampüslerinde ‘Türkiye Anayasası’nı arıyor’ başlığı ile toplantılar düzenledi.
Aynı paralelde ve yine aynı kişilerin STÖ’lerin destek verdiği bir başka anayasa çalışmasını da Sivil Dayanışma Platformu (SDP) yürütüyor. YAP’ın da kurucuları arasında yer alan Ayhan Ogan’ın başkanlığını yaptığı SDP, Hak-İş, Memur-Sen, Akdeniz Dayanışma Platformu ve çok sayıda yerel platformdan oluşuyor. SDP, Anayasa Referandumu sürecinde gazetelere ilan vererek, AKP’ye açık destek çağrısında bulunmuştu. Bu iki çalışmaya Enver Sezgin ve Ümit Fırat gibi isimler dahil edilerek, çıkan sonuçlara ‘Kürtlere de yer verildi’ iddiası güdülecek.

Dışlananların anayasa arayışı

1982 Anayasası zihniyetinin mağduru olan, yapılan anayasalardan dışlanan kesimler de anayasa çalışmalarını sürdürüyor. Bu konuda birbirinden bağımsız çok sayıda çalışma yürütülüyor. Bunların başında da çok sayıda Kürt, özgürlükçü Müslüman, Alevi ve sol aydının destek verdiği Demokratik Anayasa Hareketi Girişimi geliyor. Girişim, 7 Kasım 2010 tarihinde 30 kişilik bir aydınlar grubu tarafından oluşturuldu. İlk toplantısında ‘Nasıl bir anayasa’ sorusuna cevap vermek için 40 ilde yerel toplantılar yapma kararı alan inisiyatif şimdiye kadar 17 ilde yerel sekretaryalar ve inisiyatifler oluşturdu. Girişim yürüttüğü yerel çalışmalarından sonra Nisan ayında Ankara’da merkezi ‘Anayasa Konferansı’ düzenledi ve konferansta anayasanın esas olarak sokakta yapılabileceğine ilişkin güçlü vurgular ön plana çıktı. Aynı paralelde “Herkesin anayasasını hepimiz için yapıyoruz” inisiyatifi de İstanbul’da Anayasa Çalıştay’ı düzenledi. Ayhan Candaş, Gençay Gürsoy, Erol Katırcıoğlu ve Hülya Gülbahar gibi değişik kesimlerden oluşan çok sayıda kişinin katıldığı çalışmalarda anayasa taslağı yazımı esas alındı. Yine aynı paralelde ‘Özgürlükçü Anayasa Platformu’ da çalışmalarını yürütüyor. BDP ve Kürt hareketi ise gerek Demokratik Anayasa Hareketi Girişimi, gerek Özgürlükçü Anayasa Platformu ve diğer anayasa platformlarının çalışmalarına zaman zaman dahil olarak görüş ve düşüncelerini bildiriyor. Ayrıca BDP bünyesinde daha önce akademisyenlerin de girişimiyle bir anayasa taslağı hazırlanmış ancak genişletmek üzere askıya alınmıştı.

En özgün çalışmayı kadınlar yapıyor

Anayasa hazırlıkları konusunda en özgün çalışmayı ise Anayasa Kadın Platformu yapıyor. Kadın sorununa anayasal bir çözüm arayan platforma Hülya Gülbahar ve çok sayıda kadın yazar, akademisyen öncülük ediyor. Platformda 77 kadın örgütü temsilini buluyor. Şimdiye kadar çok sayıda toplantı düzenleyen platform, anayasa önerilerini de büyük ölçüde netleştirmiş durumda. KESK ve DİSK gibi muhalif grupların, sol inisiyatiflerin ve TÜSİAD’ın özgün anayasa çalışmaları da devam ediyor. Başta BDP olmak üzere siyasi partilerin anayasa çalışmaları da hesaba katıldığında, anayasa çalışması yürüten onlarca kurum ve platform bulunuyor.