“Bütün veriler,
mevcut statüko içindeki yaşamın
Yaşama en büyük hakaret olduğunu
Göstermektedir.” A.Öcalan


Türk Başbakan Tayyip ile ulusal kimlik bunalımını aşamamış olan Kemal Kılıçdaroğlu görüşmesi esasında büyük bir çaresizliğin sonucudur. “Sorunsuz bölgeler”i birlikte gezme önerisi bana, karanlıkta korkudan elele tutuşarak yürüyen iki çocuğun durumunu hatırlattı. “Sorunlu bölgeler” olarak tanımlanan yer elbetteki Kürdistan’dır. Öyle ya, özgür Kürdü tek başlarına kandıramayınca birbirlerinden güç alarak ikili bir maske kullanmak onlara göre daha akıllıca gelebilir. Oysa bu iki elin tarihinden de kan damlıyor. Birinin 70 yıllık inkar tarihini diğeri yeni tarzda yürütüyor. Şimdi eskiyle yeni elele tutuşarak başka bir yeni yaratma peşinde. Yani daha yumuşak, daha örtülü inkar, daha sinsi ve daha tehlikeli bir halk düşmanlığının tarihsel yürüyüşünü gerçekleştirmeyi planlama uyanıklığı. Bunlar, ölü Kürdün külleri üzerinden doğan özgür Kürde, timsah gözyaşları eşliğinde çok lüks tabutlarda manzaralı mezarlar kazmak için uzlaşma peşindeler. Adeta köle yaşamın altındaki rezilce ölümün çirkinliğini makyajlamaya çalışıyorlar.
Bu telaş, özgürlük mücadelesinin ve onun gövdesi olan halkın direnişinin bu taşeronları köşeye sıkıştırmasıyla ortaya çıkan bir telaştır. İktidar kavgası verirken birbirlerinin pisliklerini pazarlayan bu ikili, özgürlüğün yaklaşan ayak seslerinden o kadar korkmuşlar ki, Demokratik Özerklik’in inşaasına karşı son hamleyi birlikte atma zorunluluğu doğmuştur. Bakmayın siz onların birbirlerine ağır laflar etmelerine, özgür Kürdün varlığı onları her zaman birbirlerine muhtaç bırakacaktır. Tayyip MHP’nin tavrını eleştirerek, “MHP’nin tavrı ile toplumsal mutabakat olmaz” diyor. Aslında MHP tabanına göz dikmiş biri olarak, onun her olumsuzluğundan pirim elde etttiği için zil takıp oynuyor. Tayyip’in mutabakattan anladığı MHP’nin de katılmasıdır. Peki BDP ve diğer partiler ile sivil toplum örgütleri katılmayınca buna toplumsal uzlaşma denebilir mi? Eğer Kılıçdaroğlu gerçek bir toplumsal mutabakat peşinde olsaydı, BDP ve sivil toplum örgütleriyle de görüşür ve buradan çıkan mutabakat metnini diğer temsilcilerle birlikte Tayyip’e götürür ve onu barışa zorlardı. Ama kendi geçmişiyle hesaplaşmamış bir CHP’den bunu bile beklemek zorlama bir iyimserlik olurdu.
Peki CHP neden toplumsal uzlaşma şovları yapma ihtiyacı duyuyor? Çünkü özelde Dersim, Malatya, Maraş, Çorum, Gazi ve Madımak katliamları olmak üzere, esas olarak da kanlı, inkarcı, imhacı ve soykırımcı geçmişini unutturma, toplumsal hafızayı silme ve gerçekleri çarpıtma peşindedir. Bu ikilinin görüşmesi, egemen sınıfların iki temsilcisinin kendi çıkarlarını koruma amaçlı uzlaşma ortamını yaratma girişimidir. Bu görüşme de halkın aşağıdan gelen gerçek iradesi ve talebi yoktur. Kürt halkının oyalanarak tasfiye planının çift başlı yürütülmesine ilişkin atılmak istenen bir adımdır. Ama bu, Tayyip efendinin tek başına yapmaya çalıştığı sahte kabadayılığın zorlanması oranında gelişebilecek bir özellik taşımaktadır. Çünkü o, her şeyi tek başına halledebileceğini sanmaktadır. Fakat gelişmeler, bu iyi ve kötü polis oyununu da boşa çıkartacak kadar onurunu yükseltmeye devam etmektedir. Halkı söz-yetki-karar –denetleme ve uygulama inisiyatifinden uzak tutarak, kendi iktidar çöpüğünde lokma peşinde koşan bir sürüye çevirme sahtekarlığı, bir illüzyondan ibarettir ve koca bir yalandır.
