Diyarbekir Valisi Mustafa Toprak her ne kadar sosyologlar, psikologlar, rehber öğretmenlerle çalışmalar yürütülse dahi Diyarbekir’de taş ve molotof atan, refujlerde mendil satan, su satan çocukları görüyormuş. Bunun üzerine sosyal tedbirlerin yanında kanuni tedbirleride çalıştırılması gerekiyor diyor. İkaz, eğitim ve para cezalarına rağmen çocuklarına sahip çıkmayan ailelerin çocuklarının mahkeme kararı ile alınıp “Sevgi Evlerine” yerleştirilmesini öneriyor.
“Sevgi Evleri”, “Çocuk Esirgeme Kurumu Yurtları”nın kapatılarak onların yerine 6-10 çocuğun barındığı evlerdir. 2006 yıllından itibaren kurulmaya başlandılar. Türkiye’nin her tarafında yaygın olarak var oldukları gibi K.Batı Kürdistan’da da yaygın olarak varlar.
8 Haziran 2011 tarihinde  633 sayılı kanun hükmündeki kararname ile “Aile ve Sosyal Politikalar” bakanlığı kuruldu. Yeni oluşturulan “Sevgi Evleri”nin yönetimi de Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunun ortadan kalkması ile Aile ve Toplum Hizmetleri genel Müdürlüğüne devredildi.
Mahalle aralarında 6-10 kişinin barındığı evler biçimine dönüştürülen bu “Sevgi Evleri”nin işletilmesi ise vakıflara ve özel sektöre devredilecek. Yani anlıyacağınız Gülen Cemaatı bu evlerede el attı/atacak ve bu evlerde birer ”Işık mekteplerine” dönüştürülecek.
Diyarbekir Valisi Mustafa Toprak’ın önerisi pratikte uygulandığı zaman Kürdistan’da yaşanan savaş nedeni ile köyleri boşaltılıp Türkiye ve Kürdistan’ın metropollerindeki varoşlarda yaşamını sürdürüp, yaşanan toplumsal olaylara katılım sağlayan, Terörle Mücadele Yasasına göre reşit insanlar gibi cezalandırılan/cezalandırılmış olan çocuklar, bu defa da ailelerinden kopartılıp “Sevgi Evlerin”de kendi toplumuna, kendi kültürüne, diline, tarihine yabancı, hatta düşman kişiler olarak yetiştirilecektir.
Sömürge valisinin önerisi Kürt çocuklarının asimile edilmesine yönelik bir öneridir. Tıpkı 1937-1938 Dersim’de Kürt çocuklarına uygulanan asimilasyon politikası gibi. Soykırım (Genesid) suçu insanlığa karşı işlenmiş bir imha suçudur. İnsanları imha etmek sadece onları konvansiyonel ve kimyasal silahlarla topyekün olarak imha etmekten ibaret değildir. Çağdaş Uluslararası Hukukta asimilasyonda topyekün bir soykırım suçudur. Konvansiyonel ve kimyasal silahlarla işlenen topyekün katliam suçlarından daha katmerlidir. Topluca imha edilen insanlar bir defa imha edilmiş oluyorlar. Asimilasyon suçlarının mağdurları yaşamlarını sürdürebiliyorlar ancak yaşadıkları çifte kişilik, hedef oldukları depremin izleri onları ömürleri boyunca hep takip ediyor.
Kürtler bu “Sevgi(sizlik) Evleri”nin örneklerini özellikle Dersim Tertelesinde olanca şiddet ile yaşadılar. Babaları, anneleri, aileleri toplu olarak katledilenler-özellikle Dersimli kızlar- katilleri tarafından evlatlık olarak alındılar. Katillerinin kanatları altında kendilerini katleden kültürle yetiştirildiler. Toplumlarına yabancılaştırıldılar. Hatta büyüdüklerinde kendi toplumlarına cellatlarından daha fazla düşman kesildiler. Dersimli kızları ailelerinden kopartıp yatılı kız okullarında asimilasyona uğratan Sıdıka Avar ”Dağ Çiçeklerim” isimli anı kitabında işlediği insanlık suçlarını ballandıra ballandıra anlatır. Dersim’in kayıp kızları yaşattırılan “Beyaz Katliam”ın canlı tanıklarıdırlar.
Türk başbakanı ‘Dersim’de yaşananlardan dolayı özür dilenmesi gerekirse devlet adına ben özür dilerim’ diyor. Bolcuyanlı Kılıçdaroğlu ise Erdoğan’ın salvosunu “Devlet adına özür dilenmesi gerekirse bu özrü başbakan değil cumhurbaşkanı yapmalıdır” aymazlığına girişiyor. Bir topluma karşı suç işlenmişse o toplumdan işlenen suçlardan dolayı bir defa topluca özür dilenir, bir daha da o topluma karşı aynı suçlar işlenmez. Ancak öyle anlaşılıyorki bu Kemalist kafalar Kürtlere karşı suç işlemekte pervasızdırlar. Onun için de bunların torunlarının yarın torunlarımızdan özür dilemelerine fırsat vermeden başımızın çaresine bakalım.
***
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Kurdolog, Kürt siyasetçisi, yazar, Paris Sourbonn Üniversitesi Kürt Dili Bölümü öğretmeni Mir Kamuran Ali Bedirxan 6 Aralık 1978 tarihinde Paris’te vefat etti.
* PKK elinde esir bulundurduğu 6 askeri 7 Aralık 1996 günü yazılı bir mutabakat karşılığında Türkiye’den gelen heyete sağ olarak teslim etti.
* 10 Aralık 1993’de Özgür Gündem gazetesine yapılan baskında tüm gazete çalışanları gözaltına alındı. Gözaltına alınanların arasında daha sonraları Kürt Özgürlük mücadelesinde şehit düşen Gurbetelli Ersöz ve Mehmet Şenol da vardı.