Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, “Gerillanın eylem kapasitesinin yüzde onu bile devreye sokulmamıştır. Eğer gerilla bütün gücünü harekete geçirseydi, devleti daha fazla şoka sokar ve şaşkına çevirirdi” dedi. Savaşta başarısız olan AKP’nin psikolojik savaşa sarıldığını belirten Bayık, ANF’nin sorularına verdiği yanıtların ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Uluslararası askeri ve siyasi desteği de göz önünde bulundurarak Türk devleti geçen bir yıl içinde yaptığı hava saldırıları ve askeri operasyonlarla istediği sonucu aldı mı?

Türk devleti özellikle ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu olma ve ajanlığını yapma temelinde, ABD’den aldığı destekten sonra, özellikle Atlantik ötesinde oturan Fethullah Gülen’in de isteğiyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni Tamiller gibi kuşatıp ortadan kaldırma planı yapmaya başlamıştır. ABD’nin bölgedeki ajanlığını yaparak, diğer taraftan Kürt düşmanlığında birleştiği İran’ı da kullanarak, kendilerine göre sandviç harekatı dedikleri bir harekatla Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi önlerine koymuşlardır. Ancak bu planları yapanlar, gerillanın direnişi karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Kürdistan’ın bir Tamil olmadığı anlaşılmıştır. İlk güç denemesini İran yapmıştır. İran ordusu bütün gücünü kullandığı halde bir tepeyi bile ele geçirememiştir. Sonuçta Güneyli güçler aracı olarak bir ateşkes olmasını istediler. Zaten saldıran taraf İran’dı, ateşkes isteyen taraf da İran olmuş ve mevcut koşullarda İran’ın ateşkes istemi uygun görülmüştür. Tamil planının bir ayağı böylece boşa çıktı. Yaz boyu ordunun ve polisin gerilla karşısındaki başarısız kalışı ve perişanlığı görüldü. Dolayısıyla uluslararası güçlerden aldığı askeri ve siyasi destek Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarılı olmasına yetmedi ve istedikleri sonucu alamadılar.
AKP, ABD’den aldığı destekle, Ortadoğu’daki siyasi konjonktürü kendisi için bir avantaj olarak düşünüp, savaş yoluyla sonuç almayı tercih etmiştir. En ileri teknoloji donanımlı uçakları, helikopterleri ve tankları kullanarak, savaşta yasaklanmış silahları kullanarak gerillaya darbe vurup direnişi kırmayı hedeflemiştir. Ancak gerillanın direniş gücü her zamankinden daha fazla ortaya çıktığı gibi, Türk ordusunun ve polisinin teknik güç dışında savaşma kapasitesinin çok zayıfladığı görülmüştür. Dolayısıyla bir savaşta belirleyici unsur olan insan ve moral değerler konusunda hareketimizin çok bariz bir üstünlüğü ortaya çıkmıştır. AKP’nin Kürt sorununda bir çözüm politikası yoktu ve bu nedenle oyalamaya dayalı bir tasfiye politikası izliyordu. Bunun da sonuna geldiğini gördü. AKP, şiddetle ezme politikası izlemiş, ama sonuç alamadığı gibi hiçbir dönemde olmadığı kadar teşhir olmuş ve yüzündeki cilalar dökülmüştür.

Gerillanın geçen bir yıl içindeki durumunu nasıl ele alıyorsunuz? Çukurca baskınını, Şemdinli’deki pusuyu, ordunun sınırötesi operasyon yapamamasını vb gerilla açısından nasıl yorumlamak gerekiyor?

