‘’24 sene önce çok korkunç birşey oldu. Ben orada gözlerimin önünde o çocukların, kadınların ve erkeklerin nasıl öldüklerine bizzat şahit oldum. Ben çiçeklerin, canlıların, toprağın, insanlığın nasıl öldüğünü gördüm. Etrafımdaki insanlar canlarını veriyordu. Yağmur çiseliyordu ve şehitlerin bendenleri temizleniyordu. Çocuklarımla, öğrencilerimle beraberdim ve çocuklarım yanan cesetlerini gördüm. Yanmış kelebekler gibiydiler. Bu olaydan sonra uykusuz geceler geçirdim. Yıllar geçti bu korkunç olay aklımdan hiç çıkmadı. Oysa ben çocuklarımla, öğrencilerimle Newroz’a hazırlanıyorduk.“
„Gökyüzü korkunçtu, Irak savaş uçakları, avını arayan kartallar gibiydi. Biz İran sınırını geçiyorduk. Biz de o sıralarda İran-Irak sınırını geçiyorduk. O sırada teyzeme rastladım. Bana çocuklarını sordu. Bir oğlu dışında bütün çocukları ölmüştü. Bunu söyledikten sonra kısa bir süre sonra gözlerini kapattı. O anda yaşamını yitirmişti. Biz dayatılan insanlık dışı, ahlak dışıydı. Tek suçumuz Kürt olmaktı.“
Yukarıdaki iki alıntı, 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’na tanığı Nigar Nuri Arif ait... O dönemde 24 yaşında genç bir öğretmen olan Arif, bu sözleri geçtiğimiz günlerde Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen ‘Halepçe Konferansı’nda anlattı. Duygularını, gözyaşları arasında ifade eden Nigar Nuri Arif ile bir söyleşi yaptık...

Sayın Arif Halepçe’de kaybettiğiniz yakınlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

24 yaşındaydım. Hayatım boyunca asla unutamayacağım şeylerdi o gördüklerim. Katliamda, en yakınlarım, dostlarım, arkadaşlarım en sevdiğimi insanları kaybettim. Çanımdan çok sevdiğim annem, kimyasal silahlarla yaralanmıştı. Bir müddet kendi ellerimle onun ilaçlarını verdim. Zaten ilaç falan da yoktu. Doğal ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyordum. Üç yıl yaşadı ardından acılar içinde öldü. Yakınlarım bir bir gözlerimin önünde ölüyordu. Amcamın çocukları, akrabalarım, yakınlarım... Bunların hepsinin ölümlerine bizzat şahit oldum. Teyzemin çocuklarının son nefeslerini hala duyuyorum gibi. Bunlar asla gözlerimin önünden gitmiyor. Annemin o hastalıklı hali, gerçekten de üzerimde büyük bir etki yarattı.“

Üzerinizde en derin iz bırakan hangi olaydır?

Nice yakınlarımın cansız bedenlerini gördüm ama benim hiçbir zaman unutamayacağım, benim ders verdiğim çocuklar yani öğrencilerimdi. Newroz kutlamalarına hazırlanıyorlardı. Fakat ben onların yanmış ve cansız bedenlerini gördüm. Vücutları yanmış öğrencilerimi, o küçücük bedenleri, o halde görmek zaten benim için ölümden beterdi. (Ağlıyor) Okulda yüzlerce çocuk ölmüştü. En yakın öğretmen arkadaşlarım yanarak ve gazdan can vermişlerdi. Bu vahşet gözümün önünde sanki, unutamıyorum o dehşet manzaraları...

Katliamdan nasıl kurtuldunuz?
Evet belki de ben kimyasal silahlarla ölmedim ama, Halepçe’de ölen her insan benim bir parçamı alıp götürdü zaten. Bu psikolojiden yaşamım boyunca kurtulamam ben. Bombalamadan sonra yani o katliam gecesi biz sağ kalanlar kaçmaya başladık İran sınırına doğru. İki gün gece gündüz yürüyerek İran sınırındaki bir köye sığındık. Biz o kimyasal bombalamadan kurtulup kaçarken, İran sınırına varıncaya kadar Irak uçakları üzerimizden uçup bizi bombalamaya devam ediyordu. Çünkü hiçbirimizin sağ kurtulmasını istemiyorlardı. Bu, hayatım boyunca hiç unutamacağım bir şeydir. Çok sayıda köyü kimyasallarla bombaladılar. Yetmedi, kaçmaya çalışanları da bombalamaya devam ediyorlardı.

