
KJB Yürütme Konseyi Üyesi Besê Şîmal ile Medya Savunma Alanlarında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan “ağırlaştırılmış özel tecrit politikaları”nı ve Kürtlerin direnişini konuştuk.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmelerin yapıldığı bir görüşme notunda Sayın Öcalan; “Halka bir müjdem var. Uluslararası komplo boşa çıkmıştır” belirlemesi yapmıştı. Sizce İmralı cezaevinin en ağır koşullarında Sayın Öcalan komployu nasıl boşa çıkardı?
Öncelikle uluslararası komplonun amacını bilmek lazım. Komplo ile amaçlanan Önder Apo’dan başlayarak Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmekti. Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi dar anlamda sadece bir grup gerillanın tasfiyesi demek değildi. Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi, dirilen, irade ve kimlik kazanan bir halkın tasfiyesiydi. Genel bir ifadeyle özgür Kürdün tasfiyesiydi.
Uluslararası güçler amaçlarına ulaşmak için çok çeşitli, oldukça kirli, etik ve hukuk dışı yöntemler kullandılar. İnsanlık vicdanını çiğnedikleri yetmiyormuş gibi kendi oluşturdukları hukuku da çiğneyerek Önderliğimizi tutuklayıp Türk devletine teslim ettiler. Önderliğimizi kaba bir direniş içine çekmeye çalışarak halklar arası bir savaşın fitilini ateşlemek istediler. Türkiye’de ve tüm bölgede halkları birbirine kırdırtarak bölgeye müdahale için kendilerine meşru bir gerekçe oluşturmak istediler.
Neden halkları birbirine kırdırtmak istediler, bunda ki esas çıkarları neydi?
Çürüyen sistemlerini ve tükenen sermayelerini bölge müdahalesi ile kurtarmaya çalıştılar. Bu konuda 20. yy’ın başında olduğu gibi 21. yy’ın başında da Kürtleri koç başı olarak kullanmak istediler. Nasıl ki İngiltere’nin başını çektiği kapitalist modernite, 20. yy’ın başında TC’yi kurarak ve Kürtleri de kurbanlık koyun yaparak bölge çıkarlarını güvenceye almak istediyse, bu gün de ABD’nin başını çektiği kapitalist modernite, TC’yi kendi güncel çıkarları temelinde ılımlı İslam projesiyle yeniden dizayn ederek ve özgür Kürt kimliğinin tasfiye ederek hegemonyasını sürdürmeye çalışıyor. Küresel hegemonik güçler bu hedeflerine ulaşmak için AKP’yi iktidara getirdiler. Kürtler arası birliği önlemek için 2000 yılının sonbaharında YNK’yi PKK üzerine sürerek Kürtler arası kanlı bir savaşa neden oldular. 2003 yılı iç ihanet sonrası ise PKK’nin dağıldığına ve güçten düştüğüne inanmış olmalılar ki Önder Apo’yu zehirleme sürecine aldılar.
Duygudan, vicdandan, ahlaktan yoksun uluslararası hegemonik güçlerin analitik kafalarının hesaplamadığı birşey vardı ki o şey, yaptıkları bütün planları boşa çıkardı.
Peki neydi o şey?
O şey, bir halkın özgürlüğe olan inancıydı. O şey, varlığını, özgürlüğünü önderliği ve özgürlük hareketi ile özdeşleştiren onurlu, kişilikli bir halkın direnişçi, mücadeleci duruşuydu. O şey, özgürlük hareketinin zamanın verili koşullarına hükmederek kendisini değiştirme ve dönüştürme yeteneğiydi. O şey, Önder Apo’nun gerçeğiydi. Önder Apo’nun İmralı’nın ağır tecrit koşullarında verdiği ideolojik, siyasi, iradesel ve psikolojik mücadele ve bu mücadelenin sürekli olarak zihinlerde ve güncel siyasette yarattığı etki, komployu her süreç kendi dönemi içinde boşa çıkarmıştır. PKK’nin yeniden inşası ve Demokratik Konfederal sistem projesi özgürlük hareketini her zamankinden daha fazla güçlendirmiş ve irade sahibi kılmıştır. Önder Apo’nun ulusal birlik konusunda verdiği mücadele Kürt halkı içinde ulusal bilinci derinleştirmiş ve güçlü bir bütünleşme sağlamıştır. AKP’nin arka planının ortaya çıkması, nasıl bir ajan oluşum olduğunun netleşmesi, uluslararası komplonun boşa çıkarılmasında çok önemli bir aşamayı ifade etmektedir. Kanımca Önder Apo’nun “komployu boşa çıkardık” demesinin altında yatan gerçeklik de budur.
