
İsveç Sol Parti Merkez Komite Üyeliği ve Stockholm (Huddinge) Belediyesi Başkan Vekilliği de yapan araştırmacı yazar Şerefxan Ciziri, mensubu olduğu Kürt Omeriyan aşiretini bütün yönleriyle ele alan Kürtçe ‘Omeriya Mirsom’ adlı kitabından sonra ‘Sözlü Edebiyatın’ tarihsel gerçekliği ve dinamizmi üzerinde yaptığı analizleri Aram Yayınları’ndan çıkan ‘Edebiyata Devkî û Sosyalîzasyon’ adlı Kürtçe eserinde derleyerek okuyuculara sundu.
‘Yazar ülkesine meta olarak yaklaşmamalı’
Yıllarca Avrupa’da yaşayan Kürt yazar ve siyasetçi Cizîrî, ‘Edebiyata Devkî û Sosyalîzasyon’ adlı kitabının önsözünde yaptığı çalışmanın zorluğuna ve inceliğine dikkat çekerek, sözlü edebiyat analizinin yapılabilmesi için genel bir edebiyat bilgisi ile beraber edebiyatçının analizini yapacağı coğrafyanın aşiret yapısından tutalım tarihi, kültürel yapısı ve sosyo-psikolojik durumuna değin genel ve kapsamlı bir bilgiye sahip olması gerektiğine vurgu yapıyor. Kürt sözlü edebiyat ürünleri üzerinde uğraş veren kişilerin salt esere yoğunlaşıp Kürtlerin toplumsal kültürü ve yaşayışını ikinci plana atıp önem vermediğini belirten Cizîrî, Kürt mantalitesinin manifestosunun bu şahıslar için önem arz etmediğini dile getiriyor.
Sözlü edebiyata yaklaşımı bu denli yüzeysel olan yazarların, ülkesinin tarihsel gerçekliğine ve kültürüne salt metasal yaklaşım gösterdiğini vurgulayan Cizîrî, kitabında birçok yazarın bu işi reklam ve çeşitli imkanların açılması yolunda bir basamak haline getirip yükselmeye çalışmayı eleştirerek başlıyor.
Kolektif bir ürünün ‘öz’e kavuşması...
Sözlü edebiyatın sosyal bir atmosferde oluştuğu vurgusu yapılan kitapta Cizîrî, Kürt kültüründeki dengbêjlik ve stranbêjliğin ilk icra edildiği ‘önemli aile- aşiret’ gibi mekanları ise sosyal ortama örnek olarak gösteriyor. Edebiyara Devkî û Sosyalîzayson’da Cizîrî’nîn, sözlü edebiyatın irdelenmesi ve analizinin yapılabilmesi zorluğunu aşabilmek için incelemesini yaptığı her bölgenin coğrafyasına ve tarihine hakim kişilerinden yardım aldığını görüyoruz. Cizîrî kolektif bir ürünü ‘öz’e uygun şekilde biçime kavuşturuyor.
Toplumsallık ile bireyin ilişki bağının farklılıklar ile oluşum gösterdiği vurgusu yapılan kitapta ‘Sosyalizasyon’ toplumsallaşma olarak niteleniyor. Cizîrî toplumsallaşma sürecinin meşakkatli, dinamik ve ideolojik bir savaş ile dolu olduğunu belirtirken, ‘Kürdistan’da toplumsallaşmanın’ karışık bir süreç girdabı olduğunu dile getiriyor. Cizîrî bu girdabın nedenlerini ‘yabancı dil, din ve kültürlerin’ bölgedeki tahakkümüne bağlıyor. Bireyin toplumsallaşmasının aile, dinsel eylem, medya ve siyaset etkisinde şekillendiği vurgusu yapılan kitapta Cizîrî, Kürdistan’da kendine yabancılaşmanın bir bütün olarak başarıya ulaşmayışını ise 3 sacayağa bağlıyor ve bunları ‘dengbêjî’, ‘atalarımızın sözleri’, ‘Kürtçenin hep kullanılmış olması’ olarak belirtiyor.
