Kürdistan meselesinin çözümü konusunda, AKP rejiminin suikastlere, pusuculuğu da katarak 1990’lara dönüşüydü, bu.
Belçika Hükümeti, Türk devletinin Avrupa’ya gönderdiği ölüm mangalarına karşı önlem olarak bazı Kürt kurum ve lideri yakın korumaya aldığını, bu arada bazı katil adaylarının yakalandığını Kürt liderlerden Zübeyr Aydar’ın açıklamasıyla öğreniyorduk.
Recep Tayyip’in deyimiyle siyaset ve operasyon bir arada yürüyordu. 1990’ların bir yankılanması haberi de dün Moskova’da duyuldu. Ajanslara göre Kürt işadamı Aslan Uyasan, 1990’ların mafya yöntemiyle öldürülmüştü.
Kürdistan mücadelesinin simge isimlerinden Sakine Cansız, bu planın kurbanlarındandı. Hedef ve Avrupa’ya gönderilen Türk gladiyosunun yakın takibindeydi. (Türk Başbakanı Recep Tayyip, Fransa’da olduğunu iki ay önce tesbit ettik ve yakalanıp bize teslim edilmesini istedik diyordu.)
Türk Başbakanının, daha kan sesi dünyadan duyulmadan suç üstü yakalanmış katilin panik haliyle “ben yapmadım, o öldürdü” demeye getirip, yalana saparak, “örgüt içi hesaplaşma, iç infaz” demesi, Kürtler açısından inandırıcılıktan uzak, suçlunun panik içindeki ön savunması olarak kalıyordu.
Çünkü, başında bulunduğu rejimin dibacesinde (temelinde) yalan vardı. TC, Türklerle Kürtlerin ortak devleti olacak, Kürtlere özerklik verilecek, dillerini kullanıp geliştireceklerdi. Türkçe bilmeyenlere mahkemelerde tercüman eşlik edecekti.
Bütün bunlar yalan çıktı.
Diğer azınlıklar da sahip olduklarını da, yalanlar bataklığında kaybettiler. 1955’de Selanik’te patlattıkları bombanın gürültüsünde boğuldular. Bombayı, sonra vali de yapılan Türk ajanı patlatmıştı. Ama adı Atatürk’ün evi bombalandı oldu. Onun gölgesinde İzmir ve İstanbul’u birbirine katıp, Rumları, Ermeni ve Yahudileri can havlıyla kaçırttılar.
Hangi sabıkalarını sayayım ki, daha dün, Başbakanın komuta ettiği medyada, “teröristler inlerinde vuruluyor” sevinç çığıkları dalgalanıyor, topluca katledilmiş Kürtlerin kanıyla kızıla boyanmış karlar, “Türk medeniyetinin bölge ufuklarını aşan liderlik” sembolu olarak sunuluyordu. Türk askerleri de “insaniyet bizde” gösterisinde, topluca katledilmişleri, karların derinliklerinden çıkarıp teşhir ediyor, polis şefi, “kadın, çocuk katliamı yapmıyorsak eğer, insaniyertimizden” diyordu.
Kürt katliamının iç hesaplaşma olarak gösterilme yalanı yeni değildi. 1990’larda da “iç hesaplaşma” ya da “dış güçlerin işi” revaçtaydı. Birbirine karşı entrikada malzeme yapılan Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Bahriye Üçok’un kanlı bedenleri bile, hala İran’ın boynuna asılıdır.
O dönem ateşe verdikleri Kürt köylerinin girişine, “teröristler yaktı” künyesi asıyorlardı. Hatta, kimi köylülere, “devletime hizmet için, kendi evimi, kendim yaktım” ifadesini imzalatıyorlardı.
TC’nin sabıkası aleni, ilk gün söylediğim gibi Sakine Cansız’ın katili bellidir.
Katil kadınları, bebekleri, ihtiyarları sığındıkları mağaralarda fare gibi zehirleyenlerdir. O geleneğin çocukları. Nitekim 15 kadın gerillayı yer altında kıstırıp, kimyasal bombalarla bir arada imha etmeyi zafer çığlığı yaptılar bunlar.
Bir yıl önce vakitler, düşmanla girişilen meydan savaşında zafer kazanmış görünmek için, Roboskî’de çoğu çocuk 34 sivil Kürt’ü bir araya toplayıp bombaladılar. Onlar, hala üstünü örtecek bir yalan aramakla meşgul...
Bunca sabıkadan sonra Recep Tayyip’in “iç hesaplaşma” yalanına inanmayanların, İran’ı işaret etmesi de beyhude kalmışların çırpınışıdır.
Evet İran, Kürtlerle savaş halinde. Rejimin imam kılıklıları, en az kimi AKP’liler kadar dinden uzak, dincilerdir. Birinin, ötekinden farkı yoktur. Bunlar doğru. İkisi de Allah’ın “ben insanları ayrı ayrı yarattım” demesine rağmen, Allah’ın emrini, varlığı olan sözlerini inkar ederek Kürt halkının dilini, hak ve ayrı halk olmaktan doğan özgürlüklerini yasaklayacak kadar Allah’tan uzak, onun yaratıcı gücüne inançsız dinci, yani din pazarlayandır.
Ama her şeye rağmen, İran rejiminin imam kılıklıları, bölge medeniyetinin inanç ve yaşama kültürü Mazdeizmden, ışığın gücünü, toprağın nimetlerini kutsal bilen Zerdüşlükten de mayalanmışların mirasçılarıdır.
Cinayetin ertesi günü söyledim ben: Katil belli…
Türk Başbakanı, dünkü konuşmasında katliamlara, yani operasyonlara devam edileceğini açıklıyor, Sakine Cansız ve iki arkadaşının yasını tutmanın barış sürecine “provoke” olduğunu söylüyordu.
Katliam serbest, Kürtlerin yas tutması yasaktı.
‘Örgüt içi infaz...’
Kardeşini, anasını, babasını boğazlayan Osmanlı ailesini “ecdat” seçen Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “dinci vicdanı”nın hançeresini doldura doldura kanlı yükselişi müjdelercesine “artık durmak yok” diyor, “teröristler inlerinde tesbit edilip, imha edileceklerdir” diye haykırıyordu.