Bilindiği gibi dört aydır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi sudan gerekçelerle engellenmektedir. Sayın Öcalan şahsında dayatılmak istenen nedir, acaba yeni bir komplo sürecine mi girildi?
Kesinlikle yeni bir komplo sürecine girildi. Bu komplo sürecinin bölgenin mevcut konjonktürüyle de çok yakından ilişkisi var. AKP bölgedeki gelişmeleri kendi lehine çevirmeye çalışarak yeni bir Osmanlı imparatorluğu kurma sevdasında. Tabii bu defa daha farklı bir imparatorluk biçimiyle. Türk-İslam sentezli, ırkçı, tekçi bir modeli bölgede geliştirme, iktidar hırsını yeni halifelik sultasıyla gidermenin hevesinde. Bunun için önünde engel olarak gördüğü Özgürlük Hareketini ve önderini tasfiye etme, tüm muhalif kesimleri ise ezme çabası içerisinde. AKP’nin bu gözü kara siyasetini anlamak için bölgedeki gelişmelere yakından bakmak önemlidir.Bölgede ve genel dünyada halkın, toplumun sisteme karşı rahatsızlığı giderek artıyor. Toplum, içinde bulunduğu sefalete, acıya, haksızlığa ve işkenceye daha fazla tahammül edemiyor. Halk artık kapitalist sistemi ve ajanı diktatöryel rejimleri, ciddi bir biçimde sorgulayarak ayağa kalkıyor. Tunus, Mısır, Yemen, Suriye, Yunanistan, İtalya, İspanya, Amerika, İngiltere ve daha birçok ülkedeki halk isyanlarının temel nedeni budur. Toplum kendi üzerindeki ağır sömürüye “ARTIK YETER” diyor. Bu anlamda toplumsal ayaklanmalar bölgesel bir olay olmanın ötesinde sistemsel ve küresel bir gerçeğe işaret ediyor. Türk devlet ise sistemini AKP projesiyle yeşil tonlu yeni bir biçime kavuşturarak kendilerince yeni bir model geliştiriyorlar.
Tarihten günümüze değişen ne?
Tek fark; beyaz Türkü yeşile boyuyor. AKP’de ifadesini bulan ılımlı İslam, beyaz Türkün yeşile boyanmış halidir. Değişen tek şey maskedir. Zihniyet, anlayış, tarz ve üslup aynıdır. AKP yaratıcısı ABD’nin kendisine verdiği rolü mükemmel oynuyor. Bunu Libya ve Suriye örneğinde çok çarpıcı gördük. Libya konusunda ABD ne dediyse Türkiye-AKP harfiyen uyguladı. Aynı politikayı kendisine tam uyum sağlamayan Suriye için de kullandı.
ABD, bölgeyi yeniden dizayn ederken, AKP’e ile hangi esaslar üzerinden anlaşmış olabilir?
ABD ile AKP arasındaki anlaşma şu temel nokta üzerinde sağlanmışa benziyor; AKP, ABD’nin bölge siyasetini aktif bir biçimde destekleyecek ve uygulanmasında öncü rol alacak. Buna karşılık ise ABD Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmesinde AKP’ye her türlü desteği sunacak. 2011 yılının yazından beri uygulamada olan konsept budur. Bu güne kadar AKP Libya, Suriye konusunda ne yaptıysa yarın İran konusunda da aynı şeyi yapacaktır. ABD ne derse aynısını uygulayacaktır. Karşılığında Özgürlük Hareketine saldırmak için daha fazla keşif uçağı, daha fazla istihbarat, daha fazla saldırı helikopteri, daha fazla bomba ve silah alacaktır. Güney Kürdistan hükümeti üzerinde ABD’nin daha fazla baskı kurup taviz koparmasını isteyecektir. Kürt ulusal birliğinin sağlanmaması için özel çaba harcayacaktır, bu konuda ABD’den ise özel çaba göstermesini isteyecektir. Siyasi soykırımları artırarak sürdürecektir. Önder Apo üzerinde her türlü uygulamayı yapma hakkına sahip olacaktır.
