
Sayın Kaytan PKK nasıl bir ortamda doğdu?
Tabi 1970’ler ortamı gerçekten de Türkiye’de fırtınalı bir ortamdı denilebilir. Zaten 1971 12 Mart’ında gerçekleşen bir darbe hareketi vardı. Darbenin hedefi Türkiye’de yükselen devrimci gençlik hareketiydi. ‘Balyoz Hareketi’yle gençlik hareketine ciddi bir darbe vuruldu. Apocu Hareket ve dolayısıyla aslında PKK çekirdek olarak bu sürecin içinden doğdu denilebilir. Yani PKK hareketini, onun doğuşunu Türkiye devrimci gençlik hareketinden ayırmak mümkün değil. PKK, mayalanma sürecini Ankara’da yaşadı. 1975’e kadar olan süreç Ankara’da belli bir ideolojik hazırlık süreciydi. 1976 başıyla birlikte Ankara’daki deneyimin Kürdistan koşullarına aktarılması biçiminde bir gelişim yaşandı. Tabi bu süreçte Mahir Çayan tutuklanmadan önce yaptığı toplantılarda, İbrahim Kaypakkaya yazdığı broşürlerde, Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam sehpalarında Kürt gerçekliğini, Kürt toplumunu dile getirmişlerdi. Özellikle de halkların kardeşliğine vurgu yapmışlardı.
Türk devletinin Kürtlere yaklaşımı nasıldı?
Devlet gerçekliğinde, devletin sistematiği içinde Kürt diye bir şey yoktu. Kürtler yok sayılıyordu. Zaten yürürlükte olan sistemin adını biz o zamanda çok çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyorduk. Bir inkar ve imha sistemi yürürlükteydi. Zaten devlet daha 1930’larda Ağrı Direnişi’ni ezdiğinde Kürt sorunu bitmiştir demiştir. Dolayısıyla “hayali Kürdistan burada meftundur”, mezara yatırılmıştır biçiminde aslında bir tür görüş belirtiyordu. Kuşkusuz yaşayan bir halk gerçekliği vardı.
Apocu Hareketin mücadelenizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Apocu Hareketin çıkışını, Kürtlerin bu betonu çatlatarak ayağa kalkışı anlamına geliyordu. 76 yılından başlayarak Kürdistan’da gelişen pratik, yaklaşık 2 yıllık Kürdistan pratiği, Kürdistan toplumunun özgürlük düşüncelerine susadığını çok net bir biçimde ortaya koyuyordu. Apocu düşünceler toplumda, özellikle de başlangıçta gençlik kesiminde önemli bir yankı buluyordu. Devlet ise ölümü dayatıyordu. Zaten devlet bu tutumunu da 1977 18 Mayıs’ın da açık bir biçimde ortaya koydu. Haki Karer arkadaşımızı Antep’te katletti.
Haki Karer’in katledilmesiyle size nasıl bir mesaj verilmek istendi?
Tabi bu şu anlama da geliyordu: yani yol yakınken dönün. Girdiğiniz yolda devam ederseniz sonunuz böyle olur demek istiyordu. Fakat PKK bu çerçeve de aslında şehidin anısına bağlı bir hareket olarak doğdu. Bu şehidin anısına bağlılık PKK’yi var eden esas gerçeklik oldu. Haki Arkadaş şehit düşmeseydi acaba PKK Hareketi Apocu Hareket hızla partileşebilir miydi? Bu soruya yüzde yüz olumlu cevap vermek mümkün görünmüyor. Aslında tabi kuşkusuz burada belirleyici olan Önderlik gerçeğiydi. Onun süreci, tarihsel gelişmeyi doğru anlayan ve zaman geçirmeksizin karşılık veren yaklaşımının ürünüydü.
Neden o dönemde birçok örgüt gibi dernek kurmadınız da, parti kurdunuz?
Kürdistan’da örgütlenme nasıl olmalı sorusu ciddi bir biçimde tartışılıyordu. Partileşme belki de en uzak durulan örgütlenme modeliydi. Türkiye aslında örgütlenmeye gitmemiz konusunda aslında bize ışık tutuyordu. THKPC örneği vardı. THKO örneği, TKPML-TİKKO örneği vardı. Bütün bu örnekler aslında önümüze örgütlenmenin modeli konusunda seçenekler sunuyordu. Ama partileşme çok ağır geliyordu. Zaten Önder Apo’da “belki kendimize parti adını yakıştırırız, kendimizi parti olarak tanımlarız ama gereklerini yerine getirmediğimiz zamanda herkesi kendimize güldürecek bir palyaçoya döneriz” diyordu. Tabi riskli bir durumdu. Yani gerçekten de kadro gerektiriyordu. Tabi kongre bir anlamı ortaya koydu. Önderliğimizin de zaten kongre de ağırlıklı olarak üzerinde durduğu kadro gerçekliğiydi. Yani Kürdistan’da nasıl kadro olunacak, nasıl militan olunacak en önemli olan da buydu. Ki bunun somut örnekleri vardı. Mazlum’la, Hayri gerçekten de bu temelde aslında doğru militanlık, Önderlikle doğru yoldaşlık, Önderliğe doğru bağlılık, halkın davasına sağlam bağlılık konusunda gerçekten de örnek kişiliklerdi. PKK militanlığının cisimleşmiş halleriydi.
