Bir kaç saat sonra Tayyip Erdoğan, AKP’nin kongresinde yeni (!) Kürt açılımını açıklayacak! İyi ki ben yazımı daha önce yazıyorum. Çünkü açılımın ipuçlarına bakarak büyük oranda neler olabileceğine karar verdim bile. Bu ipuçları sıralanırsa şu tablo ortaya çıkar.
‘Oslo II’ görüşmeleri başlayacak!..
BDP’liler Kürtleri temsil etmiyor!..
O halde yargi devreye girsin. Bir kaç BDP’li daha KCK’lilerin yanına… Belki de hepsi!..
Abdullah Öcalan’a ev hapsi yok…
Orhan Miroğlu ile özel görüşme…
Bir de, PKK eylem yapmaz ise operasyonlar da olmazmış… Ayrıca Tamil Kaplanlarına uygulanan operasyonlar Kürtler için uygun değilmiş… Ancak biraz farklısı, mesela Ameriklıların Irak ve Afganistan’da uyguladığı yöntemler daha uygun olabilirmiş…
Buna Amedliler der ki, “Herkesin ağzına bir parmak bal çalmak”.
Türk basını, Türk köşecilerini ve Tırşıkçıları bilmem, ancak açılımdan kasıtları bu ise Kürtler’lerin ağzına bal süremez.
BDP’liler, PKK’lilere sarılıp, selamlaştılar diye, meclisten atmak isteyeceksin, sonra da onların selamlaştıkları ile görüşeceksin… Oslo’da kim ile görüşecek? Muhattap gizli…
Bu arada çok önemli olan, herkes ağzına çalınan balı emmek ile uğraşırken, özen ve ısrar ile, çok bilinçli ve planlı hazırlanmış bir starteji dahilinde, herkese ve özellikle de biz Kürtler’e unutturulmak istenen, hapiste ki 8000 Kürt tutsak. Çoğu nerdeyse üç yıdır tutuklu. İçlerinde seçilmişle var. Hepside Demokratik platformlarda mücadele veren sivil siyasetçiler, ister düzmece iddianameler olsun ister doğru olsun bir şey kesin; KCK adına tutuklanan, Kürt siyastecileri rehinedirler…
Sivil Kürt siyasetçilerini kitlesel tutuklayıp, dışarda olanları da sürekli tehdit altında tutmak ve bunu sistematik bir biçimde yapmak, devlete birçok açıdan önemli avantajlar sağlıyor. Bir avantaj elinde pazarlık yapacağı bir malzeme var. Kendi yarattığı bir malzeme. Yoktan varettiği bir malzeme. Ancak çok daha önemlisi, Kürt Özgürlük hareketinin sivil ayağını yok etmek. Hem kısa hem de uzun vadede Kürt Özgürlük hareketine büyük zararlar verecek bir strateji. Zaten başlangıcı da, kelepçeli sıraya dizilmiş özel foto servisleri de, özel tribünal biçiminde düzenlenmiş mahkeme salonları da, bu tutuklamaların hiç de sıradan olmadığı, uzun vadeli bir plan dahilinde uygulandığı belliydi. Sığ düşünenler, böyle bir stratejinin dağın yolunu daha çok açacağını söyleyebilirler. Ancak uzun vadede tam tersine, hem dağın yolunu hem de sivil siyasetin yolunu tıkayan, can damarlarını kesen bir stratejidir.
Bu stratejinin uzun vadede Kürtleri nasıl etkileyeceğini, özellikle de psikolojik ve sosyoloijik etkilerini ihtiyaç olursa uzunca anlatırım. Birincil amaç ve hedef PKK’yi Kürt kitlesinden yalıtmak, güvensizik oluşturmak ve marjinalleştirmek, ikincil amaç Kürtleri terbiye etmek... Yıkılan devlet otoritesini yeniden tesis etmek.
Bu amaç için bundan daha iyi bir yöntem var mı? Bilmiyorum... Ancak tehlikesi oldukça büyük...
Şimdi 8000 olan sayı, giderek artacak, birileri çıkacak, onlarcası tekrar tutuklanacak. Sayılar 10 binleri bulacak… Karşı bir tavır geliştirlimediği sürece bu böyle sürecek.
Bunları yaparkende, bütün psikolojik savaş yöntemlerini kullanarak, olayı kitlelerin gözünden ve gönlünden uzak tutmak. Bütün amaçlar gerçekleşir mi? Tartışılır. Ancak bir şey açık. Bize de dünyaya da KCK davasından tutuklu olanları unutturdular.
Birinci Oslo görüşmelerine parallel KCK tutuklamaları başladı… Ne kadar konuşuldu bilemiyoruz, ancak sonuç ortada.
İkinci Oslo görüşmeleri de yakın bir tarihte başlayacak, gibi. Çünkü müzakere ya da barış masasını devirme lüksü devletin de yok. İnsanların olduğu bir savaşta, barış masasını devirmek, iki taraf için de lükstür.
Erdoğan, Çankaya’ya çıkana kadar, yine savaşsız bir ortama ihtiyacı var. Kısacası ‘ikinci Oslo’ görüşmeleri 2014’e kadar sürecek.
‘İkinci Oslo’ görüşmelerine başlamak için, Türk Devleti önce KCK’lileri tek tek değil, toplu KCK davasını kaldırmayı göze alabilecek mi? Devletin bileceği bir iş.
Önemli olan Kürt tarafı…devetin unutturmak istediği KCK’lileri unutacak mı?…
‘Oslo II’ ve KCK’liler...