AKP bu şartlar üzerinden aldığı ABD desteği ile Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye kesin kararlıdır. Bundan kaynaklı Kürtlere topyekün savaş açmış durumdadır. Kürdistan dağları bombalanıyor, askeri operasyonlar yapılıyor. Eş zamanlı olarak Kürt siyasetçileri, aydınları, sanatçıları, yurtseverleri, dostları, tutuklanıyor. Önder Apo ile görüşmeler kesiliyor. Ağır bir tecrit uygulanıyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatları tutuklanıyor. Bütün bunların anlamı açıktır.
Devlet, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarını tutuklayarak ne yapmak istediler?
Özellikle Önder Apo ile görüşmelerin kesilmesi ve avukatlarının tutuklanması demek, Kürt sorununun çözümünde demokratik siyasal seçeneğin ortadan kaldırılması demektir. Demokratik, barışçıl yöntemin tümden devre dışı bırakılması, yasal savunma ve mücadele zeminlerinin tümden ortadan kaldırılması demektir. Görüşmelerin kesilmesi ve avukatların tutuklanması demek, Önder Apo’yu imha sürecine almak demektir. Kürt halkı şu an Önderinin ne durumda olduğunu bilmiyor. Avukatların tutuklanması ve hiçbir görüşmenin olmaması AKP’nin imha planını devreye koyduğunun işaretidir. AKP’nin savaş ve şiddeti topyekünleştirmesinin esas nedeni de imha planını rahatlıkla sonuca götürme hesabıdır. Bu da yeni ve daha tehlikeli bir komplonun devrede olduğunu gösteriyor.
Sayın Öcalan son savunmasında İmralı’da uygulanan politikaları ‘milli İmralı politikaları’ olarak tanımlıyor. Milli İmralı politikasından ne anlamak gerekir?
Milli İmralı politikası Türk devletinin kendisine has geliştirdiği politikalardır. Önderliğimizin tutuklanması Türk devleti tarafından baştan beri milli bir dava gibi ele alınıyor. Buna göre bir ritüel oluşturuluyor. Tesadüf olmasa gerek önderliğimizin tutuklandığı 15 Şubat 1999 tarihi Şeyh Said’e komplosunun yapıldığı tarihtir. Önderliğimize idam kararının verildiği 29 Haziran tarihi ise Şeyh Said ve arkadaşlarının idam edildiği tarihtir. Milli İmralı politikasından anlamamız gereken Türk devletinin tek devlet, tek millet, tek bayrak anlayışıyla özgür Kürde karşı geliştirdiği tasfiye planıdır. Özgür, iradeli, kimlikli Kürdü imha stratejisidir. Önderliğimizin uluslararası komplo sonucu Türk devletine teslim edilmesi ABD, İngiltere, İsrail ve Yunanistan’ın eliyle olurken, Türk devleti bunu kendi zaferi olarak ele aldı. Önderliğimizin tutuklanmasını adeta büyük bir milli zafer havasında kutladı. Türk devleti gücü ve eşşizliği ile övünüp durdu. Halbuki uluslararası güçlerin Önderliğimizin tutuklanması ve Türkiye’ye teslim edilmesiyle hedeflediği tam bir felaket senaryosuydu.
Önderliğimiz İmralı’ya alındıktan sonra Türk devleti özgürlük hareketini tasfiye üzerinden milli bir plan hazırladı. İlk başta bölge çıkarları üzerinden uluslararası güçler ile uzlaştı. Komployu yapan güçler kendi çıkarları zedelenmediği müddetçe İmralı üzerinde her türlü uygulama hakkını Türk devletine tanıdılar. Türk devletine her türlü silahı Kürtler üzerinde kullanma iznini verdiler.
AB’de buna dahil mi?
