Dosyamızın dünkü bölümünde Avrupa’da Kürt halk oyunları hocalığını yapan Mustafa Lala, Weliyê Botî ve Yılmaz Beyazgül’ün Kürt folklorunun özellikleri ile devletin asimilasyon politikalarına ilişkin görüşlerine yer verdik. Bugünkü bölümde ise hocalarımız, 1987 yılından beri Almanya’da düzenlenen Mîhrîcan’ı konuştu. Kürtlerin en eski ve uzun ömürlü etkinliği olan Mîhrîcana Govend û Mûzîka Kurdistan’da (Kürdistan Halk Oyunları ve Müzik Festivali) yapılan yanlışlara da dikkat çeken halk oyunları hocaları, Mîhrîcan’ı Kürdistan’da gerçekleştirme projelerini anlattı.
Sözü ilk alan, 1994’te yarışmacı olarak Mîhrîcan’a katılan Yılmaz Beyazgül. O zamanlar elektro saz, darbuka gibi aletlerle sahneye çıktıklarını ve kırmızı xeftan içine sarı-yeşil peştemal bağlayarak kostüm yarattıklarını anımsatan Yılmaz Hoca, o günleri anlatıyor: „Hiç unutmam, Essen’den gelen Koma Bêrîvan ekibi vardı. Herkes onları konuşuyordu. Sonradan görüntüyü izledim. Tokat oyunları ile birinci olmuşlar. Ben Tokat yöresini konservatuvarda öğrenmiştim. Tokat yöresini bilen yok ama birinci yapmışız. Bu gibi sorunlar nedeniyle 96’da Mîhrîcan’ın şartnamesini değiştirdik. Dedik ki bütün ekiplere davul zurnayı aynı kişiler çalacak. O zamanlar Adil Dayı vardı. Kostüm ödülleri vermeye başladık; bunlar teşvik ediciydi ve kostüme de yansıdı. Şimdi eleştirenler var; işte falan ekip hem kostüm ödülü aldı hem de birinci oldu diye. Ama bilmiyorlar ki bazı ekipler kostüm ödülü almak için kendi kostümünü kendisi dikiyor. Her ekip kostüm ödülü bekliyor. Ama her ekip giydiği kostümle gerçekten oynadığı yöreyi temsil ediyor mu?“

Mîhrîcan’da kalite yükseliyor

Burada Mustafa Lala söze giriyor ve kostüm ödülünü savunuyor. Özellikle bu yılın Mayıs ayında Bielefeld’de yapılan Mîhrîcan’da müzelik kostümler olduğunu söyleyen Mamoste Lala, örnekler veriyor: „Mesela Koma Şiyar gidip Amed’den kostüm getirmiş. Bir diğer ekip gidip Botan’dan anaların sandığından kostüm toplayıp getirmişti. Şimdi bunların hakkını vermek lazım. Solothurn ekibi Hakkari’den 32 tane orijinal kuşak toplayıp getirmiş. Kostüm ödülü işte bunlara teşvik ediyor. Bu kostümlerin anlamını, değerini bilen, onları korumasını da bilir.“
Yılmaz Beyazgül, bu yılki Mîhrîcan’ın nitelik bakımından diğer yıllara göre çok daha iyi olduğu görüşünde: „95-96’dan 2000’lere kadar Mîhrîcan’da Bielefeld ve Hannover yarışırdı. Sonradan Basel-Hamburg arasında gidip geldi. 2 yıl önce Paris bu sürece dahil oldu. Genel olarak her yıl 20 ekip katılıyor. İlk 3’ü çıkarın, diğer ekipler nitelik olarak dökülüyor. Bu, tartışılması gereken bir durum. Geçen yıl bölge hocaları ile bu konuyu tartıştık. Bu yılki Mîhrîcan’da kalitenin yükseldiğini gördüm. Diyebilirim ki katıldıklarım arasında en iyi Mîhrîcan’dı.“

Kuzeybatı hattında başarısızlık
Hocalar, Mîhrîcan’da açığa çıkan eksiklikleri de değerlendirip, yapılması gerekenlerle ilgili düşüncelerini paylaşıyor. Weliyê Botî, öncelikle Mîhrîcan’ı başlatıp düzenleyenlere teşekkür ediyor ve düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor: „Yereldeki ekiplerimize şans verilmeli. Ekiplerimiz örneğin sahnelerde, etkinliklerde, televizyonda özgüven ve deneyim sahibi oluyorlar. Ekipleri olan kurumlarımız, derneklerimiz kendi ekiplerine sahip çıkmalı, kostüm, davul-zurna, mekan gibi ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olmalı. Bu tür sorunları artık yaşamamalıyız.“ Botî ayrıca Mîhrîcan’da başarı sağlayamadıkları bir noktaya da işaret ediyor: „Biz halk oyunları olarak Kuzey Kürdistan’da özellikle Kars, Erzurum, Erzincan, Dersim, Maraş, Malatya hattında başarılı olamadık. Bu konuda gereken çalışmaları yapmak gibi bir görevimizin olduğunu bilmemiz gerekiyor. Hocalar bu işi kendi menfaatleri için değil, ulusal kültürel değerlerini sahiplenme amacı ve ruhu ile yapmalılar.“