2011 yılı gerillanın aslında her türlü eylem yapma kapasitesi olduğunun anlaşıldığı yıl olmuştur. Demokratik Özerklik ilanına tesadüfen denk gelen Silvan eylemi bunun çarpıcı örneklerindendir. Silvan’da gerillayı imhaya çıkan askerler gerilla güçleri tarafından kuşatılmış, tasfiye edilmiştir. Şemdinli basılmış, saatlerce elde kalmıştır. Türk devleti orada da önemli kayıplar vermiştir. Bunun intikamını sivilleri öldürerek almaya çalışmıştır. Yine Şemdinli’deki askeri konvoya kurulan pusuda askerlerin nasıl çaresiz kaldıkları görülmüştür. Yine 18 noktaya birden yapılan Çukurca-Hakkari hattındaki eylemler gerillanın her türlü askeri üssü basacak kapasitede olduğunu göstermiştir. Siirt’teki karakol baskını da gerillanın eylem kapasitesini gösteren diğer bir örnektir. Bunlar gibi onlarca eylem gerillanın eylem kapasitesinin yüksekliğini ortaya koymuştur. Aslında Türk devleti gerillanın bu kadar eylem kapasitesine sahip olduğunu düşünmüyordu. Bu yüzden Kürt Özgürlük Hareketi’nin uyarılarını bir şantaj, blöf ve tehdit gibi ele alıyordu. Çatışmalar şiddetlendiğinde gerillanın fedai gücü ve eylem yapısının, ister şehirde ister dağda olsun, devletin askeri kuvvetlerine ve polis güçlerine eylem yapabileceğini gördü. Eğer 2011’in en temel karakteristik özelliği nedir diye sorulursa, gerillanın eylem kapasitesinin yüksekliğinin ortaya konulmasıdır diyebiliriz.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Gerillanın eylem kapasitesinin yüzde onu bile devreye sokulmamıştır. Eğer gerilla bütün gücünü harekete geçirseydi, devleti daha fazla şoka sokar ve şaşkına çevirirdi. Aslında bu süreçte sürekli bir kara operasyonu gündemde tutulmuştur. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi savaşın gelişmesini istemiyor. Sınırötesi operasyondan da yana değildir. Çünkü böyle bir sınırötesi operasyon çeşitli uluslararası güçlerin de devreye girmesini beraberinde getirecektir. Kürt Özgürlük Hareketi sorunun uluslararası güçler devreye girmeden, Türkiye ile Kürt halkı arasında bir çözümü tercih ettiği için böyle bir kapsamlı savaş yerine demokratik siyasal çözüm tercihini her zaman ortaya koymuştur.

