Savaşın, toplumsal şiddetin, kadın cinayetlerinin tırmandığı bir yılı geride bırakamadık. Sırtlandık tümünü, bölmeye çalıştığımız zamanın yeni yılına taşıdık. Analar çocuklarının  parçalanmış bedenlerini eski battaniyilere sararak katırlar üstünde sınırın ötesine değil, zamanın başka bir evresine geçirdiler. Analar gözyaşlarını da yanına aldılar lazım olur diye. Öyle ya, şiddet bütün amansızlığıyla taşındı yeni yıla. Öfkesini, acısını, direngenliğini, birikmiş isyanını da geçirdi zamanın öte yakasına. Ve ilk çığlıklar yine kadınların sesinden, sözünden aktı yüreklere.
Kürt Kadın Hareketi’nin eylemleriyle seslerini duyurmaya çalıştı analar bir kez daha. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi protesto eylemlerinde bir ana, feryad-ı figan ediyordu; "Biz anayız, anayız, anayız. Çocuklarımızı toprağın altına gömmek istemiyoruz!” diye.
Başka bir ana geçmiş deneyimlerden damıtılmış bir bilinçle haykırıyordu. "Biz bu zihniyeti biliyoruz. Zilan’dan, Ağrı’dan, Dêrsim’den, Maraş’tan, Çorum’dan biliyoruz bu zihniyeti. 11 yaşında 12 kurşun yiyen Uğur Kaymaz’dan biliyoruz. 33 Kurşun’dan, 35 Can’dan biliyoruz. Bir tek Kürt kalsa bile mücadelemiz sürecektir” diyordu. Sadece şiddetin, savaşın yarattığı acıları değil, bunlar karşısındaki öfke de taşındı zamanın yeni evresine. 
Zamanın öteki yanına geçerken döndük arkamıza, ne çok şey yaşamışız? Ne çok öldürülmüş, ne çok direnmişiz meğer?
Ölümlerimiz hep sessiz sedasız olunsun isteniyor oysa. Kimseler duymasın, görmesin, yazmasın, konuşmasın, ağlamasın, bağırmasın isteniyor. Ölümler karşısında, ellerini önünde kavuşturmuş, boynu bükük, yüreği buruk analarımız, yetkililerin önünde sessiz kalsın isteniyor. Ölüm nasıl gelirse gelsin, ritüel aynı olsun isteniyor. Kafası koparılsa da, kimsayalla kavrulsa da, gözleri oyulsa da, onlarca tonluk kazanlar paramparça etse de susulsun isteniyor. Sokak ortasında infaz edilse de, ekran karşısında kurşuna dizilse de, onlarca insanın gözü önünde bıçakla delik deşik edilse de, hamile bedeninin üzerinden traktör geçse de, üzerine benzin dökülüp yakılsa da çıt çıkmasın isteniyor.
Neden mi? Çünkü bunlar "öteki"lerin ölümleri...
Ötekilerin tesellisi ise "pardon" olsun isteniyor.
Onlar; yani ötekiler, sadece yaşamayı nefes almak olarak bellesin, düşünmesin, konuşmasın, sorgulamasın, bilmesin, istemesin, ne söylenirse onu yapsın, belirlenen sınırı geçmesin, gözünü hakkı olan şeylere dikmesin, haddini bilsin isteniyor. Yani makul vatandaş olsun. Onlar, yani "ötekiler"... Yani teröristler, Kürtler, kadınlar, fakirler, okumamışlar, azınlıklar, Aleviler, Ezidiler, işsizler, işçiler, dayısı olmayanlar, farklı cinsel kimliklere sahip olanlar vb. daha sıralayabiliriz. Yaşadığımız coğrafyanın, kültürel ve inanç farlılıkları bu yelpazeyi daha da arttırabilir. Yani kısacası bir avuç köşe olmuş ekonomik ve siyasi iktidar dışında kalan herkes.
Ne kadar çokmuşuz meğer? Peki, neden sesimiz bu kadar az.   Türkiye’de Roboski katliamından sonra; belki de ilk kez ölümün kimlik farkı açıktan dillendirildi. "Öldürülenler Türk olsaydı… veya gerilla olsaydı nasıl davranırdık” sorgulamasını yaptılar. Bu sorgulama sonuç verir mi bilinmez, ama mızrak çuval sığmıyor artık. Kimse ses vermese de acıların sahipleri susmuyor. Hem açlık sınırında yaşama mahkum edip, hem de neden kışın ortasında yollara düştüler demek kabul görmüyor vicdanlar tarafından. Ateş artık düştüğü yeri yakmıyor sadece. Herkesi yakar pozisyona geldi. Ve sesi az olan çoğunluk, yani "ötekiler” sesimizin gücünü, yüreğimizin direngenliğini, bilincimizin derinliğini birleştirme zamanı gelmedi mi?
İşte analarımız, kadınlarımız artık ellerini önünde kavuşturmuş boynu bükük durmuyor. Sessiz kalmanın sonuç vermediğini biliyor, duyuyor, görüyor, haykırıyor, hakkı olanı istiyor. Yaşadıklarını unutmuyor ama kin de tutmuyor. Dünyanın hiç bir yerinde çocuklarının parçalanmış cesetlerini toprağa gömerken bile "artık barış olsun” diyen analar yoktur. Analarımızın, kadınlarımızın özgürlüğe, adalete, eşitliğe olan inancı, ısrarı soykırım politikalarını boşa çıkaracaktır. Roboski katliamıyla Kürtlere verilmek istenen mesaja en iyi cevabı Kürt kadınları ve halkı vermiştir. Öldürme ve katliamlar nasıl geçmişte sonuç vermediyse, yeni yılda da bu direnişler karşısında sonuç vermeyecektir.