İki baba! Biri Karadenizli, diğeri Dersîmli. Oğullarının ardına düşen bu iki babanın hikayeleri gün gelir kesişir. Oğullardan Giresunlu Soner, ülkenin yaşadığı politik sorunların farkında olmadan Dersîm’de yaşayan sevdiğinin peşine düşer. Dersîmli baba Musa’nın oğlu ise, gerilladır. Yönetmen ve senaristliğini Atilla Cengiz’in yaptığı Oğul filminin konusu böyle. 

‘Denge’ yanılsaması
Oğul filmi, Hindistan, Kanada’da çeşitli festivallerde de gösterildi. Yönetmen Atilla Cengiz, ‘’barış filmi yaptıklarını, film ile siyaset üstü bir söz söylemek istediklerini, ortada durup bakmayı tercih ettiklerini’’ belirtiyor. Ancak kimi sinema eleştirmenleri, filmin Kürdistan’daki savaşın gerçeğini yansıtmakta ve Kürt halkının gördüğü zulmü anlatmada yetersiz kaldığını düşünüyor. Filmde askerlerin militarist tutumlarının yumuşatılması buna bir örnek olarak veriliyor. Zira eleştirmenler, Kürdistan’da geçen çoğu filmde bir şeyleri dengelemek adına yapılan otosansürü, gerçekliğin üzerini kapatan önemli bir zaaf olarak görüyor.
Filmin başrol oyuncularından Rıza Akın ise, ‘’Gözyaşının milliyeti olmaz. Annelerin, babaların akıttığı gözyaşının milliyeti olmaz. Ölmüş insaa hangi milliyetten diye sorulmaz, ölmüştür artık. Filmde doğrudan siyaset yok. Bir sözü var, onu söylüyor. Kimin bu ülkenin sorunuyla ilgili kafasında bir soru işareti varsa, gelsin o soruların hangilerini burada cevaplayacağını görsün’’ diyor. Akın, film için Kirmanckî öğrendi.

‘Bu yalancı bahar’

Atilla Cengiz, 2000 yılında televizyonlarda asistanlık yaparak sektöre giriş yapar. Bir kaç projede asistanlık yaptıktan sonra televizyon için yapılan dizilerde yönetmenlik yapar. Oğul, Atilla Cengiz’in ilk sinema filmi. Gazetemize konuşan yönetmen Cengiz, Oğul filmini bir vicdan borcu olarak çektiğini belirtiyor: ‘’Çok eskilere gitmeye gerek yok. ‘90’lı yıllardan bugüne kadar Türkiye’de ki savaşta on binlerce insan hayatını kaybetti. Köyler boşaltıldı. İsimler değiştirildi. Vicdanın ve aklın kaldıramayacağı oranda işkenceler görüldü. Bu süreç her ne kadar azalmış görünse de, bu bir yalancı bahardır; bu ülke halklarının çocuklarının ölüleri mezarlıkları doldurmaya devam etmektedir. Ben de bir vicdan borcu olarak bu filmin hikayesini yazdım ve çektim.“

Karşı durmak gerek
Film için bütçe oluşturmakta zorlandığını da belirten Cengiz, ‘’Çünkü bir şeyin içinde Kürt kelimesi geçiyorsa insanlar oradan hızla uzaklaşmaya başlıyorlar. Ki bu çok acı bir şey, bu durum gösteriyor ki, henüz bu ülkede önyargılar değişmemiş ve devam etmektedir. Politik baskıdan ziyade bu tür karşı duruşlar ülke gündemine dair yapılacak filmlerin önünü kesebilir ancak bunların karşısında cesurca durarak elini taşın altına koymak gerektiğini düşünüyorum’’ diyor.
Cengiz, filme yönelik olumlu tepkiler aldıklarını belirtiyor. Ancak öncelikli derdi, filmin amacının sahiplenilmesi: ‘’Oğul genel olarak olumlu tepkiler aldı ancak onun bir sinema filmi olarak değerlendirilmesinin dışında, filmin söylediği ve amaçladığı şeye seyircinin sahip çıkması beni daha da mutlu edecektir.“

Dersîm rüya şehir
Filmin büyük bölümünün çekildiği Dersîm’i ‘’bir rüya şehir’’ olarak tanımlayan Cengiz, gazete aracılığıyla kent halkına teşekkürlerini gönderiyor: ‘’Temiz kalpli insanların kenti, orayı çok seviyorum. Dersîm halkına da bu filme gösterdikleri ilgi ve yardımları için teşekkür ederim.“

DENİZ BİLGİN