Başbakan Erdoğan’ın İmralı’ya gidecek BDP heyeti ile ilgili konuşmasından sonra, şunu vurguyla dile getirmek istiyorum:

Hükümet, İmralı sürecini ABD’nin bölge siyasetindeki değişiklikten ve belki de ABD’nin de etkisiyle “kerhen” başlatmak zorunda kaldı. O yüzden İmralı görüşmelerinin selametle yürümesi umurunda bile değil. Eğer kendi elleriyle başlattığı bir görüşme süreci olsaydı, Başbakan’ın bu sürece büyük bir ihtimamla yanaşması, onun başarısı için herkese yaptığı “tavsiyeye” kendisinin uyması, yani izninizle halk ağzıyla konuşayım, çenesini tutması gerekirdi.
Ama tutmuyor. Dün yaptığı konuşma, Öcalan-BDP buluşmasını havaya uçuracak kabalıkta, keyfi ve kışkırtıcı bir konuşmaydı. Şöyle dedi:
“İmralı’nın talebi üzerine de kendisinin belli yerlere mesajını ulaştırması bakımından kendinin güvenebileceği siyasi talepleri vardır. Ama bu siyasi talepte de bizim özellikle koyduğumuz bazı şerhler vardır. Nedir bu? Bir, biz dağdaki ile kucaklaşanı İmralı’ya göndermeyiz. İki, şu ana kadar verdikleri mesajla bu ülkenin hassasiyetlerine darbe vuranları İmralı’ya göndermeyiz. Çünkü onların, oradan aldıkları mesajı farklı şekilde götürme ihtimalleri olabilir.”
Çandar’ın yöntemiyle, bu konuşmanın şifresi çözüldüğünde, özellikle Öcalan’la ilgili kısmının “Türkçesi” şöyle: İmralı, yani Öcalan, belli yerlere, yani Kandil’e görüşlerini iletmek üzere, kendisinin görüşmek istediği insanlarla ilgili talepte bulunmuştur.”
Gerisi malum. Başbakan Öcalan’ın görüşmek istediği BDP ve DTK eşbaşkanlarının üçünü “veto” ettiğini açıklamıştır. Ama daha önemlisi şunu söylemiştir: “Onların, oradan aldıkları mesajı farklı şekilde götürme ihtimalleri olabilir.”
Kimlerden söz ediyor? BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’tan ve DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk’ten söz ediyor. Bu isimlerin İmralı’da Öcalan’ın verdiği “mesajı farklı götürme” ihtimalleri varmış.
Bırakın müzakereyi, hazret “heyet bileşiminin” pazarlığını yapma aşamasından bir milim ileriye gitmiş değil.
Barış süreci ancak böyle torpillenir. Kürt halkının bu sürece sırt çevirmesi için ancak böyle bir kışkırtma yapılabilir. BDP’nin bu süreçten kopması için ancak böyle bir hakaret savrulabilir. Başbakan ne yapmak istiyor?
Hüseyin Gülerce “şu sürecin hatırına aşırı güç kullanılmasa, şu biber gazını bir süre sıktırmasanız” diye Başbakan’dan ricada bulunacağına, Başbakan’a “ağzından çıkanı kulağın duysun” tavsiyesinde bulunmalı.
Başbakan İmralı sürecini bilerek torpilliyor. Amacı, Kürt tarafını tahrik ederek, masadan uzaklaştırmak ve böylece onu “masayı devirmekle” suçlayarak, yeniden dokunulmazlık işini gündeme koymak ve saldırıyı yoğunlaştırmak; ya da Kürt tarafını masaya eşit haklı bir muhatap olarak “buyur” etmek değil de, bu tür hakaretlerle, istiskallerle şeref ve haysiyetlerle oynayarak “iliştirmek”... Yani savaşı “müzakere” yöntemiyle sürdürmek… Ama sökmez, çünkü Kürt halkının şerefi ve haysiyeti “adaya kim gidecek” sorusunda düğümlenmiyor; şurada düğümleniyor: Öcalan’ın şahsında PKK, BDP, DTK muhatap alınmıştır. Gerisi “teferruattır”…
Başa dönelim. Başbakan neden böyle yapıyor? İnsan kendi eliyle başlatmış olsa barış sürecine böyle yaklaşır mı? Yaklaşmaz elbette. O halde Başbakan’ın nobranlığının sebebi ne? Bunu Abdülkadir Selvi’nin dünkü yazısından anlayabiliriz. Selvi, bu yazıda ABD Büyükelçisiyle yaptığı görüşmeyi özetlemiş. Ve şu sonuçları yazmış:
“ABD, Suriye’ye askeri müdahaleyi düşünmüyor. Bırakın müdahaleyi, asıl endişeleri Esed değil, sonrasıyla ilgililer. ABD, Suriye’de, seçim yoluyla da olsa Müslüman Kardeşler’in gelmesini istemiyor. O nedenle Esed’in ömrü uzuyor.” “Irak’ta ise Nuri El Maliki ile çalışmaya devam edecekler.”
AKP’nin “zoraki diplomatları” hem Suriye, hem Irak konusunda ABD’yle karşı karşıya gelmek üzere. Bir de İsrail var:
Dün ABD Dışişleri sözcüsü, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu, “Suriye İsrail’e çakıl taşı bile atamadı” sözlerinden dolayı “Türkiye ortalığı karıştırmaya çalışıyor” diyerek azarladı.
Ve Başbakan günlerden beri Avrupa Birliğine sövüp sayıyor. Neden acaba? Evvelsi gün BDP Eşbaşkanı Demirtaş AP’de bir konuşma yaptı ve AP Sosyalist Grup Başkanı Swoboda “İmralı süreci müzakereye evrilsin” deyiverdi…
Koşullar, Kürt halkından yana. Başbakan’ın provokasyonuna gelinmemeli. Zayıf olan bağırır. Şimdi İmralı’da direnen Öcalan’ın arkasında daha büyük azimle saf tutma zamanıdır.