33 yılllık destan -4-

Bugün dünya ve Türkiye’de herkesin en fazla tartıştığı konu Kürt Özgürlük Hareketi, Önderliği ve PKK’dir. Kürt Halk Önderi A.Öcalan önderliğinde bir gençlik grubuyla mücadeleye başlayan PKK Kürt halkının gönlünde taht kurdu. Ve Kürt halkını kendisi için mücadele eden kendi demokratik yaşamını kurmaya çalışan bir halk haline getirdi. Fakat PKK kendisi başlangıcında çağa damgasını vuran düz çizgisel felsefeye karşın kendisi hiçbir zaman böyle bir gelişim göstermedi. Önemli tarihsel süreçler ve dönemeçlerden geçerek günümüze kadar büyük bir birikim tecrübeyle geldi ve önemli bir mücadele geleneği yarattı.
PKK’nin 34. Kuruluş yıldönümünde Kürt Halk Önderinin son değerlendirmeleriyle PKK gerçeği, büyük dönüşüm ve PKK’yi bekleyen görevleri bu dosya konumuzda inceleyeceğiz. PKK’nin doğuşundan günümüze kadar geçirdiği evreler ve 34 yılında yarattığı değerler bütününü inceleyeceğiz.
Partiya Karkeren Kürdistan (Kürdistan İşçi Partisi) ilk kogresini 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nin Fis Köyü’nde gerçekleştirerek tarih sahnesine çıktı. Hiçbir şey tarihten ve gelenekten bağımsız ele alınamaz. Bu gün PKK’nn yaşamış olduğu dönüşümü anlamak için çıkışını ve 1970’ler dünyasını, Türkiye ve Kürdistan değişimini anlamak gerekir. 1970’lere doğru gelindiğinde iki kutuplu dünya gerçeği yaşanıyordu. Sovyetler Birliği öncülüğündeki reel sosyalist blok ile ABD öncülüğündeki kapitalist blok arasında soğuk savaşın kıyasıya yaşandığı günlerdi. Kapitalist bloğun güvenlik gücü olan NATO’nun Gladio örgütlenmesi dünyanın birçok ülkesinde örgütlenmiş bu ülkelerde sistemin çıkarlarına uygun kontra faaliyetler geliştiriyordu. Sosyalist blok ise baştan kapitalist modernitenin ulus devlet aracını proletarya diktatörlüğü biçiminde benimsemiş ve moderniteyi aşamamıştı. Sovyet Rusya kendi içinde sosyalist değerlerden daha da uzaklaşmıştı. Bunun yanında 1900’ler ikinci yarısı aynı zamanda ulusal kurtuluş hareketlerinin de tarihe damgasını vurdukları dönemlerdi. Yine 1968 dünya tarihine 68 gençlik hareketi olarak geçen hareketliliğe tanık olmuştu. Her ne kadar politik yönlerini çok fazla geliştiremeseler de, kapitalist moderniteye karşı mücadele de özgürlükçü ve ekolojik yönleriyle demokratik modernite güçlerini görünür kılıyorlardı.