‘Bize zehirli insanlar gözüyle bakıyorlardı’

İran’a geçtikten sonra nelerle karşılaştınız?

Biz İran’a geçtik. Bunun üzerine bizim için okulları boşaltmışlardı. Bizi okullara yerleştirdiler. 6-7 aile bir odada tutuluyordu. Yani yerimiz o kadar dardı ki oturarak uyumaya çalışıyorduk. Öyle bir durumdaydık ki bizi sormaya gelenler burunlarına maske takıyorlardı. Çünkü kimyasal kokuyorduk. Dayanılmaz bir kokuydu. Ayrıca gelip bizi görenler de bulaşır diye korkuyorlardı. Yani Halepçe katliamından kurtulup İran’a sığınanlara zehirli insanlar gibi bakıyorlardı.

İran’a sığındıktan sonra Halepçe’de kalanlardan haber alabiliyor muydunuz?

Tabii ki Halepçe’de geride kalanları merak ediyorduk. Ama bizim oraya gitmemizi engellediler. Bizi öylesine ıssız bir yere götürdüler ki, ordan çıkmamız mümkün değildi. Yani kupkuru bir yerde bizi tutuyorlardı. Mesela bizim şehir içine gitmemiz yasaklanmıştı. Halepçeli hiç kimse şehre inemezdi. Zorla ya da gizliden şehre gitme durumumuz olsaydı da bildikleri anda bizi biz kovuyorlardı orada... Çünkü biz Halepçe’den kaçıp gelenlerdik!

‘Halepçe ulusal bir semboldür’

Halepçe sizin çok büyük bir acıyı ifade ettiği açık. Bundan farklı olarak Halepçe sizin için nasıl bir sembol?

Halepçe bir ulusal sembol oldu. Bu sembolü sürekli canlı tutmak, gündeme getirmek ve korumak gerekiyor.  Halepçe’den daha korunması gereken bir yer var mı? Orası aynı zamanda kutsal bir yer olarak korunmalıdır. Binlerce şehidin kanı orada dökülmüştür. Hayatımın en acılı anılarını orada yaşasam da, Halepçe benim için bir direniş abidesidir.

Katliamdan sonra, Halepçe’ye tekrar ne zaman döndünüz? Nelerle karşılaştınız?

Üç yıl aradan sonra Halepçe’ye gidebildim. Halepçe bir gül bahçesi gibiydi benim için. Gerçekten Halepçe çok güzel bir yerdi. Yaşanacak bir yerdi. Doğa harikası bir yerdi. Ama üç yıl aradan sonra ayağımı Halepçe’ye attığımda ben hiç bir yeri tanıyamıyordum. Çok iyi tanıdığım Halepçe’de sanki kaybolmuştum. Eskiye dair hiç bir şey yoktu. Her şey değişmişti.
Ben hiçbir zaman Halepçe’yi terk etmek istemezdim. Benim şehrimi yok ettiler. Yaktılar, yıktılar, insanları, sevdiklerimi yok ettiler. Orada benim için hiç bir şey bırakmadılar ki... (Ağlayak anlatıyor) Her tarafının benim için bir anısı vardı. 


Avrupa’ya ne zaman çıktınız? Kürdistan’a gittiğinizde Halepçe’ye gider misiniz?
Katliamdan altı yıl sonra Avrupa’ya çıktım. 16 yıldır burada yaşıyorum. Kürdistan’a gittiğimde ilk Halepçe’ye uğruyorum. Yani ilk işim aceleden Halepçe’ye gitmek oluyor. Benim açımdan iyi yönleri de var, kötü yönleri de var. En kötü tarafı Halepçe o bombardımandan sonra bana üç yıl yasaklanmşıtı. Benim için iyi olan tek tarafı gidip kendi şehrimi görmemdir. Gittiğim her yerde sevdiğim insanlara ait anıları görüyorum işte bu beni kahrediyor. Her gittiğimde sanki aynı acılara yeniden boğuluyorum.

Gerek bu katliam gerekse de Enfal katliamlarında kadının yaşadığı travmayı biraz anlatır mısınız?

Halepçe benim yüreğimi benden alıp götürdü. En sevdiğim insanları, şehrimdeki bütün canlıları aldı. Kadınlar gününün kutlandığı bu günlerde bir kadın olarak diyorum ki; Kürdistan’da ne kadar katliam, bombalama ve savaş yaşandıysa çoğunlukla mağdur hep biz kadınlar olmuşuz. El Enfal sırasında binlerce Kürt kadını Arap ülkelerinde satıldı. Binlercesi kaybedildi. Binlerce kadın çocuklarını kaybetti. Ailelerinden kopartıldı. 23 yıl sonra çocuğunu bulan kadınları tanıyorum Halepçe’de. Bu biz kadınlar için büyük bir trajedidir.