AB, çıkarları zedelenmediği müddetçe kendi hukukunu çiğneyerek her türlü uygulamaya izin çıkardı. Bundan kaynaklı Türk devleti yıllardır İmralı üzerinde her türlü ağırlaştırılmış tecridi uyguluyor. İstediği zaman görüşmeleri kesiyor. İstediği zaman bir tutuklunun sahip olduğu en doğal ihtiyaçları dahi karşılamıyor. Önder Apo’nun ağır sağlık sorunları olmasına rağmen İmralı gibi hastalık üreten bir iklimde tutmaya devam ediyor. Türk devleti İmralı üzerinde özel bir statü oluşturmuştur. Bütün siyasetini Önder Apo’yu zamana yayarak imha etmeye ve özgürlük hareketini tasfiye etmeye endekslemiştir. On iki yıldır da aralıksız bu siyaseti sürdürüyor. AKP ise bu siyaseti başarıya götürmede misyon üstlenen ajan bir partidir. PKK’nin tasfiyesi üzerinden devletin ordusu, yargısı, sözde muhalefeti AKP ile uzlaşıyor ve Kürdistan’da elbirliği yaparak AKP’yi destekliyor. Devletin ordusu, yargısı, yasaması, muhalefeti Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek için AKP’nin hizmetine girmiştir.
AKP, devleti ele mi geçirdi?
Bir bakıma devlet AKP’ye teslim edilmiştir. AKP ise bundan faydalanarak devlet içinde kendisini örgütleyerek devleti tümden ele geçirmiştir. Türk devleti mevcut durumda AKP-Fethullah Gülen devleti haline gelmiştir. Yeşil sermayeyi ve uluslararası güçleri arkasına alan AKP, İmralı üzerinde en ahlaksız ve en hukuksuz siyaseti uyguluyor. Ne vicdan, ne ahlak, ne de hukuk tanıyor.
AKP’nin Kürtleri ele alma mantığı nedir?
Dikkat edersek Türk devlet tarihinde devletin Kürdü olduğun zaman fazla bir sorun yoktur. Seni Kılıçdaroğlu gibi devleti kuran bir partinin başkanı da yapar, Hüseyin Çelik ve Beşir Atalay gibi başbakan yardımcısı da yapar. Veya yetmişe yakın AKP milletvekili gibi milletvekili de yapabilir. Vali, kaymakam ve bakan da yapabilir. Ama lakin devletin Kürdü olmayı kabul etmezsen, o zaman durum tümden değişir. Kürdü tasfiye etmek için elinden geleni ardına koymaz ve tasfiyesi için plan üzerine plan yapar. Türk devleti, PKK’yi tasfiye etmek için bir ABD projesi olan AKP’ye her türlü desteği sundu. AKP ise dini milliyetçiliğin hizmetine sürerek Kürt halkının dini duygularına hitap ederek Kürdistan’da özel bir siyaset uyguladı. Din yoluyla asimilasyonu yoğunlaştırdı. Oy topladı. Kendisini iktidar yaptı. Bu plan da milli İmralı politikasının bir parçasıdır.
Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarının zirvede olduğu bir dönemde Sayın Öcalan’a özel tecrit uygulaması arasında bir bağ var mı?
AKP ve Türk devletinin Ortadoğu’daki siyasal konjonktürden yararlanma durumu sözkonusudur. Bunu yukarıda biraz açmaya çalıştım. Tabii bir de şöyle bir yönü var. Önderliğimizin Kürdistan’a ve bölgeye dönük görüş ve değerlendirmeleri özellikle bu süreçte çok önemlidir. Önderliğimiz yapacağı değerlendirmeler ve tespitler halklar açısından çok ön açıcı ve yararlı oluyor ve olacaktır. Milli İmralı politikasını yürüten güçler, Önderliğimizin görüşlerinin halklara ulaşmasını istemiyorlar ve bu açıdan engelliyorlar. Bilmemiz gereken önemli bir nokta şudur ki; Önderliğimiz sadece Kürt halkının özgürlük mücadelesini vermiyor. Tüm Ortadoğu halklarının özgürlük mücadelesini veriyor, halkların kurtuluşu mücadele veriyor, direniyor. Demokratik konfederalizm sadece Kürdistan’a özgü bir proje değil, bölgesel ve küresel bir halklar projesidir. Önderliğimizin düşünce gücünden duydukları korku ile ağır tecriti gündeme koydular.
