Hasan Cemal’in, Milliyet’teki 26 Eylül 2011 tarihli yazısından; Stuttgart Barış Meclisi’nin “Silahlar sussun, siyaset konuşsun!” sloganıyla düzenlediği “Kürt sorunu ve Barış” konulu toplantıya katıldığını anlıyoruz.
Yazısında, “toplantının sloganını çok sevdiğini” söyleyen Hasan Cemal, “PKK’li olmayan Kürtlerle ve bazı Türklerle konuştuğunu” da aktararak edindiği izlenimleri şöyle sıralamış:
 “(1) Ankara-Kumrular ve Siirt’te sivillerin ölümüne yol açan PKK’nın şiddet eylemleri, Muzaffer Ayata ve Ahmet Türk dahil herkesi rahatsız etmiş...
(2) Ayata’yla Türk’ün çatışmalardaki tırmanışa bir yerde fren koyulmasından ve dizginlerin tümüyle boşalmasının mutlaka önüne geçilmesinden yana oldukları anlaşılıyor.
(3) Bunun için de, iki aydan beri İmralı’da Öcalan’a uygulanmakta olan tecridin bir an önce kaldırılmasını istiyorlar. Çünkü Öcalan’la ‘diyalog’un çatışmaların durdurulmasında belirleyici olacağına inanıyorlar.
(4) Bu arada 1 Ekim’de BDP’nin TBMM’ye girmesine olumlu bakıyorlar.”
* * *
Hasan Cemal’in edindiği izlenimler elbette çok önemli...  Tabi ki “silahlar sussun, siyaset konuşsun!” Kim istemez ki...
Türkiye öyle bir kör döğüşe çekildi ki, böyle bir ortamda Başbakan Erdoğan’ın “Biz terörle mücadele ederiz, siyasi iradeyle de müzakere ederiz” sözleri bile “kulağa hoş gelebiliyor.”
Erdoğan’ın kulağa hoş gelen bu cümlesinden, Hasan Cemal’in de çok sevdiğini söylediği, Stuttgart Barış Meclisi’nin sloganı olan “siyaset konuşsun!” sonucu çıkarılabilir.
Zira “siyasi iradeyle müzakere etmek”, bunu istemek “siyaset konuşsun” demektir.
Ancak burada atlanmaması gereken önemli bir “ayrıntı” var; o da şu: Erdoğan, “siyasi iradeyle müzakere ederiz” cümlesiyle siyaseti tolere ederken “silahlar sussun” demiyor, “mücadeleye devam ederiz” diyor.
Silahlar konuşurken...
Kan akıyorken... Ölüm haberleriyle yüreklere yeni acılar düşerken “siyaset nasıl konuşsun”, “Müzakere” nasıl yol alsın?
Silahlar susmayınca siyasetin kendi de “kanlı” olmaz mı, “kan üzerinden siyaset” yapılmaz mı?
Albert Einstein’in harika bir sözü var; der ki: “Aynı anda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz.”
Doğrusu bu...
Savaşıyorsanız ya da köklü/kanlı bir savaşa hazırlanıyorsanız “siyasi iradeyle müzakere” edemezsiniz; “siyaset konuşsun” diyemezsiniz. Çünkü savaşanlar ya da savaşa hazırlananlar, “savaş diliyle” konuşur. Barış ve kardeşliğin değil karşıtlığın, savaşın siyasetini yapar...
Durum da bunu göstermiyor mu?
Tamam “silahlar sussun siyaset konuşsun” da, tabloya bakın!
Son 1 ayda (dikkat edin son 1 yıl da değil ay da) 1650 Kürt siyasetçisi gözaltına alınmış, 850’i tutuklanmış... Kitlesel gözaltı ve tutuklamalar hala da devam ediyor.
Bu Eylülist operasyon Erdoğan’ın “müzakere ederiz” dediği siyasi iradeye... Yani BDP’ye, Kürt siyasetçileri ve sivil toplum örgütlerine... Belediye başkanları ve çalışanlarına...
Kısacası, olası müzakerecilere...
Erdoğan sadece “terörle mücadele” etmiyor, “siyasi iradeyle” de mücadele ediyor.
Aslında bunun adı “mücadele” de değildir; siyasi terördür, siyasi kırımdır, infazdır.
Böyle her gün BDP’lileri, DTK’lıları topla/tutukla, onar-yüzer içeri tık. Dışarıda eli ayağı tutan Kürt siyasetçi bırakma, sonra da “siyasi iradeyle müzakere ederiz” de!
Hiç inandırıcı değil...
Samimi bir müzakereci ve devlet adamı “siyasi irade” dediği muhatabına böyle şiddet uygular mı, kitlesel göz altılarla içeri alır mı, siyasal kırıma uğratır mı? Böyle irade olmaktan çıkarmaya çalışır mı?
Ya Erdoğan’ın kafası karışık ne yaptığını bilmiyor –ki sanmıyorum- ya da savaş siyasetine yeni bir boyut kazandırıyor. 
Einstein’i tekrarlamak istiyorum: “Aynı anda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz.” Savaşa hazırlanıyorsanız, çözüm için barış için müzakereden yana değilsiniz demektir.
Eğer yanaysanız, savaşa şiddete son verin; siyasetin önünü açın. Etrafınızdaki parse avcılarını, şarlatanları bırakın; Hasan Cemal’in izlenimlerini değerlendirin. Değerli daha başka aydınları demokratik Türkiye kaygısı taşıyanları dinleyin!

delil-karakocan@hotmail.com