‘Yöre ağızlarıyla öze dönülmeli’
Sohbetimiz burada, halk oyunları hocalarının karşı karşıya olduğu zorluk ve görevlere odaklanıyor. Weliyê Botî devam ediyor anlatmaya: „Hocalarımız ile birlikte tahrip edilen, asimile edilen, içi boşaltılan, inkar edilen, yok olmakla yüz tutmuş kültürün özü ve otantiğine odaklanmalıyız. Böyle bir çalışmaya başlayacağız. Bu işe gönül vermiş herkese çağrım var. Bütün yöre oyunlarında, o yörelerin ağızlarıyla öze dönülmesi sağlanmalıdır. Bu yörelerin ağızları araştırılıp yeniden yaşama dahil edilmelidir. Bu ağızlar, zenginliğimizin kanıtıdır. Gençler kendi yöre şivelerini araştırarak halk oyunları ile buluşturabilseler, asimilasyona en iyi cevap verilmiş olur. Kürt halk oyunları alanında çalışanlar şunu görmeli; bugüne kadar yapılan çalışmalar Şark Islahat Kanunu’na hizmet etmiştir. Adamlar ‘Biz Topkapı‘da dolmuşçuluk yapanları toplayıp ekiplerin başına geçirirdik’ diyorlardı. Bu zihniyete hizmet edeceğimize kendi özümüzle buluşup, kendimize hizmet etmeliyiz artık.“

Resmi kurum oluşturulacak

Weliyê Botî, Avrupa’da uygulanan halk oyunları sisteminin yetersiz olduğunu ve istenen sonucu vermediğine inanıyor. Halk oyunları alanının kurumlaşması gerektiğinin altını çizen Mamoste Welî, „Bu sistemin sahne sanatlarına güçlü bir katılım sağlayarak ülkeye taşırılması gerekir. Bugün Amed’de düğün salonlarında davul-zurna yok denecek kadar az kullanılıyor. Eskiden düğünler 3 gün sürerdi, şimdi 3 saatte bitiyorlar. Her şey ticarete dönüşmüş. TEV-ÇAND’ın, bu bölümün resmi bir kuruma kavuşturulmasına dönük bir karar var. Türkiye’de yüzlerce kurum var, bunların arkasında vakıflar var. Biz kurumlaştıkça kendi çalışma tarzımızı yakalarız. Bu kurumlaşmanın bir ayağı Avrupa olur, diğer ayağı Kürdistan’daki örgütlenmesidir. Böylece Kuzey’de de devletin sistemine alternatif ve tüm Kürdistani halkları kapsayan bir federasyon oluşmuş olur. Başka çaremiz yok. Ayrıca belediyelerimizde de konservatuvar tarzı çalışmalar yapılabilir“ önerisinde bulunuyor.

Kadın duruşu yansıtılmıyor

Burada Yılmaz Beyazgül, Mîhrîcan’ı Kürdistan’a taşırma projeleri hakkında bilgi veriyor. Zira mevcut durumda Mîhrîcan’da Kürdistan’ın bütün yöreleri buluşamıyor, ağırlıkta Kuzey’den yörelerin oyunları sahneleniyor. Beyazgül, Kürdistan’ın 4 parçasının Mîhrîcan’da yer almasına ilişkin görüşlerini şöyle dile getiriyor: „Bu proje Avrupa’da olmaz. Bu iş ancak Amed’de ya da Hewlêr’de olur. Kent önemli değil, Kürdistan’da olması önemli. Bizim böyle bir projemiz var. Mîhrîcan’ı örgütleyip Kürdistan’da yapmayı amaçlıyoruz. Bu konuda gazeteniz aracılığıyla bir çağrı yapmak istiyorum. Bizim tanışmadığımız, çalışmalarından haberdar olmadığımız, Kürdistan’ın diğer parçalarından gruplar varsa, kapımız onlara açıktır. Yarışmacı ya da gösteri ekibi olarak gelsinler.“
Son olarak Mamoste Lala, Kürt halk oyunlarına yoğun ilgi gösteren genç kadınlara ve onlara eğitim verenlere eleştiride bulunuyor. Lala, „Bugün halk oyunları ekipleri Kürt kadınının tavrını çok az sahneye yansıtıyor. Kürt kadını oyunda hoplamaz, zıplamaz, eteği kalkmaz. Kürt kadını ağırdır, fistanı havaya kalkmaz. Daha son Mîhrîcan’da böyle bir şeyi gördük. Kadın duruşundan uzak, neredeyse erkek karakterli oyunlar çıkıyor. Ama kadının kendi duruşunu sahneye yansıtmak gerekiyor.“

‘Fetvalar melodileri yok etti’

