Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük, yüzyılardır yaşadıkları Sulukule’nin boşaltılarak, Romanların İstanbul’un 45 kilometre uzağına sürülmelerine tepkili. Pündük, ‘Kentsel Dönüşüm’ün çıkar çevrelerine çıkar sağlamayı amaçladığını belirterek, AKP iktidarının Romanları asimile etmek için topraklarından sürdüğünü söylüyor.  Bir konsere katılmak amacıyla Stockholm’e gelen Sulukule Roman Orkestrası‘nda müzisyen olarak yer alan Pündük sorularımızı cevapladı.

Kentsel Dönüşüm yasası Sulukule’de yaşayan Romanları nasıl etkiledi?

5366 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası çıktığında Türkiye’de ilk kez Sulukule’de uygulanmaya başlandı. Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle beraber Sulukule’de yaşayan 5 bin 500 kişiye ne yapılacağı tartışılırken, biz mahallenin restore edilmesini, buradaki insanların kendi kültürlerini yaşatması, müzik, dans, kadın ve çocuk atölyelerinin ve ana okulu açılması gerektiğini söylediğimizde bunu kabul etmediler. Tüm Romanların buradan taşınmasını istediler. Yani kentsel dönüşüm değil rantsal dönüşüm oldu. Romanları asimile etmek için buradan uzaklaştırdılar. Sulukule’den 45 kilometre uzaklıktaki Taşoluk’a gönderdiler. Oralar bizlerin yaşama alanları değil. Biz bin yıllık bir kültürden geliyoruz. Osmanlı’nın tahta çıkışlarında, düğünlerinde, sünnetlerinde hep bizler vardık. Müzik yaptık. Nalbantçılık yaptık. Demir ustalarımız vardı. ‘Hasırcılar Kasrı’nı da zamanın padişahına hediye eden Romanlardır. Hasır ve sepet yapıyorduk. O zamanlar Sulukule’deki Romanların altın çağıydı. Biz Sulukule’de Osmanlı kültürüyle büyüdük. Biz bu kültürün orada yaşatılması gerektiğine inanıyoruz.
Mahallemiz yıkıldı. İnsanlarımız başka yerlere gönderildi. Romanların Sulukule’den başka yerlere gönderilmeleri ayrımcılıktır. Bizim nerede oturacağımıza, ne yiyip ne içeceğimize ve nasıl davranacağımıza hiç kimse karar veremez. Biz insanız. Yaşama ve barınma hakkı kutsaldır ve biz bunu istediğimiz gibi kullanmak isteriz. Biz orada doğduk, orada büyüdük ve orada ölmek istiyoruz. Bu bizim hakkımız.

Başka yere gönderilenler ne oldu?

Taşoluk’a 337 haneyi yolladılar. Oraya taşınanlara kira bedeli öder gibi ev vereceklerdi. Ama bizim yaşama alanlarımız orası değil. İşimiz, mesleğimiz ve kültürümüz oralarda yok. Bu ailelerden 330’u geri döndü. Sulukule’nin çeperine yerleşti. Bunu uzun yıllar önce Adnan Menderes döneminde de yapmışlardı. Deneyimler zorla göç ettirilmenin çözüm olmadığını gösteriyor.  Ama kentsel dönüşüm kültürü dağıtmaksa bunu yaptılar. Böyle kentsel değişim olmaz. Kutup ayısı kutuplarda, çöl ayısı çölde yaşar. Çöldekini kutupta, kutuptakini çölde yaşamaya zorlarsanız yaşayamazlar.

Peki kentsel dönüşüm nasıl olur size göre?

Kentsel dönüşüm o toplumun kültürel boyutta, sosyo-ekonomik açıdan daha uygun koşullarda yaşamalarını hedefler. Evlerin ve çevrenin değişmesi değil. Orada yaşayanları daha iyi koşullarda yaşatmaktır. Hükümet tersini yaptı. Bizleri oralardan kopardı. Yerimizi zenginlere verdi. Orada bir tane Roman bile bırakmadı. Bu kültürün tamamıyla yok edilmesi değil mi?

Amaç Romanlara yönelik kültürel bir soykırım mı?

Ben soykırım demiyorum. Ben yapılan projelerde kentin değil rantın temel alındığını düşünüyorum. Proje bizi şehrin göbeğinden uzaklaştırmayı amaçlıyordu. Şehrin en güzel ve deprem riskinin en az olduğu bölgede yaşıyorduk. 

Zorla göç ettirilmenize karşı neler yaptınız?

Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası ve derneğimiz devlet ve belediyeye karşı üç ayrı dava açtık. Mahkeme üç davada da bizi haklı buldu. Kararlar oybirliğiyle alındı. Buna rağmen belediye karara itiraz etti. Eğer itiraz reddedilirse devlet aleyhine tazminat davası açacağız. Mahkeme inşaatların durdurulması kararını verdi ama buna uymuyorlar. Bina inşaatları sürüyor.

En büyük sorununuz nedir?

Şu anda barınma, eğitim ve sağlık. Ayrıca tüm dünya insanları için söylüyorum. Irkçılık ve ayrımcılığın kaldırılması için bir yasa hazırlanması lazım. Ayrımcılığı yapanların yargılanıp teşhir edilmesi gerekir. Kürtler, Romanlar, Aleviler ve diğer halklara ayrımcılık yapılıyor. Bunun kaynağı siyasetçilerdir. Biz Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Abaza’sıyla kardeşiz. Biz birbirimizi seviyoruz. Hükümetin biraz önüne bakıp düşünmesi ve insanların hallerini anlaması lazım. İnsanları topraklarından sürmemesi lazım. İnsanları haklarını ve özgürlüklerini vermesi lazım. Yaşam hakkına, kültürlerine saygı göstermesi gerekir.

Ülkemizde süren savaş hakkında ne düşünüyor sunuz?

Ben tüm partilerin ve özellikle de Parlamento’daki Kürt arkadaşların Kürtlerin sorunlarına daha fazla eğilmelerini istiyorum. Devlet oralara yatırım yapmalı, oraya yatırım yapanlardan vergi almamalı. Orada yaşayan insanlardan su ve elektirik ücreti de alınmamalı. Anadilde eğitim hakkını tanımalı.

Sizler neden Çingene yerine Roman olduğunuzu söylemeyi yeğliyorsunuz?

Biz esas olarak Çingene olarak adlandırılırız. Çingene kelimesinin üzerine giydirilen kıyafetin kötülüğünden dolayı Romanı kullanmayı yeğliyoruz. Çingeneler hırsızlık yapar, fuhuş yapar derseniz kim Çingene olmayı kabul eder? Sorun insanların bakış açılarından kaynaklanıyor. Önyargıları kaldırmak gerekir.


MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM