Yönetmenliğini ve senaristliğini Ebubekir Çetinkaya, yaptığı ‘’Yuva’’ adlı belgesel filmi ile aile içi cinsel taciz ve tecavüzü gözler önüne seriyor. Belgesel, tabulardan beslenen toplumun ‘mutlu aile’ tablosunu sorguluyor.
İki yıllık bir araştırma sürecini kapsayan ‘Yuva’da, aile içinde tacize ve tecavüze uğrayan beş kişinin hikayeleri, kendi seslerinden anlatılıyor.
Bu projeye 2007 yılında okuduğu bir haberden sonra karar verdiğini söyleyen yönetmen Çetinkaya, ‘’Bir belgeselci olarak bu gerçeği okuyunca hayretler içerisinde kalmıştım’’ diyor.
Projeye fon bulmak oldukça zor olmuş, çünkü hiçbir kurum ve şahıs adının ensestle yanyana kullanılmasını istememiş. Sonunda Hollanda Kraliyet Başkonsolosluğu İnsan Hakları Programı’nın desteğiyle proje hayata geçiyor.

Herkes sorundan kaçıyor
Filmde yer alacak karakterleri bulmak da epey zor olmuş. Yönetmen Çetinkaya yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ‘’Aile içi taciz ve tecavüz ifadesini duyan herkes kaçıyordu. Ancak biz birçok kişinin aile içinde istismara uğradığını biliyorduk. Mesela bu konuda araştırma yaptığımızı bilen yakınlarımız ‘benim de bir arkadaşım aile içinde cinsel istismara uğraşmış’ dediğinde bizi onunla tanıştırmasını istiyorduk. Ama herkesin ilk tepkisi ‘aman beni bulaştırmayın’ oluyordu. Bu nedenle çok uzun süre binlerce mağdur olduğunu bildiğimiz halde kimseye ulaşamadık.’’
Ancak proje ilerledikçe aile içi istismara uğrayanların sayısının beklediklerinden de fazla çıktığını belirten Çetinkaya, ‘’Bir süre sonra inanılmaz sayıda kişi bize ulaşarak aile içinde yaşadığı istismarı anlatmaya başladı. Genç bir kadın ‘projenizi duydum babam tarafından tecavüze uğradım’ dedi. Bir kafede sohbetimize tanık olan bir garson lavaboda beni yakalayıp abisinin tecavüzünü anlattı’’ diye konuştu.

Kadınları susturuyorlar

Filmde yer alanlardan birinin de erkek olduğu bilgisini veren Çetinkaya, sadece kadınların değil, erkeklerin de cinsel istismara uğradığına dikkat çekti. ‘’Peki aile içi istismar yaşandığını o evde kimse farketmiyor mu? Yoksa önleyemiyor mu?’’ diye soran Çetinkaya, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Genelde aile içerisinde istismarı yaşayanın dışında bir tanık olur ve bu da genelde annedir. Ancak anneye öğretilen ‘yuvanı bozma’ nasihati etkin olur ve anne yuvasını bozmamak için görmezden gelir.’’ Annenin sessizliğini doğru bulmadığını belirten Çetinkaya, sessiz kalmasının koşullarını yaratan toplumsal şiddeti de göz ardı etmemek gerektiğini vurguladı. Çetinkaya, ‘’kadınlara susmayı iyi öğretiyorlar’’ diyen bir mağdurun haklılığını da sözlerine ekliyor.
İzleyici açısından tüm bu hikayelere tanık olmanın büyük bir mevzu olduğunu kaydeden Çetinkaya, konuşmasını şöyle sonlandırıyor: ‘’Umarım tanıklığımız sırt çevirmeyle sonlanmaz. Ben filmin izleyicileri rahatsız etmesini isterim. Kutsadığımız ve sürekli korumaya çalıştığımız mutluluğumuzun arkasındakileri görmemiz gerekir. Umarım tek yapacağımız şey kısa süreli üzülmek ve filmdekilere acımak olmaz. Sadece  üzülmek ve acımak bizleri rahatlatan bir durum. Görmezden gelip sırt dönmekten farksız değil.’’


ÇİÇEK TAHAOÐLU - BİA/İSTANBUL