‘Doğa sözlü edebiyatın yaşam çeşmesidir’
Sözlü edebiyatın yazılı edebiyata altyapı olduğu tezi üzerinde duran Cizîrî, Kürt toplumunda sözlü edebiyat ürünlerinin ilk aşamada belirli bir bölgede, bir aşiret içinde yaşamsallaştığını ve zaman içinde ise tüm ülkeye yayıldığını vurgulayarak, buna örnek olarak ise Xecê-Siyabend, Mem û Zîn, Cembeliyê Mîrê Hekariyan’ı gösteriyor. Kürt toplumunda sosyalizasyonun Kürtlere form kazandırdığını belirten Cizîrî, Kürtlerin sözlü edebiyat ile ideoloji, tecrübe, ahlak ve etnik bilinç kazandırdığını dile getiriyor.
Yazılı edebiyat ile sözlü edebiyatı birbirinden ayıran özellikleri üzerinde duran yazar Cizîrî, bu edebiyatların negatif ve pozitif özgün özellikleri üzerinde duruyor. Yazılı edebiyatta eser veren yazarın istemi dahilinde tüm tarihsel gerçekliği çarpıtabilip bir akışı değiştirebilme gücüne vurgu yapıyor.
Edebiyata Devkî û Sosyalîzasyon’da doğanın sözlü edebiyatının yaşam çeşmesi olduğunu belirten Cizîrî, tespitine örnek olarak ise sözlü edebiyattaki aşık olmuş genç kadınlara verilen ‘Karê, Beybûn, Xezalê, Qumriyê’ gibi isimleri gösteriyor. Bavê Kînê, Sekvanê Xurîkî gibi meseleler ile sözlü edebiyatın coğrafyası, yaşamı ve toplumsal örf, adet ve kültürünü okuyucuya yaşatan Cizîrî, kadının sözlü edebiyattaki yerini ise ‘Qumriyê’ üzerinden anlatıyor.
Cizîrî öz topraklarından kopan insanın zamanla kuruduğunu sudan çıkartılmış bir balık öyküsü ile betimlerken Mîr Celadet Bedîrxan’ın yaşamı ve ailesinden örnekler vererek, bunun bölgedeki izdüşümünü gözler önüne seriyor. Cizîrî, bu durumu en iyi özetleyecek tarihi olayı ise ‘Ezdinşer Beg’ isyanı ile Mir Bedirxan’ın başkaldırısı sonrası yaşanan kayıp ve sürecin halk dilinde ‘hayin felek’, ‘Kendini satan uşaklar’, ‘Gerici aşiret ve ağalar’ ve ‘Acımasız, insafsız devlet’ kelimeleri ile gösteriyor. Bu başkaldırılar sonrası yaşanan acının ise dengbêjlere miras olduğunun altını çizen Cizîrî; acı, açlık, zulüm, göç ve toplumsal dramların bu mirasın başlıca konuları olduğunu belirtiyor.
‘Sözlü edebiyat ideolojinin altyapısıdır’
Kürtlerin sözlü edebiyatta oldukça zengin bir tarihe sahip olduklarını belirten Cizîrî, bu sözlü mirasın yazılı hale gelmeyişini eleştirdiği kitabında hala birçok Kürtçe şarkının sözlü hali ile kaldığından yakınıyor. Bu durumun şarkının öyküsünde, hikayenin kurgusunda ve destanların tarihsel gerçekliğinde sapmaya ve çizgisinden çıkmaya neden olacağını belirten Cizîrî, örnek olarak ‘Kero û Kulik’ mitosunu okuyucuya sürükleyici bir dil ile anlatarak gösteriyor.
Sözlü edebiyatın ideolojinin altyapısı ve toplumsallığın zemini olduğunu bize anlatan Cizîrî, kitabını sözlü edebiyatın formlarının yazılı edebiyattan daha zengin olduğunu anlatarak sonlandırıyor.
DİHA/İSTANBUL