Bu katliamların tekrar yaşanmaması için siz ne öneriyorsunuz?

Ben bir Kürt kadını olarak Kürt halkının birlik olmasını istiyorum. Bizim için en önemli şey Kürtlerin birliğidir. Kürdistan’ın her hangi bir parçasında Kürtlere yapılan her saldırı benim için aynıdır.
Örneğin Roboskî Katliamı’nı Halepçe gibi görüyorum. Aralarında bir fark yok aslında. Artık Kürtlerin öldürülmelerine izin vermemeliyiz. Kürtler birlik olup ulusal birliklerini kurmalıdırlar. Son olarak şunu belirteyim; Bir Kürt devleti olmadan ben hiçbir şeyim.

Soykırımın kabulü için hukuk mücadelesi sürüyor


Avrupa Parlamantosu’nda 8-9 Mart 2012 tarihlerinde gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’na ilişkin konferansta, Halepçe’de yaşananların bir soykırım olarak tanınması çağrısı yapıldı. Irak’ta soykırım olarak kabul edilen Halepçe katliamı, uluslararası camiada soykırım olarak henüz kabul görmüş değil. Kürtler, çeşitli etkinliklerle ve hukuksal olarak Halepçe saldırısının soykırım olarak kabul edilmesi mücadelesini vermeye devam ediyor.
Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) ve Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Sol Grup GUE/NGL tarafından organize edilen Halepçe konferansının ardında bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede şu talepler yer aldı:
-  Halepçe Katliamı’nın Kürt halkına karşı yapılmış bir soykırım olarak resmi olarak tanınması ve özür dilenmesi,
- Kürt halkına karşı bu tür suçların tekrarına yol açabilecek politikalara karşı olunmalı,
- Kurbanların ailelerine tazminat ödenmesi,
- Avrupa Parlamentosu’nun Kürtlerden resmi bir özür için, Irak Hükümeti nezdinde girişimlerde bulunması,
- AB’nin, Kürtlerin yaşadığı ülkelerde Kürt kimliğinin tanınması için harekete geçmesi, 
- Kürtlere yönelik baskı, katliamların ortaya çıkarılması için BM ve AB’nin bölgeye heyet gönderip inceleme yapması.


ADEM KARAÇOBAN - BRÜKSEL




AZİZ KÖYLÜOÐLU: Halepçeliler yönetime tepkili


Halepçe dört tarafı dağlarla çevrili bir ovanın ortasına kurulmuş bir kasaba. Halepçe için zaman 1988 öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılır. Bu sadece tarihi bir ayrımla sınırla kalmaz. Halepçe şuan Halepçe Şehit ve Halepçe Taze diye iki farklı kasabadan oluşuyor. Halepçe’de Kürtçenin Hawramî ve Soranî lehçeleri kullanılıyor. Halepçelilere göre 21 yıllık Kürt yönetimi altında sorunları aşılmamış, hatta katmerleşmiştir. Halk yönetimden rahatsız ve bunu her 16 Mart’ta dile getiriyor.
Halkın en büyük tepkisi 2006 yılındaki anmalarda olmuştu. Hükümet yetkililerinin katliamın yıldönümü nedeniyle kente gelmesini engellemek için kent girişinde lastikler yakarak oturma eylemi yapan binlerce Halepçeli, yetkililerin gelmemesi üzerine resmi törenin yapıldığı Anıt Mezar alanına doğru yürüyüşe geçmişti. Sık sık ‘Azadî’, ‘Sizi buraya sokmayacağız’, ‘Bu hükümet yıkılsın’, ‘Nerede verdiğiniz sözler’, ‘Halepçe virane şehir’ sloganları atmıştı. Güvenlik güçleri halkın üzerine ateş açmıştı. Güvenlik güçlerinin ateşine karşılık, barikat oluşturularak direnilmişti. Olaylarda 19 yaşındaki Ahmet Süleyman adlı genç göğsünden aldığı kurşunla hayatını kaybetmiş, 11 kişi de yaralanmıştı. Halkın tepkisi bununla da sınırlı kalmamıştı ve Halepçe soykırımı için yapılan anıt müzeyi yakmıştı. Bugün bu anıt müze halen yakıldığı haliyle duruyor. KYB olaylardan sonra o zamanki Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK) Genel Başkan Dr. Faik Gulpi’yi suçlamıştı. 


