• Güle güle git Hasan Basri Fırat. Dedemiz Şêx Seîd‘e söyle; torunların şuurlanmış, senin yolunu takip etmeye devam ediyor. Artık hiç kimse Kürt milletini özgürlüğünden koparamayacaktır.

HAFIZ AHMET TURHALLI

Vatan topraklarından ayrılmak, insanoğlunun istemi dışında gelişir ve her akıl sahibi insanda travmalar oluşturur.

Üzerine doğmuş olduğumuz toprak parçası, insan için ikinci ana rahmi olduğundan dolayı şahsın ruhuna işlenmiş olur. İnsanlığın geçmiş atalarının doğup büyüdükleri toprak parçasına anavatan (welatê bav û kalan) demeleri, iddiamızı destekliyor. Bir millet, uzun süre bir toprak parçasında yaşamını idame etmişse artık orası onun annesidir, ana vatanıdır ve kendisini huzurlu hissettiği yegane mekandır. O mekanla güçlü ruhsal ve duygusal bir bağ kurulur ve bu bağ onun ruhunun derinliklerine kadar kök salar. Atalarımızın topraklarında doğduk ama o topraklarda büyümememiz için her türlü insanlık karşıtı plan ve uygulamalarla karşılaştık. Bizleri atalarımızın kök saldığı binlerce yıllık köklerimizden koparmak için zulmün her çeşidini bizlere acımasızca uyguladılar. İşgalci sömürgeciler, kültürümüzü, dilimizi, lehçemizi, inancımızı yasakladı; dağlarımızı, nehirlerimizi ve ovalarımızı yabancı isimlerle bizlere dikte etti. Bizlere farklı kefenler biçerek; ya köklerinizden kopup başkaları olacaksınız ya da zindan ölüm ve sürgünlerden seçip beğeneceksiniz, dediler. Bunları bize yaşatanlar, bizlerden değillerdi, bizleri zorla başkalaştırmaya çalıştılar.

Vatan sevgisi ve sürgün

Bazen insanlar, kendi milletleri tarafından da öz topraklarından zorla çıkarılmıştır. Hz. İbrahim, kendi toplumu tarafından inancından dolayı vatan topraklarını terk etmişti. Hz. Muhammed (SAV) kendi akraba ve çevresi tarafından Mekke'den zorla çıkarılmıştı. Tarih, Mekke'den çıkarkenki şu meşhur sözünü bize kadar ulaştırdı: “Allah’ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer buranın halkı beni (zorla) Mekke'den çıkarmasaydı, ben kendiliğimden buradan çıkmazdım.” (Heysemi, Mecmau’z- Zevaid, 3/283)

Yine kendisine atıf edilen ve doğruluk derecesi tartışılan hadisteki “Vatan sevgisi imandandır” sözü gibi vatana ilişkin hadisleri mevcuttur.

Kur’an ise vatanlarından zorla çıkaranları ve çıkarılmalarına yardımcı olanları büyük günahkarlar olarak görüyor:

“Saldırıya uğrayanlara zulme maruz kaldıkları için savaş izni verildi. Allah onları muzaffer kılmaya elbette kadirdir. Onlar sırf 'Rabbimiz (sahibimiz) Allah’tır' dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.” (Hac 39-40)

“Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğratılanların.” (Ali-İmran 195)

“Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara 191)

İnsanların yurtlarından sürülmelerinin büyük bir zulüm olduğunu söyleyen Kur’an, bunun bir savunma savaşına girişmeye neden olduğunu hüküm olarak bildiriyor. Peygamberin irtihalinden sonra nsanların vatanları din savaşları adına zorla işgal edilmiş; diğer imparatorluk ve krallıkların işgal uygulamaları, Müslümanım diyen muktedirler tarafından süregelmişti.

Kürtleri vatandan koparma

Günümüzde kendilerini Müslüman devletler olarak niteleyenler, kendileri gibi düşünmeyen her kesimi zorla vatanlarından çıkarıyor. Afganistan’dan Nijerya’ya kadar insanlar, vatanlarını terk edip başka coğrafyalara göçüyor. Fakirlik ve ihtiyaçtan, farklı milli kimliklerden, değişik inanç ve mezheplerden olanlar, vatanlarını terk etmek mecburiyetinde bırakılıyor.

Kürt milletinin vatanı vardır, binlerce yıldır Kürdistan hakikati mevcuttur. Dört parça Kürdistan'da yaşayan Kürtlerin rehberleri ve özgürlüklerini savununlar, vatanlarını terk etmek zorunda bırakıldılar. Bu, Kürt milletine uygulanmakta olan acımasız bir zulümdür. Ne yazık ki 'Müslüman kardeş' diye etrafımızda görünenler, bu zulmü desteklemeye devam ediyor.

Binlerce Kürt sürgünde Hakkın rahmetine kavuştu. Birçoğunun naaşı, ülke topraklarına dahi defnedilemedi. Her gün sürgünde gözlerini hayata kapatan kardeşlerimiz oluyor. Sürgüne gelip vatan topraklarına dönemeyenler ve hicrette rahmana kavuşanlar, tarif edilemez acılar yaşıyor, yaşatıyor. İnsanlarımızı fakir bırakıp göçe zorlayanlar, onların özgürlük istemlerine karşı gaddarca davranarak hicrete yollayanlar, aynı iktidarlardır.

Başı dik Hasan Basri

Şêx Seîd’in torunlarından Hasan Basri Fırat da bu elem ve acıyla ilerlemiş yaşına rağmen sürgünde vefat edenlerin listesine eklendi. Ataları sürgün edilen Hasan Basri de vatan topraklarını terk etmek zorunda bırakılmıştı. Milletinin hakları için mücadele eden Hasan Basri, önce Mersin’e, sonra Almanya’ya göçmek zorunda kalmıştı. Dedesi gibi, vatanı ve milleti için gece gündüz cehdeden Hasan Basri, başı dik ve onurlu bir şekilde hicrette gözlerini geçici hayata kapattı.  İslam’ın hakikatini ve Kürdistan'da İslam ile Kürtleri birbirinden ayırmak için çalışan devlet dindarlarını, muktedirlerin sofrasında oturup İslam’ı iğdiş edenleri son nefesine kadar teşir etmeyi sürdürdü. İki hafta önce Stêrk TV'de yaptığımız 'Bawerî' programına konuk olarak aldığımda, ailesini ve zorluklarla dolu hayatını anlatmıştı.

Kemalizmin safında durarak İslamcılık yapanların münafıklıklarını, yumuşak ve kendine has üslubuyla anlatmıştı. Hasan Basri’nin vefatı ile 100 yıldan fazladır yaşanmakta olan milletimizin trajedisi, kendisini tekrarlıyor. Bu trajedi, dağda, zindanda ve hicrette, Kürt'e sadece ölüm ve geride kalanına acı çektiriyor.

Dedemize torunlarını anlat!

Sürgün ve gurbette çekilen acıları yaşayan Peygamberimiz, hicrette hayatını kaybedenleri şehit olarak isimlendirmiştir: "Garip iken/gurbetteyken ölen şehiddir." (İbn Mâce, Cenâiz, 61)

Güle güle git Hasan Basri Fırat; Şêx Seîd ê kal ve Kürdistan toprağı seni karşılayacaktır. Dedemiz Şêx Seîd‘e söyle; torunların şuurlanmış, senin yolunu takip etmeye devam ediyor. Yakında senin de makberini inşa edecekler ve artık hiç kimse Kürt milletini özgürlüğünden koparamayacaktır. Kürtler, mutlaka anavatanları ile buluşacak, köklerini kendi topraklarının derinliklerine salacaktı.