Bu dönemde Kürt halkının durumu nasıldı?
Şimdi tabi Kürtler sadece varlığı inkar edilmekle kalmayan bunun ötesinde aynı zamanda dilinin yasaklanması karşısında bile tepki gösteremeyecek ölçüde zayıf bir konuma düşürülen bir gerçekliği yaşıyordu. O günün koşullarında yani Apocu Hareketin doğuşundan önce, Kürt toplumuna toplum demek bile pek fazla mümkün değildi. Kürt gerçekliğini, olgusunu tarihten silmek isteyen ve pratiğini de bu doğrultuda gerçekleştirmek isteyen bir egemenlik sistemiyle karşı karşıyaydı Kürt halkı.
PKK olarak nasıl bir sistemi hedefliyorsunuz?
Kürtler sistemden ayrılışı, çıkışı bir kopuşu, bir karşıtlığı çok net olarak yaşıyorlar. Devlet zora dayanarak sadece birliği tutuyor. Kürtler şu an sistemin yozlaşılmasından ciddi bir kaçışı yaşayor. Ama kaçış aynı zamanda kendi sistemini oluşturarak kendini savunma biçimini alıyor. Kürtler bu temelde aslında hem sistemden kopuyorlar. Hem de sistemden kendilerini korumaya çalışıyorlar. Bu temelde aslında halklar arasında birlik ve dayanışmanın temellerini de döşüyorlar. Mücadeleleriyle başka halklara da umut ışığı oluyorlar. Türkiye’de de bunun yansımaları var. Yani devletin her şeye böyle hükmetmeye çalışması, konuşmak isteyen dillere böyle fermuar çekmektedir. Türk devletinin yapısından farklı olarak Türk halkının ırkçı, şoven bir karakteristiği yoktur. Türkiye halkının da Kürt halkıyla birlikte özgürce, Kürt halkının haklarına saygı temelinde, haklarına kavuşması temelinde, özgür doğacak bir demokratik Cumhuriyette birlik içerisinde yaşamayı düşünüyor. Kesinlikle gelişen süreç budur.
Eğer bir tanımla yaparsanız PKK’yi nasıl tanımlarsınız?
PKK, sömürge bir halkın öncüsü olmak isteyen bir halkın partisiydi. Ve tüm sömürge uluslarında aslında geliştirdikleri mücadele deneyimleri vardı. Ve PKK’de aslında biraz da bu mücadeleleri örnek alarak ortaya çıktı. Tabi PKK kuşkusuz kendisini daha ilk çıkışında sosyalist bir hareket olarak tanımladı. Bu tanım değildi sadece sosyalizme de sahip çıktı. Çünkü sosyalizmin toplumla olan bağını çok iyi biliyordu. Sosyalizm toplumsallıktı, toplumsallığın bilimi demekti. Önderliğimiz bu açıdan belki de daha baştan sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır, dedi. Bu önemliydi.
Başlangıçta belki dogmatik yanlar vardı. PKK’nin pratik içerisinde yer alan bir hareket olması pratiği dogmatizme karşı bir panzehir haline getirdi. Önderliğimizin bu temelde gerçekten de son derece ciddi arayışları oldu. Öncelikle sosyalizmle devletin bağdaşmadığı, sosyalizmle aslında saldırı savaşının bile aslında uygunluk arz eden özellikler taşımadığı aslında bir düşünsel eğilim olarak gelişme gösteriyordu. Özgür yaşamı mümkün kılan nedir? Devlet özgür yaşamı gerçekleştirmenin bir aracı olabilir mi? Ortaya çıkan, devlet özgürleştirmez, sadece köleliği derinleştirir. Ve bu açıdan da devletin alternatifi sadece demokrasidir. Bu açıdan Önder Apo demokrasi üzerinde yoğunlaştı. Demokratik bir ulus yaratma gerçekliği üzerinde yoğunlaştı. Yaşanan aslında köklü bir paradigma değişimiydi. Şimdi biz bunu somut olarak pratiğe uygularsak Apocu hareket, PKK, Önder Apo tabi Kürdistan’ın Kürt halkının özgürlüğünü istiyor. Bu özgürlük ancak demokratik bir zeminde somut yapılanma olarak da Demokratik Özerklik temelinde gerçekleştirilebileceğini belirtiyor.