Engelli doğum oranı Hiroşima’nın 4-5 katı
Halk Güney Kürdistan’daki iktidarın ve özellikle KYB’nin Halepçe olayı üzerinden uluslararası alanda rant sağlamakla suçluyor. Halkın yaşamında değişen bir şey yok. Geçmişte Halepçe mağdurları için dünyanın dört bir yanında toplanan yardımlarında Halepçe soykırımının mağdurları için kullanılmadığı dile getirilmekte. Bu durum Halepçe’ye girildiğinde hemen göze çarpan, İslami hareketlerin bölgede etkili olması. Kasabada bulunan hastahane, hastaların ihtiyacını karşılayacak gibi değil. Halepçe’de yapılan araştırmalara göre, Halepçe’deki engelli doğum oranının ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda atom bombası attığı Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerinden nüfus oranına göre 4-5 kat daha fazla olduğunu ortaya çıkardı.
Halepçe Katliamı’nın mağdurları Irak ve Fedaral Kürdistan Bölgesi hükümetlerinden talepleri şöyle sıralıyor: „Evsiz olan katliam mağdurlarına ev yapması, Irak’ta tedavi olamayan yaralı ve hastaların dış ülkelerde tedavisinin yapılması, yaşamını yitirenlerin ailelerine maaş bağlanması, bölgede kaybolmuş çocukların bulunması, ayrımcılık yapılmaması herkese aynı mesafe de yaklaşılması, Doğu Kürdistan’da defnedilmiş ve mezarlarını ziyaret etmek isteyen ailelere hükümetin yardımcı olması, katliam yıldönümü anmalarının sadece Halepçe’de değil, Doğu Kürdistan’ın Buheştî Zehra bölgesinde de yapılmasını istiyor.“
Bu talepler yıllardır dillendirilse de, halen bu taleplerin büyük kısmı yerine getirilmemiş. Halepçe mağdurlarının Kürdistan bölge yetkililerine karşı ciddi güvensiz. Celal Talabani liderliğindeki KYB’nin 21 yıldır bölgeye egemen olduğunu ve Halepçe’ye hizmet etmediği  görülmektedir. Halepçe soykırımı artık sembolik olarak yılda bir hatırlanmakta ve anılmaktadır. Bugün de Halepçeliler kendilerinin yılda bir hatırlandığını ve sorunlarının çözülmediğini söylemektedir. 2006 olaylarında yakılan müze tamir edilse de, halen Halepçe’de kimyasal silahlarla yaralanmış ve halen etkisini yaşayanlar için bir hastahane yapılmış değil. Bu durum özellikle çocuk yaşta kimyasal gazlardan etkilenen ve kansere yakalanan kişilerin tedavilerinin Irak dışında yapılması gerekiyor. Şimdiye kadar birkaç kişi dışında kimse tedavi edilmemiş.    
Halepçe soykırımının arkasındaki güçler zaman zaman dile getirilse de, hep muğlak kaldı. Yeri geldi Saddam rejimi Arap liderliği olarak gösterildi. Yeri geldiğinde insanlığın en büyük düşmanı olarak ilan edildi, ama hiçbir zaman Kürtlere soykırım yaptı diye ilan edilmedi. Dünya, Saddam Hüseyin’e kimyasal silahları ABD, Almanya ve Hollanda devletleri tarafından sağlandığını pek dile getirmedi. Uluslararası alanda Halepçe konulu konferanslar da, soykırımın esas mimarları olan Batılı devletlerin soykırımdaki paylarını açığa çıkartamamaktadır. 
Saddam ve kuzeni Kimyasal Ali, Irak’ta yaptıkları suçlardan dolayı yargılandı ve idam edildi. Fakat Kürtlere karşı yaptıkları suçlardan değil, Şialara karşı yaptıklarından dolayı idam edildiler. Kürtlere suçlardan dolayı yargılanmalarına karşı, idam kararları Kürtlere karşı yapılan suçlara dayandırılmadı. Halepçe, soykırımın, kimyasal silahlaın etkilerini hala yaşıyor. Halepçe bugün de soykırımın gerçek suçlularının cezalandırılmadığını biliyor. Halepçe bugün de her yıl anılmakta ve anlamlı sözleri dinlemekte… BİTTİ