Türk devletinin Kürdistan’daki yüzü dün, fırsatlar bağışlanmış çetecilikti. Çeteler “devlet”, devlet çeteydi Kürdistan’da.
“Ben devletim” demenin utancıydı. Ama ne yapacaksınız ki, insanlığın utancı, bunlarda övünmeydi.
Hüseyin Oğuz, adındaki eski bir astsubay, AKP iktidarına karşıtlıkları nedeniyle darbecilikle suçlanıp yargılanan generallerin mahkemesinde bu övünmeyi tersine çeviyordu, ama kimseciğin üstüne alınıp utanacağını sanmıyorum.
Hüseyin Oğuz, 1990’larda Kürdistan’da görev yaptığını söylüyor ve ordunun çete hallerini şöyle anlatıyordu:
“(JİTEM) terörle mücadele amacıyla jandarmanın bir unsuru olarak kurulmuş. PKK itirafçılarıyla korucuları bünyelerine katarak çete oldular. Eroin ve silah kaçakçılığı yaptılar. Yüksekova çetesi de JİTEM’in bir koluydu. (....) Bacağımı, gözümü, böbreğimi kaybetmiş biri olarak konuşuyorum burada. Ama şehit tabutuyla eroin taşımadım. (...) O dönemde kurulmuş JİTEM’in bünyesindeki C4 patlayıcıları, siyanür zehirleri biliyorum.”
Mahkemede ortaya dökülen, bu manzara Türk devletinin utançla sıvalı portresidir. Gerilla ile savaş adı altında insanlığın kirletilmesi...
Hapishane kaçkını hırsızlar, aranan katiller, soyguncu, uyuşturucu kaçakçılığından sabıkalıların orduyu temsilin ağır utancı, bunlara yeter. Ama kimseden utanama beklemeyin. Türk halkı hala, ordusunun JİTEM avcı birlikleri kisvesi altında, Kürdistan Kurtuluş gerillalarıyla savaştığını biliyor.
Çünkü, medya gözlerini bağladı. Akıllarını, var olan vicdanları esir alıp çürüttü. Gerçekleri öldürdü.
Türk medyası, çetecileri Amerikan yapımı “Rambo” filminden fırlama tipler olarak gösterdi. Adı, mahkeme koridorlarında çınlayan Çillerin generalini “Tamburalı Paşa” diye cilaladı. Tamburalı makinalı tüfek, Amerikan Mafya şefi Al Capon’un silahıydı. Ömür bitmişti. Türk ordusu dahil, hiç bir orduda yok, ama Hasan Paşa tamburalı, adamları uyuşturucu nakliyatındaydı.
Kimileri Rambo’yu taklit ederek, kirli atlet giyip, bedenlerine sardıkları mermi şeritlerinin ağırlığı altında iki büklüm yürüyordu. Medya gülünçlüğü “ölüm yastığına baş koymuş fedakarlık” olarak parlatıyordu.
İtirafçılıkla devşirilen Kürtlerden kurulu katil çeteleri hiç görmediler, gördüklerini de sakladılar. Bunlardan biri (Adil Timurtaş) yıllardan sonra, katlettiği Kürt sayısını binden fazla diye açıklıyordu. 
Hüseyin Oğuz’un gerçeği gözlerine sokmasından sonra, utanma hissi mi? O Ermeni, Kürt kırımı, Rumların yoklara karıştırılmasıyla çok eskilerde kaldı. Kırıntıları İstanbul’daki Rum ve Ermeni mallarıyla canlarının talanı, 1970’lerde “Allah Allah” sesleriyle Çorum’da, Maraş’ta Alevi Kürt bebeklerin kesilmesi, ihiyar başlarının taşla ezilmesi, Sivas’ta insanların diri diri yakılmasıyla öldürüldü.
İnsanlığın kirlenmesi, kendi kirinde boğulmasıydı, bu. Aynı kabı köpürdetenler, karşılıklı dindarlık gösterisine çıkıyorlardı. Fakat dünya yutmuyordu. Elebaşları, batı medyasında, Kürt soykırımını da özendiren “mafya lideri” olarak tanımlanıyordu.
Türk medyası, hala gerçeği külle örtme teri döküyordu. “Bak seyrele, bizde de vicdan var” gösterisiyle, Suriye ordusunun Azize şehrini harebeye çevirmesinin yasını tutma atışları yapıyor, hemen devamında Türk jetlerinin Kandil dağlarındaki Kürt köylerine bomba yağdırdığını müjdeliyordu.
Bütün bunlardan sonra, Hüseyin Oğuz’un anlattıklarına, “Mafyalaşmak” demek, mafyaya hakarettir. Hayatı nice filmlere de konu olmuş, unutulmazlar Mafya şefi Al Capone uyuşturucu, alkollü içkiler kaçakçısı, cinayetler emri veren katil, ama onun savunmasız kadınlara, çocuklara kıydığını, ağzı, dili olmayan köyleri soyduktan sonra içindeki hayvanlar, emek birikimiyle birlikte ateşe verdiğini kimse söyleyemedi, yazamadı. Buna rağmen onu taklit adı altında, sanduka içinde (tabut) eroin ruhunu incittiler. Bu durumda polisiye romanların yazarı Ahmet Ümit’in işi de zor. Subayların “içinde şehit yatıyor” diyerek eroin dolu tabutu cami avlusu taşımasını, bundan sonra yazsa, hangi yeniliği kalır ve kim ilginç bulup okur ki...
Sıradan insanların asker sandığı çetelerin, ganimet meydan savaşlarında ölenler için, Türk büyüklerinin katıldığı ayinler, toplu ağlama törenleri düzenleniyor, Başbakan Tansu Çiller, bugün fazla gelen aklından Recep Tayyip’e veren danışmanının kulağına fısıldadığıyla, çeteciliği “kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir” diye kutsuyordu.
Cami avlusuna yatırılmış içi eroin dolu tabut, şereflerinin boy ölçütüdür.
Bugün dünden farkı, öldürme yerine toplama kamplarına dolduruyorlar Kürtleri. Çark, AKP tipi dincilik olarak dönüyor.
İtirafçılardan kimileri, bugün AKP dincileri. İçlerindeki medya propagandistleri de var...