Dikkat edilirse bunu yapanların önemli bir kısmı, 20’inci yüzyılın ikinci yarısındaki canlı ve sürekli gelişen sosyal ve siyasal teoriyle tanışmış olanlardır. Ki bunların çoğu, artı değer teorisinden tutalım Çin’in son 25-30 yılda siyasal sistemini reforme ederek kendince tanımladığı ‘’Piyasa Sosyalizmi’’ne değin siyasal alanda görülmemiş, mantıksal içeriği ve teorik tutarlılığı bakımından sarsıcı bir dizi kavramla haşir neşir olmuş şahsiyetlerdir. Hepsini algıladılar, yorumladılar, tartışıp içeriğini zenginleştirdiler ama büyük bir ısrarla Demokratik Özerklik’i içerik ve anlamdan yoksun bulmaya devam ediyorlar. (Sanki içerik ve anlam konusunda ikna olsalar bütün sorun çözülebilirmiş gibi...)
Elbette ben şimdi burada bir ‘’açıklamaya kalkışmak’’ hadsizliğine girmeyeceğim. Bu bir emek ve birikim işi... Bir direniş tarihi var bu kavramın arkasında... Bu direnişte bedel ödeyenler, teorik içeriğini de dolduruyorlar kuşkusuz. Ayrıca mesele de bu değil; zira toplum yaşamında Demokratik Özerklik’in siyasal bir pratik olarak somut karşılığı var zaten... Adil, özgür, hakka ve hukuka dayalı, insan iradesinin ve insani değerlerin siyasal tahakkümün üstünde tutulduğu, yaşamın demokratik esaslarla düzenlendiği bir siyasal pratik... Tarihsel deneyimler ve siyasal birikimlerden besleniyor.
Asıl mesele; önce Demokratik Toplum Kongresi, ardından da Barış ve Demokrasi Partisi’nin Demokratik Özerklik’i programlarına almasının yarattığı sonuçlardır.
Birinci sonuç; Demokratik Özerklik’in kavram olarak meşruiyetini giderek yaygınlaştırmasıdır. Daha geniş kitleler tarafından benimsenir hale gelmesidir: İçerik ve anlam olarak da gittikçe daha çok kavranır, anlaşılır, hatta en önemlisi de yaşanır olmasıdır... İşte bu, yani Demokratik Özerklik’in yaşamsal pratikle buluşması, içerik kazanması, başta Türk medyasının ‘’sağ sosyalistleri’’ olmak üzere, sözünü ettiğimiz geniş bir akademisyen ve yazar çevresini de kelimenin gerçek anlamıyla endişelendiriyor. İkinci sonuç; İstanbul’da ya da Ankara’da bir türlü anlaşılmayan şey, Amed’de, Botan’da yaşamın bizzat kendisi haline geliyor. Yaşanıyor... İnsanlar bunu soluyabiliyor, bu kavramın gücüyle yaşamı giderek daha çok özgürleştiriyor, moral değerlerinde büyük bir güç ve iradeye dönüştürüyorlar. Ayrıca başka bir sürü şeydir Demokratik Özerklik... Bir dönem ‘’ulusalcı’’ olduklarını anlayamadığımız, bugün de sosyalizmin literatürüyle nasıl bir sağ sapma içerisinde olduklarını çözemediğimiz cephe için turnusol kağıdıdır demokratik özerklik. Onların gerçek yüzünü görmemizi sağlayan teşhir vitrinidir. Artık lafızda sosyalizmin, gerçekte gericilik olabileceğini açığa çıkaran, idrak ettiren derstir.
Hiç bir şey değilse bile, bir toplum, bir halk nasıl bir irade haline gelebilir sorusunun cevabıdır. Bir coğrafyanın dezenformasyondan ve yıkıcı ideolojik tahakkümden kendini nasıl arındırabildiğini gösteren fenerdir.
Dedik ya; Türkiye siyasal tarihi sol kavramlarla sağ siyaset yapılmasının tarihidir. Şapkayı çıkartıp bu keli gösteren de Demokratik Özerklik oldu. Türkiye’de muhalif siyaset bundan bir şey anlamadıysa, boşuna okumasın...