Ankara’da yaşanan doğuş


PKK’nin çıkışında bizzat Kürt Halk Önderi A.Öcalan’ında belirttiği gibi Türkiye devrimci hareketinin de rolü yadsınamaz. Çünkü 1970’lere gelindiğinde Türkiye’de dünyadaki devrimci hareketlerden etkilenerek örgütlenmiş bir devrimci hareket oluşmuştu. Türkiye devrimci hareketi içerisinde Kürtlerin de yer almasına karşın, tartışmalar sınırlı ve olguyu tam anlamıyla çözmekten uzaktı. Türkiye solunda Kürt sorununa dikkat çeken parti ve örgütler Kürt sorununu bir kalkınma sorunu olarak ele alıyorlardı. Kürtlük adına Doğu Devrimci Kürtlük Ocağı (DDKO) gibi bazı dernek ve gazete çalışmaları dışında bir çalışma yoktu. Fakat bu durumda bile Türkiye devrimci gençlik hareketi önderlerinden Mahir Çayan’ın Kürt sorunu konusundaki yaklaşımları Kürt Halk Önderi üzerinde ciddi bir etki yaratmıştı. 1971 darbesi ardından Mahir Çayan’ın katledilmesi ve ardından Deniz Gezmiş’in idam sehpasında söylediği “Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği” sözleri üzerine mücadele kararlılığına ulaşmıştı.  Öcalan’ın da değerlendirmesinde belirttiği gibi 1973’ten itibaren Apocu grubu örgütlemeye ve daha sonraki yıllarda Bağımsız Kürdistan hedefini belirlese de, hiçbir zaman Türkiye halkları arasında bir ayrışmayı hedeflemedi. Dar anlamda Kürt milliyetçiliğine yönelmedi. Kurucu kadroları arasında Haki Karer, Kemal Pir, Duran Kalkan gibi Türkiyeli devrimcilerde yer vardı. Bu yönüyle de Kürt Halk Önderi ideolojik ve siyasal anlamda da Denizlerin ve Mahirlerin “Türkiye halklarının kardeşliği” şiarına da bağlı kaldı.
Sömürgeci Türk devletinin göbeğinde doğan ve yine Türkiye devrimci hareketlerinden etkilenerek çıkış yapan Apocu gurup 1976 yılından itibaren yönünü Kürdistan’a çevirdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Ankara’dan Kürdistan’a çıkış sürecini şöyle değerlendiriyor: “PKK nüvesinin Ankara’da atılması klasik sömürgecilik politikasının tipik bir yansımasıdır. Dünya genelinde sömürge-metropol ilişkisi bağlamında çok sayıda benzer örnek yaşanmıştır. Ankara’dan çıkışın sancılı geçtiğini belirtmeye çalıştım. Oraya giriş yapmak ne denli güçse, çıkış yapmak da o denli güçtü. Hangi kültür ve ruhla çıkış yapıldığı büyük önem taşıyordu. Kültürel soykırımın tam zaferini yaşadığı ortamda Kürt ulusal hareketini diriltmek, mezardan ölüyü sağ çıkarmaya benzer.”

12 Eylül’ü boşa çıkardı


PKK’nin kuruluşunun ardından 2 yıl geçmeden bizzat NATO’nun planladığı 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Darbe, Türkiye devrimci hareketini  işkencehaneler ve idam sehpalarıyla büyük oranda etkisizleştirdi. Fakat Öcalan öncülüğündeki PKK, darbeye diğer örgütlerden daha hazırlıklıydı. Darbe öncesi Öcalan ve bir grup kadro Ortadoğu alanına geçişi başarmışlardı. Öcalan’ın da belirttiği gibi Avrupa’ya değil de Ortadoğu’ya çıkışı seçmesi yine onun ve PKK’nin ideolojik karakteriyle bağlantılıydı. PKK kapitalist modernitenin merkezi Avrupa’da doğmuş olan bilimsel sosyalist ideoloji ve ulus devletçilikten etkilenmiş fakat hiçbir zaman reel sosyalist örgütlerin bir kopyası haline gelmemişti. PKK evrensel yönü kadar kendine özgü yanları olan bir Ortadoğu ve Kürdistan hareketiydi.
“Kürdistan sömürgedir” diye başlayan mücadele, partileşirken nihai hedefini belirledi. “Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan” temel hedefti. Ama bu nasıl olacaktı? Öcalan bu süreci şöyle tanımlamaktadır. “PKK’nin ideolojik oluşum sürecinde yaşadığı muğlaklık, bilimsel sosyalizmin genelde yaşadığı ve belirtmeye çalıştığımız eksiklikleri ve yanlışlıklarından kaynaklanıyordu. Ulus-devletçi ideoloji ile demokratik toplumcu ideoloji iç içe karışık ve eklektik olarak bir arada bulunuyordu. Kuruluş aşamasında devletçi ideoloji ile demokratik toplumcu ideoloji arasında ayrım yapacak yetenek ve güçte değildik.”

EDİP SOLMAZ

Orta halli bir ailenin çocuğu olarak 1952 yılında dünyaya gelen Edip Solmaz, harp okulundan mezun olmuştu. Üsteğmen olan Solmaz, daha sonra Türk ordusundaki görevinden ayrıldı.
Evli ve üç çocuk babası olan Edip Solmaz, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile 1978’lerde tanıştı ve çeşitli faaliyetlere Batman’da katıldı. Solmaz, alçakgönüllülüğü ve olgun yapısıyla tanınıyordu.
Edip Solmaz, 1979’daki yerel seçimlerde Batman belediye başkan adayı olarak gösterildi ve kısa süreli yapılan propaganda sonucunda büyük bir oy farkıyla belediye başkanı seçildi.

Solmaz, 12 Kasım 1979’da yöre halkına o dönemlerde büyük bir baskı uygulayan feodal-kopradorlar ve MİT’in işbirliğiyle düzenlenen bir komplo sonucunda katledildi.

 DEVAM EDECEK


AZİZ KÖYLÜOÐLU