Türk devletinin son zamanlarda askeri operasyonları arttırdığı, bu kış gerillaya darbe vurmak istediği dikkate alınırsa, önümüzdeki dönemde askeri saldırıların düzeye nereye ulaşır? Bir sınırötesi harekat bekliyor musunuz?
Türk devletinin şu anda gerillaya elinden geldiği kadar darbe vurmak istediği açıktır. Bu nedenle her yerde operasyon gerçekleştirmekte, ancak esas olarak psikolojik savaş sürdürülmektedir. “Şimdi Genelkurmay, Emniyet ve MİT arasında iyi bir işbirliği var, bu nedenle PKK’ye ve gerillaya eskisinden daha fazla darbe vurulacaktır” gibi söylemlerle bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Öyle ki, toplumu buna inandırmak için sanal zaferler ortaya çıkarmaktalar. Eskiden de Genelkurmay, MİT ve Emniyet arasında işbirliği vardı. Bu söylemlerde hiçbir yenilik yoktur. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı üzerinde bir baskı yürütmek istiyorlar. Yoksa ne sonuç aldıkları ve darbe vurdukları doğrudur ne de vuracaklarına öyle çok fazla inanmaktadırlar. Kırk yıllık bir mücadele içinde olan, büyük bir tecrübe sahibi olan PKK ve gerilla hareketi karşısında bu tür psikolojik savaş yöntemlerinin etkili olması beklenemez. Halkımız o kadar bitirme hikayeleri dinlemiştir ki, bunlara karşı bir nevi bağışıklık kazanmıştır.
Kuşkusuz gerillanın zayıf bir anını yakaladıklarında ve fırsat bulduklarında belirli darbeler vurmak isteyeceklerdir. Ama bu da yeni değildir. Biz nice kış harekatları gördük. Amed’de Murat operasyonları gördük, Botan’da ve Dersim’de yapılan kış harekatlarını gördük. Belki kış nedeniyle gerillanın hareket etmesi, eylem yapması sınırlı olabilir. Ama yine de kışın da fırsat bulduğunda gerilla eylemini yapacak, operasyonla karşılaştığında gereken direnişi gösterecektir. Nitekim Bismil’de polislere, Hakkari’de özel harekatçılara eylemler yapılmıştır.
En son bizim hayali İnönü zaferine benzettiğimiz Kavaklı kampı zaferi gibi bir Piran ve Gorsê hikayesi ortaya çıkardılar. Kuşkusuz o alanda gerilla güçlerine darbe vurmak istemişler, ama gerilla güçleri direnerek bu saldırıyı boşa çıkarmışlardır. Günlerce propaganda yapmışlardır. Ancak sonuçta Diyarbakır Valisi “21 terörist öldürülmüş, ama teröristler ölülerini kaçırmışlar” diyerek başarısızlığını ve kendi kayıplarını örtmek isteyen bir açıklamada bulunmuştur. Burada helikopterin düştüğünü, yine birçok asker ve özel harekat polisinin öldüğünü yerel kaynaklar söylemektedir.
Önümüzdeki dönemde bir sınırötesi harekat olur mu? Olabilir. Baharda belki böyle bir harekata girişebilirler. Çünkü geçmişte Çelik operasyonu ve 1997 saldırısında olduğu gibi bu tür harekatlara giriştikleri görülmüştür. Gerçekten de AKP Hükümeti geleceğini Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye bağladığından, AKP her zaman sınırötesi harekatı gibi bir yola girebilir. Özcesi Kürt Özgürlük Hareketi tampon bölge kurma çabalarına da, Güney Kürdistan’ın bir bütün olarak işgal edilmesine de hazırlıklıdır.

Topyekûn imha konsepti çerçevesinde Türk basını Hareketinize yönelik büyük bir saldırı ve karalama kampanyası yürütüyor…

Topyekûn imha konsepti çerçevesinde psikolojik savaşın bir boyutu olarak hareketimize yönelik bir saldırı ve karalama kampanyasının yürütülmesi de anlaşılır bir durumdur. Çözüm politikası bulunmayanlar, bir hakikate sahip olmayanlar, dayandıkları gerçeklik zayıf ve başarısız olanlar kuşkusuz psikolojik savaşa sarılacaklardır. Kuşkusuz psikolojik savaşın iç ve dış kamuoyunda belirli etkileri olmaktadır. Uluslararası güçler esasında hareketimizin çok haklı bir dava uğruna mücadele yürüttüğünü iyi biliyorlar; ama ekonomik ve siyasi çıkarları gereği Türk devletinin bu saldırılarına göz yumuyor ya da görmezlikten geliyorlar. Yoksa hareketimizin tamamen bir özgürlük savaşı yürüttüğünü, sivillere yönelik eylemlerinin olmadığını, tersine sivillere yönelik baskı yapan ve öldürenin Türk devleti olduğunu çok iyi görüyorlar. Gerillanın sivillere yönelik eylemleri yoktur. Böyle bir eylem yaklaşımı da yoktur. Kazayla gerçekleşen böylesi iki üç olay vardır. Bunlar için de özür dilemiştir. Eğer sivil ölümlerinden söz edilecekse, bunu yapan yine Türk devletidir. Ama psikolojik savaşla bu gerçekler tersyüz edilmektedir.
Dikkat edilirse gerilimin, çatışmanın arttığı süreçlerde “PKK İmralı’yı dinlemiyor, Apo’yu dinlemiyor” diye bir psikolojik savaş harekatına giriştiler. Böylelikle sanki Önder Apo’yla hareket arasında sorun varmış gibi bir algısı yaratarak toplumda kuşku uyandırmaya çalıştılar. Ama bunu yapanlar Önder Apo’yu aylardır avukatları ve yakınlarıyla görüştürmüyorlar. Görüldüğü üzere İmralı’yla görüştürme yapmadıkları gibi, hem Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hem de Erdoğan’ın Danışmanı Yalçın Akdoğan görüşme yaptırılmamasının Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme temelinde bir planın, entegre bir hareketin parçası olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.