PKK olarak şiddete nasıl bakıyorsunuz?
Çok daha önemli bir unsur tabiî ki savaş konusu. Şimdi kesinlikle Apocu hareketin şiddeti bir halkı özgürlüğe kavuşturma aracı olarak görmediği kesin. Şiddet bizim için ancak bir savunma aracı olarak rol oynar. Savunma aracı olarak savaşın bir anlamı olabilir. Yani saldırı savaşından yana değiliz. Ve durum bizi aynı zamanda devlet karşısında da çok önemli bir şeye getiriyor. Şimdi devletin yıkan veya yıkmayı esas alan bir güç değiliz. Önder Apo bunu çok net olarak ortaya koydu. Biz Anti-devlet değiliz dedi. Yani a-devletiz dedi. A-devlet, devlet olmayan bir konum. Yoksa bir devleti yıkıp yerine devletsiz bir ortam yaratmayı veya yerine kendi devletini kurmaya dayanan bir biçim aslında Apocu hareketin benimsediği bir şey değil. Bu yönüyle Apocu Hareketin yaşadığı değişim ve dönüşüm tüm insanlığı etkileyecek boyutlardadır.
Silah bırakma tartışmalarına nasıl bakıyorsunuz?
Yani örnek veriliyor değil mi? Bask, ETA silah bıraktı deniliyor. Siz Bask halkının sahip olduğu bütün haklarını verin, hatta onun yarısını tanıyın Apocu Hareket, PKK silah bırakır. Bask’ın parlamentosu var mı? Var. Kendi eğitim sistemi var mı? Yerel hükümeti, özel polis gücü var mı? Var. Kendi içinde tümüyle özgür mü? Özgür. Aynı zamanda ortak parlamentoda temsilliyet var mı? Var. Sizde bunları yapın. O zaman PKK silah bırakmazsa bütün halklar PKK’ye karşı ayaklansın. Şimdi istenen şey budur. PKK, defalarca ateşkes ilan etti. Bunların sonuçları ne oldu. Apocu Hareketi deyim yerindeyse eşek yerine koymak istiyorlar yani. Hiçbir pratik adım yoktur. Kaldı ki Erdoğan, “ben o zaman başbakan olsaydım Apo’yu idam ederdim” dedi.
34. yıllına girerken nasıl bir süreçten geçiyorsunuz?
Şimdi tabi gerçekten de son derece zor bir süreçten geçiyoruz. Bugün, 1990’ların Çiller dönemini bile gerçekten de geride bırakan, onu bile aratır duruma getiren bir iktidar olgusuyla karşı karşıyayız. Apocu Hareket ortaya çıktığı zamanda hiçbir zaman özgürlüğün kolay kazanılacağını söylemedi. Her şeyin büyük fedakarlıklarla gerçekleşeceğini, özgürlüğün ancak bedeller ödenerek yaşanabileceğini net bir biçimde ortaya koydu. Gelinen aşama tabi görünürde karanlığın en çok yoğunlaştığı dönem olarak düşünülebilir. Gerçekten de özgürlüğe her zamankinden daha yakınız. Bu hükümet gerçekten de ancak şiddet yöntemleriyle ayakta durmaya çalışıyor. Öylesine güçsüz, çaresiz ve zavallıdır ki legal bir partinin akademisinde ders veren bir üniversite öğretim üyesini bile tutuklayacak kadar yoldan çıkmıştır. Şiddete tapınır duruma gelmiştir. Bu açıdan da şiddetin dozunun artışı sadece ve sadece onun çöküşünün çok yakın olduğunu ortaya koyar. AKP’nin gerçek yüzünün bu denli ortaya çıkışı da bizim en büyük başarımızdır. Ayrıca bu süreçte şehitler ordusuna yenileri katılıyor. Bunlar bizim mücadelemizin gerçekten de en temel itici güçleri, gerçek komuta güçleridir. Bunlara büyük bir bağlılıkla, şehitler ordusu etrafında kilitlenerek kenetlenerek Önder Apo’yu her şeyden önce sahiplenerek, onun üzerindeki tecritte karşı mücadele ederek bugünü karşılamak, her yerde partinin kuruluş yıldönümünde başarı ve zafer çizgisinde yürüyen bir duruşu ortaya çıkarmak, bir mücadele gerçekliğini yaratmak durumundayız.
XEYRÎ BARAN