Sayın Öcalan üzerinde ağırlaştırılmış tecrit devam ediyor. KCK operasyonları adı altında Kürt siyasetçileri, yöneticiler ve avukatlar tutuklanıyor. Kürdistan dağları bombalanıyor. Bütün bunlar olurken bazı devlet yetkilileri yeni ve demokratik bir anayasanın yapılacağından bahsediyor. Sizce böyle bir anayasa mümkün müdür?
Tabii ki mümkün değil. Bütün bu söylemler tek kelime ile demagojidir. Yalanı gerçek, yanlışı doğru, çirkini güzel, kötüyü iyi göstermede AKP’nin üstüne yoktur. AKP şu anda Kürtler üzerinde çok kapsamlı bir soykırım planı uyguluyor. Ama soykırımı dahi büyük bir demokratik açılım projesi olarak gösterebiliyor. Bilinçleri çarpıtıp kamouyunu yönlendirebiliyor. Dikkat edersek Kürtler hiç bir dönem AKP döneminde olduğu kadar kapsamlı ve derinlikli bir soykırım planı ile karşı karşıya gelmemiştir. AKP, Kürdistan’ı baskı, işkence, şiddetle tam bir kapalı ve açık zindana çevirmiştir. AKP diyor ki; benim yaptığım zulme başkaldıranı katlederim. Ya teslim olursun ya da ölürsün.
Kürt halkını zindana tıkan, çocuklarını kimyasal gazlarla zehirleyen, zehirli bombalarla parçalayan bir zihniyet, demokratik bir anayasa yapabilir mi? Yıllardır Kürt halkının önderini ölüm çukurunda tutan, görüşme ve savunma hakkını yasaklayan bir zihniyet, demokratik bir anayasa yapabilir mi? Tekçi bir zihniyet ve anlayış, kesinlikle demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapma iradesinden yoksundur. Kürdün inkarı ve imhası üzerinden gelecek belirleyen beyinler, yasakçı bir anayasanın ötesine geçemez.
‘Milli İmralı politikaları’ nasıl boşa çıkarılabilir? Bunun için neler yapılabilir?
Milli İmralı politikasını boşa çıkarmanın tek yolu kesinlikle milli direnişten geçer. Çünkü Önder Apo şahsında Kürtler üzerinde uygulanan bir imha planıdır. Soykırım planıdır. Ulusal ve topyekün bir direniş geliştirilemezse bu plan boşa çıkarılamaz. Her parçada ve her alanda Kürtler, ‘Soykırımı Durdurmak, Önder Apo’nun Özgürlüğünden Geçer’ anlayışını direnişin temel sloganı haline getirebilmelidir. Tüm alanları büyük bir mücadele alanına dönüştürmelidir. Mevcut durumda Türk devleti ve AKP Kürtlere karşı topyekün savaş açmıştır. Bunun cevabı topyekün bir direniş olmalıdır. Bu tehlikeli durumu Kürtler çok iyi görerek ulusal direniş gücünü hızla birleştirmeli ve harekete geçmelidir. Artık tarihin zamanı Kürtler açısından ulusal birlik, beraberlik ve özgürlük zamanıdır. Kürtler özgürlüğe en yakın bir dönemi yaşadıkları gibi bu dönemi iyi değerlendiremezlerse tekrardan büyük acılara mahkum olurlar.
Kürt kadınları da bu tarihi süreçlerin rengini, karakterini belirleyen, öncü-belirleyici rollerini en güçlü bir biçimde yerine getiren bir duruşu, herkesten çok daha fazla hak edendır. Tarih, kadının demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi renginde kendini oluşturmaya adaydır. O halde yapılması gereken tek şey, tüm kadınların iradelerini birleştirmesi, örgütlülüğünü geliştirmesi ve ulusal-topyekün direnişin ön saflarında cesurca yer almasıdır.
BÊRÎTAN ZAGROS - ANF/QENDÎL