Almanya Gündemi
İsimler ile adlandırılan şey/olgu arasında, normal koşullarda bir bağ olur. Bu bağ bazen çok somut olur, bazen ise ismin/kelimenin/adlandırmanın etimolojik kökenine inmek gerekiyor.
Siyasetin sistemik alanında ise nedense çoğunlukla hiç de alakası olmayan isimler seçilir. Yoksa siz AKP ile adalet arasında bir bağ kurabiliyor musunuz? Ya da Almanya’daki CDU’da Demokrasi’nin D’sinin hayatta da karşılığını gören oldu mu?
Bu türden siyasi yapılar, neden hiç de savunmadıkları, çeliştikleri, hatta karşı oldukları değerleri kendilerine ad, etiket yapar? Sorunun yanıtı açık. Sömürü, baskı, kontrol vb. düzenekler, daima maskelenmeye ihtiyaç duyar. O maskelerle kendilerini kabul ettirirler, meşruluk elde etmeye çalışırlar. Bundan dolayı egemenlerin tarihte işlediği katliamların tümü de ‘ilerici’ değerlerin adı kullanılarak gerçekleştirildi. Hala da tank ve savaş uçakları ile ‘demokrasi ve özgürlük getiriliyor’...
Ad kullanarak, hatta kirleterek kendi meşruluğunu yaratan bir demokrasi ve özgürlük karşıtı yapı da, Almanya’daki ‘Anayasayı Koruma Örgütü’dür (Verfassungsschutz). Sanırım hiçbir devlet, istihbaratına bu kadar ‘masum’ bir ad takmayı başarmamıştır.
Bundan tam 40 yıl önce, Willy Brandt Başbakanlığında BRD - yani Batı Almanya - Eyalet İçişleri Bakanları toplanıp, ‘Radikalenerlass’ olarak anılacak bir karar aldı. Asıl adı ise şöyle: Kamu hizmetinde anayasa karşıtı güçlerle ilgili hususa ilişkin ilkeler (Grundsätze zur Frage der verfassungsfeindlichen Kräfte im öffentlichen Dienst). Resmi gerekçe şöyleydi: Almanya’nın anayasal demokratik-özgürlükçü düzenine karşı olanların memur olmasını engellemek. Şimdi dersiniz ki, demokratik-özgürlükçü düzen iyi bir şey. Kamu hizmeti alanında çalışan insanlar açısından böyle kriterlerin olması önemli.
Ama sorun şu ki, Almanya’da demokratik-özgürlükçü düzen ve ilkeler denildiğinde, kastedilen bizzat devletin çıkarlarıdır. Özgürlük ve demokrasi hikaye. İstihbarata ‘Staatsschutz’ (devlet koruması) değil de, ‘Verfassungsschutz’ (anayasa koruması) denilmesi de işte bu sebeple.
Demin sözünü ettiğim ‘Radikalenerlass’ sonucu yaklaşık 3.5 milyon memur adayı birkaç senelik süre içinde istihbarat - yani anayasayı, pardon devleti koruma örgüt - tarafından mercek altına alındı. 11 bin kişiye karşı meslekten men edilme davaları açıldı. 2 bin 200 disiplin cezası verildi. Bin 250 memur adayının başvuruları reddedildi. 265 memur işinden edildi. Bunların hemen hemen tümünün solcu olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Düzenlemenin mağdurları arasında, Nazi Rejimi Mağdurları/Antifaşistler Birliği (VVN/BdA), Alman Barış Topluluğu/Birleşik Savaş Karşıtları (DFG-VK) ve Demokratik Hukukçular Birliği (VDJ) üyeleri de vardı. Hitler rejiminde ‘hizmet’ etmiş isimlerin (mesela Theodor Maunz, Hanz Filbinger, Hubert Schrübbers) ise Batı Almanya’da hızla kariyer basamağını çıktığını burada not etmiş olalım.
Sartre gibi aydınlar tarafından yurtdışında da protesto edilen Radikalenerlass resmi olarak uygulanmıyor artık. Ancak tam da 40. yıldönümüne denk gelecek şekilde Sol Parti’nin Hessen Eyalet Meclisi Milletvekilleri Janine Wissler ve Willi van Ooyen’in dokunulmazlıkları, iktidardaki CDU ve FDP’nin başvurusu ve oyları ile kaldırıldı. Gerekçe: Neonazilerin - izinli!!! - bir gösterisine karşı gösteri yapmak. Aynı sebeple bir yıl önce dokunulmazlıkları kaldırılan Sol Parti Federal Milletvekilleri Caren Lay ve Michael Leutert’in dokunulmazlıkları da iade edilmedi.
Nedense bir tek solculara, antifaşistlere, komünistlere karşı korunması gereken o çokça söz edilen ‘özgürlükçü-demokratik düzen’ aslında yok. İsim olarak var, gerçekte yok. Onu tehdit etmekle suçlananlar, gerçekte onun uğruna mücadele edenlerdir.
İşin ironisine gelecek olursak; CDU’nun açılımdan yukarıda söz etmiştik. Onun iktidar ortağı FDP’nin tam adı Hür Demokrat Parti... Bazı isimler için kullanım hakları çıkarmak lazım...