‘Dine doğru yaklaşan bir harekettiz’

Psikolojik savaşın en fazla kullandığı olgulardan biri de halkımızın dinî hassasiyetleridir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin dine yaklaşımı ve dini değerlendirme biçimi Kürt toplumunu derinden etkilemektedir. Ortadoğu’da dinlere anlam kazandıran, dinlerin toplumsal işlevini en doğru biçimde ortaya koyan, bu yönüyle toplumun samimi inanç anlayışını ve dinde var olan ahlaki özellikleri gerçek anlamda yaşamasını isteyen, bu yönüyle bunların toplumsal mücadelenin bir parçası olması gerektiğini ortaya koyan Özgürlük Hareketinin bu yaklaşımı Kürt halkını ve inananları etkilemektedir. Ortadoğu tarihinde ilk defa dine doğru yaklaşan bir siyasi hareket ortaya çıkmıştır.
Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Önder Apo’nun inançlı insanları etkileyen bu özelliğini yıpratmak ve farklı göstermek için son zamanlarda “Bunlar dinsizdir, imansızdır, bunlar Zerdüştidir, Hıristiyanlığa inanıyorlar” gibi kendine göre bir karalama kampanyası yürütmektedir. Şimdiye kadar dini araç olarak kullanarak, din üzerinden Kürt halkını aldatıp din ve ümmet kardeşliği diyerek Kürtleri özgürlük ve demokrasi mücadelesinden, kendi kimliğinden, özgür yaşamından ve kendi kendini yönetme talebinden vazgeçirme politikasının başarısızlığı nedeniyle bunu yapmaktadır. AKP Hükümeti bir yönüyle de dini kullanarak Kürtlerin özgürlük mücadelesini geriye çekmesi için iktidara getirilmiştir. Ama dini kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek isteyen AKP Hükümeti, Fethullah çevresi, dini siyasetin aracı yapmaları etkili olmayınca,  “Bunların dini Zerdüştlüktür, Hristiyanlıktır” diyerek bir psikolojik savaş yürütüp Kürt toplumunda kuşku uyandırmaya çalışmaktadır. Nasıl gerilla mücadelesi ilk başladığı zaman “Bunlar Ermenidir, sünnetsizdir” diyerek gerillanın toplum üzerindeki etkisini yıpratmak istemişlerse, bugün de benzer bir yaklaşım göstermektedirler.
Biliyorsunuz, yakın zamanda görülen psikolojik savaş söylemlerinden biri de değerli komutanlarımızdan biri olan Zozan Çewlîk arkadaşımızın örgüte isyan ettiği yönündeki uydurma haberdi. Bu haberleri ne için yapıyorlar? Şunun için: PKK içinde ve mücadele saflarında bu harekete en fazla bağlı olan ve sahiplenen kadın hareketini sanki hareketle çelişen yanları varmış gibi göstererek, Özgürlük Hareketi’nin güçlü olduğu bir yanından vurmak istiyorlar. Özgürlük Hareketi karşısında sıkıştıkça ve başarısız kaldıkça, uygulamaya koydukları planlamaların hepsi boşa çıktıkça psikolojik savaşı arttırmaktadır. Dolayısıyla halkımız ve dostlarımız psikolojik savaşın bu kadar arttırılmasını AKP Hükümetinin Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki zayıflığı olarak görmelidir.
***

‘AKP dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor’