Mamoste Mustafa Lala, hem Kürdistan hem de Avrupa’da çok sayıda kurumun bulunmasına rağmen, içlerinin doldurulamadığını düşünüyor. Kültür merkezlerinde de halk oyunları bölümünün gerçek anlamda işletilmediğini ifade eden Lala, „Sahneye davul zurna ile ekip çıkarma dönemi geçti“ diyor. Mustafa Lala’ya göre devlet sisteminin halk oyunları alanındaki asimilasyonuna karşı Kürtlerin tümüyle özüne dönüş yapması gerekiyor: „Devletin yaptırdığı halk oyunu halktan kopuk, figürleri tahrip edilmiş bir oyundur. Kürt folklorcularına sesleniyorum; Türk halk oyunları sisteminden bir şeyler öğrenmeye çalışmasınlar. Gitsinler, köylerimizin düğünlerini takip etsinler, yaşlılarımızı bulsunlar, buralarda özümüzü bulurlar. Derlenmemiş oyunları derlesinler.  Bir şey daha var; imamların verdiği fetvalar sonucu Kürdistan’ın milyonlarca melodisi kayboldu. Peki davul zurnayı, bağlamayı haram sayan zihniyet şu an ne yapıyor? Amed’de Hizbullahçılar tahliye edilirken davul zurna çalındı, ama nasıl çalındı? Delilo koşar tarzda, beyit dediğimiz 4-4’lük tarzda, ilahi söyler gibi çalındı. Bunu şimdi düğünlerde oynatarak kitlelere yayıyorlar, 500 kişi ile oynuyorlar. Biz kendimizi bu asimilasyondan ancak özümüze, gerçek Kürt motiflerine dönerek koruyabiliriz.

‘Gençler dengbêjleri dinlesin’


Yılmaz Beyazgül, Kürt halk oyunları alanında kategorilerin ayrıştırılması gerektiğini savunuyor ve bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor: „Mesela dengbêji, erbanesi, davul-zurnası ile katılan ekipler var. Şimdi kimi nereye koyacaksın? Adil bir sisteme kavuşturmalıyız. Bunları birbiriyle yarıştırmak yerine kategorize etme yoluna gitmeyi düşünüyoruz. Bu yılki Mîhrîcan’da özgün denemeler oldu. Bazı ekipler ruhtan yoksun katılıyor. Ama mesela Koma Laleş beni çok şaşırttı, tüylerim diken diken oldu. Düşmanın yapamayacağı, taklit edemeyeceği bir şey yaptı: Aynı aileden, üç kuşak sahneyi paylaştı. Anne, kızı ve torunu. İşte bu, öze dönüştür. Biz geleneksel dansçıyız. Bizden neden Anadolu Ateşi gibi bir grubun çıkmadığı soruluyor. Mekanik bir oyun, robot gibi. Ruh yok. Biz balet değiliz ki. Geleneksel sanatla modern sanatları ayırmak lazım. Ve bu işi yapanlar bol bol dengbêjleri dinlesin. Dengbêjler, bu işin ruhi şekillenmesini sağlıyor. Dili anlamak önemli değil, hissetmek önemlidir. Tüm gençler bunu gündemlerine almalı. Kürt halk oyunlarının genetiği ile oynamaya hiç kimsenin hakkı yok.“

‘Diskoda öğrendiği figürü katıyor’


Sohbetimizde oyunlardaki form bozuklukları ve abartıları da konuştuk. Weliyê Botî, kostümlerle ritimlerin yanlış kullanıldığına dikkat çekiyor: „Mîhrîcan’da, Bremen’de müzik okulunda okuyan bir genç, bir gruba davul çalmak istedi. Davula yorum katıyordu. Ama sen orkestraya çalmıyorsun. Davulda tokmak ayağa, çırpı dize gelir. Böyle bir kural var. Orada süsleme yapılamaz. Sen davulla ekibe komut veriyorsun. Mîhrîcan’da bir öz var, bunu korumaya çalışıyoruz. Form bozuklukları var. Mesela Amed ekibinde köçeğe çıkılıyor. Tamam, köçek duygu işidir. Ama gidip diskotekte öğrendiği bir figürü katıyor. Bu, formu bozmaktır. Her oyunun ölçüleri var. Örneğin ayak 10 santim kalkmalıysa, 30 santim kaldırmanın anlamı yoktur. Bu tür durumlar, ekipleri ritimden düşürebiliyor. Bir de kostümlerde sorunlar var. Bir bakıyorsun başa bağlanan, kuşağa bağlanmış. Gerdanlığı getirmiş, kofinin aksesuarı yapmış. Aksesuar yanlış yerde kullanılıyor. Müzikte ritimcilerle ekipler uzlaşabiliyor ve zamanla alışkanlık haline geliyor. Diyelim ki ekip hoop yaylandı, ayağını vuracak, orada ritim geç kalıyor. Davulcu ekiple uzlaşıyor. Bu çok tehlikelidir. Oysa ne yapmalı ritimci? Sen vur zamanında ritmini bırak, ekip dökülsün. Bir daha o hayatı yapmaz. Ama bütün bu eksiklere rağmen Avrupa’da belli bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum, fakat bunun pişmesi gerekiyor.“


MURAT MANG