Barış ve adaleti, halkların kendi kimliğinin gereklerini özgürce yaşamasını ve anayasal güvence altında örgütlenmesini  gerçekten isteyenler, ülkede yaşayan herkesin kendi örgütleri aracılığıla tartışarak hazırladığı toplumsal bir uzlaşma metni olan anayasayı halkın oyuna sunar. Peki bunu neden yapmıyorlar? Çünkü barış demek, onların maskelerinin düşmesi demektir. Çünkü barış demek, tarafsız mahkemelerin kurulması, haksız servet edinmenin, faili belli meçhullerin, kaybedilenlerin, katliam ve köylerin yakılmasının ve sürgünlerin hesabının verilmesi demektir. Kariyer, rant, rüşvet, statüko ve iktidar nimetlerinin tehlikeye girmesi demektir. Onlar için barış, daha fazla kar demektir.
Kısacası, CHP’nin “toplumsal mutabakat komisyonu” önerisini Tayyip’in, “MHP’nin bugünkü açıklamalarıyla toplumsal mutabakat olmadığı için bu otomatik olarak düşmüş oluyor” diyerek cevaplaması bile mutabakat anlayışını ortaya koyuyor. Bunun toplumsal mutabakat anlayışında halkın gerçek temsilcileri yoktur. Ne Sivil Toplum Örgütleri ne BDP ve ne de savaşı yürüten taraflar yoktur. Ne acıdır ki, AKP, CHP’nin kendi geçmişiyle yüzleşmemesinin bir ürünüdür. Bugün kendi yaratmış olduğu canavarla yine kendi yarattığı Kürt sorununu konuşuyor. Tam bir sahtekarlık örneği. Kılıçdaroğlu bu görüşmeyle aynı zaman da inisiyatifi eline alma hamlesi yapma peşindedir ama bu güçten yoksundur. Yani eski canavar güçten düşmüştür.
Bu yazıyı kaleme alırken hala Van Belediye Başkanı ve diğer seçilmişlere yönelik operasyonlar sürüyordu. Bu operasyonun Kılıçdaroğlu - Tayyip görüşmesinden sonra gerçekleşmesine Kılıçdaroğlu’nun yapacağı açıklama niyetleri daha da açığa çıkartacaktır.
Bu ikiliye dikkat etmek gerekiyor. Özgürlük mücadelesinin verdiği korku bunları daha da birbirlerine yakınlaştırabilir. Çünkü çıkarları ortaktır. Onlar için önemli olan sistem ve onun vurucu gücü olan devlettir. Aralarında ki çelişki, iktidarın ve onun sunduğu olanakların paylaşımına ilişkindir. Başta Kürtler olmak üzere Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Türk emekçileri, ve Türkiye’de yaşayan diğer halkların hiç bir önemi yoktur. Bu halkların emekleri ve kültürel değerleri onlar için pazarlanabilir bir metadır. Bu iki “akıllı”, elele vererek Kürdistan’ın zenginlik kaynaklarının ve emek değerlerinin kar getiren bir pazar olmaktan çıkmasını istememektedirler. Peki başarı şansları var mıdır? O kadar çok korkuyorlar ki, sonunda başaramayacaklarını anlayarak, birbirlerini siyaset pazarında satmayı daha karlı bulacaklardır. Hem de kelepir fiyatına. Halk ise bit pazarı’na düşmüş kelepirleri çöplüğe atma konusunda çok ustalaşmıştır.