KCK operasyonlarında son olarak Kürt medyası hedef alındı. 35 gazeteci tutuklandı. Hükümet bu operasyonlarla ne yapmak istiyor?
Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı topyekûn bir savaş yürütmektedir. Zaten Beşir Atalay “Entegre bir savaş yürütüyoruz” diyerek bu gerçeği itiraf etmiştir. Yani sadece askeri operasyonları ve polis şiddetini arttırarak bu savaşı yürütmüyorlar. Bu basın alanı olabilir, demokratik siyaset alanı olabilir, kadın örgütlenmesi olur, gençlik örgütlenmesi olur, Kürtler ezilip örgütsüz ve iradesiz bırakılıp teslim alınmaya çalışılıyor. Nasıl 1990’lı yıllarda ‘topyekûn savaş’ diyerek Kürt Özgürlük Hareketini ezmek istediklerinde basına da yöneldilerse, şimdi benzer bir politika yürüten AKP Hükümetinin de basına yöneleceği belliydi. Ancak bu düzeyde yönelmesi, neredeyse bütün özgür ve demokratik Kürt basınını hedeflemesi yürütülen psikolojik savaşın başarısız kalmasıyla ilgilidir. Çünkü özgür basın, demokratik basın, sosyalist basın, sol basın bir bütün olarak devletin ve AKP Hükümetinin yalanlarını ortaya koyuyor, teşhir ediyor.
Gazetecinin ideolojisi, siyasi görüşü, olaylara bakışı ne olursa olsun tutuklanmasına neden olamaz. Ama şimdi Türkiye’de özgür ve demokratik basın, Kürt basını düşüncelerinden dolayı suçlu görülüp zindanlara atılmıştır. Bu durum Türk devletinin kurumsal faşist ve kültürel soykırımcı karakterinden, hakikatinin çabuk açığa çıkmasından ileri geliyor. Bu, AKP gerçeğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Eğer gerçeği bu kadar zayıf olmasaydı, inandırıcı olsaydı, kendini içerde ve dışarıda zora sokan bu tutuklamalara yönelebilir, böyle operasyonlar yapabilir miydi?
Bu operasyonlar göstermiştir ki, AKP düşünsel ve ideolojik olarak bitmiştir. Kürt halkını dokuz yıldır oyalıyor, “Şöyle Kürt sorununu çözeceğim, şöyle Türkiye’yi demokratikleştireceğim” diyordu. Bu maskesi düştü. Şimdi kimse bu söylemlere inanmıyor. Sivil diktatörlükten söz ediliyor, Erdoğan’ın otoriterliğinden söz ediliyor. Tek adamlıktan, tek parti anlayışından, kendi dışındakilere yaşam hakkı tanımadığından söz ediliyor. Şu anda ister ekonomik alanda, ister basın alanında, ister başka alanda olsun, AKP Hükümetinin tutumundan, yaklaşımından korkmayan, ürkmeyen herhangi bir kurum kalmış mıdır? Aydın Doğan’ın nasıl dize getirildiğini biliyoruz. İşte özgür ve alternatif basın AKP’nin bu herkesi bastıran otoriter ve faşist karakterini ortaya koymuştur. Bunun için öfkelenerek bu kadar basına saldırıyorlar. Fethullah Gülen o katliam fetvasını niye verdi? Sıkışmasaydı verir miydi?
AKP siyasi olarak zorlandığı bu süreçte kendi dışındaki bütün basını susturmak, amiyane deyimle dikensiz bir gül bahçesi yaratmak istiyor. Bu aslında faşist bir yaklaşımdır. Faşizm, diktatörlük, otoriterlik muhalefete yaklaşımla ifade edilir. AKP Hükümeti şu anda savaşın esasını demokratik toplumsal örgütlenmelere karşı yürütüyor. Gerillaya karşı savaş yasalarına uygun bir biçimde savaş yürütse kimse bir şey demez. Savaşın gereğini yapıyor denir. Ama burada tam bir faşist yaklaşımla muhalefete karşı entegre bir saldırı, yani topyekûn bir savaş sürdürülüyor.


YARIN:
- ROJ TV neden kapatılmak isteniyor?
- Hükümet yetkililerinin demeçleri ne ifade ediyor?
- Yeni anayasa tartışmalarında Kürtlerin talepleri nelerdir?