
Kürt sorununa ilişkin model tartışmaları içinde İrlanda’dan konuyla ilgili olarak sorularımıza cevap veren Uluslararası Hukuk Derneği Masa Şefi Inna Glyn Witt, ‘KCK operasyonları’ için “Türkiye gözleri, kulakları, dili ve yüreği olmayan Kürt yaratmak istiyor” diyerek değerlendirmede bulundu.
Merkezi ABD’de bulunan Uluslararası Siyaset Merkezi de, uluslararası otoritelerin AKP’ye bir şans verdiğini ama AKP yöntemlerinin sorunu daha fazla ağırlaştırdığına dikkat çekti. Akdeniz Ülkeleri Sosyal ve Siyasal Bilimler uzmanı İspanyol Danite Roderiga ve Rusya Dış Politika Analisti Prof. Ventin Majowski ise Kürtlerin geri dönülmez bir yola girdiğini Türkiye’nin ise bu gerçeği görmemekte ısrar ettiğini belirtti.
‘PKK geniş bir tabana sahip’
Bir süre önce Türkiye’de bir grup akademisyenin, IRA, İrlanda sorunu ve çözümü konusunda Kuzey İrlanda’da araştırma yaptıklarını hatırlatan Uluslararası Hukuk Derneği Masa Şefi Inna Glyn Witt şunlar söyledi:
“Bu ve benzeri sorunlara ilişkin araştırmalarda bulunmak, tecrübelerden yararlanmak çok önemlidir. Benim bu husustaki görüşüm şöyleydi: “PKK ile IRA’yı karşılaştırmak ve İrlandalılar ile Kürtleri karşılaştırmak bu karşılaştırmalarda pusula yönleri belirlemek yanlış ve gerçekçi olmayacaktır. İkisi birbirinden çok farklıdır. Her ne kadar devletlerin bu ve benzeri muhalif haraketlere karşı izlediği yöntemlerde bir benzerlik olsa da muhalif haraketlerde bu benzerliği aramak doğru olmayacaktır. PKK geniş bir tabana ve büyük gerilla gücüne sahip, yaşadığı çoğrafyadaki politikaları etkileyen bir konuma sahip.”
Kürtlerin gerek sivil siyasette, gerek yerel yönetimlerde önemli bir yer edindiğini ve Kürt toplumunun da büyük oranda politize olduğun söyleyen Witt, “Ayrıca, Kürtlerin ayrı coğrafyalarda yaşaması aradaki çizgileri kalınlaştırma veya inceltme avantaj veya dezavantajlarını da içinde barındırıyor. Çoğrafik yapı ve aradaki çizgiler aynı zamanda Türkiye içinde geçerlidir” dedi.
Kürt sorunu ve Kuzey İrlanda sorununda diğer bir farklılığında inanç konusunda olduğunu belirten Witt, İrlandalılarda inanç, Kürtlerde ise kimliğin ön planda olduğuna işaret etti. Witt devamla, “Durum böyle olunca İngiltere ile Türkiye’nin İRA ve PKK’ye karşı izlediği stratejilerde bir o kadar farklıdır” dedi.
‘Türkiye, kör, sağır, dilsiz Kürt istiyor’
Uluslararası Hukuk Derneği Masa Şefi Inna Glyn Witt devamla şöyle konuştu: “Türkiye Kürt ilişkilerine dair ise şunu belirtebilirim: Türkiye sağır, kör, dilsiz, duyguları ve tarih hafızası olmayan bir kişiliği yaratmak istiyor. Bu özelliklerde birinin olması Türkiye’nin en azında tarihsel geçmişinde yola çıkarak böyle bir topluluk hatta birey istemesi veya kabul etmesi mümkün görünmemektedir. ‘Ya benim gibi düşüneceksin ya da yoksun’ politikaları doğal olarak böyle geliştirilmeye çalışılacaktır. KCK operasyonları ya da Kürtlerin son yıllarda hızla cezaevlerine toplatılması AKP hükümeti ile birlikte yeni bir konseptin parçasıdır diyebiliriz. Döverek Kürt siyasal haraketini eritme yerine seviyor gibi davranıp eritme biçimi değiştirmişse de aslında 90’lardaki balığı susuz bırakma stratejisiyle de uyuşmaktadır.”
Witt, ‘Bunu başarıya ulaşabilir mi’ şeklindeki soruya ise asıl amacın Kürt hareketini Kürtlerden ve dünyadan soyutlamak, tecrit etmek olduğuna dikkat çekiyor ve bazı rizikoların olduğunu da sözlerine ekliyor.
Witt, şu ifadelerle düşüncelerini noktalıyor: “Evet bazı rizikolar var. Çünkü soruna sadece Kürt sorunu olarak da bakmamak gerek aynı zamanda bir bölge sorunu olarak da bakmak gerek. Bu müdahil ülke veya güçlerin daha fazla rol alması anlamınada gelecektir. Nihayetinde güçten düşürülen ve tecrit edilen bir hareketle pazarlıklar yapmak daha kolay olacaktır. Yoksa soruna ve yaşananlara hukuk boyutunda bakıp bazı şablonlar indirmek yaşananları anlamamak olur.”
‘Diyalog ve müzakereler yeniden başlayacak’
Merkezi ABD’de bulunan Uluslararası Siyaset Merkezi ise sorularımıza kurum olarak cevap verdi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri değişik evrelerden geçen Kürt sorununun Lozan Anlaşmasıyla Cumhuriyet döneminde değişik bir renge dönüştüğü vurgulandı. Uluslararası Siyaset Merkezi, daha çok inkar, asimilasyon ve isyanların silahla bastırılması yöntemlerinin bu dönemde devreye konulduğunu belirtiyor. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Daha çok inkar, asimilasyon ve isyanları silahla bastırma yöntemleri devreye girerek sorunun ertelenmesi ve mümkünse eritilmesi stratejilerine ağırlık verildi. Bir tarafta söz konusu stratejik yöntemler sorunu aslında kendi içinde büyütürken diğer tarafta bu yöntemlerle artık gidilemeyeceği ve yöntem değişikliğine gidilmesi stratejileri aranmaya başlandı. PKK’nin tüm bu stratejilerin bir sonuçu olarak ortaya çıktığını herkes tarafından biliniyor. O halde değişen stratejik eseslar içinde PKK’nin de ya kendini yeniden yapılandırması ya da bertaraf etmesi gerekiyordu. Son 15 yıldır Kabul edilen Kürt sorunu üzerinde bu geliştirilmeye çalışıldı. PKK bir şekli ile bunu denese de Cumhuriyet’in karakterist yapısında bir değişiklik olabileceğine inanmadı. Mevcut Cumhuriyet M.Kemal’in de gerisine düşerek Kürt sorununu sosyolojik esaslarında ayrı düşünerek Kürt’ü Türk’e ait görmeye devam etti.”
Çözüm iyi Kürt-kötü Kürt’te arandı
Bu ‘aitlik’ kavramı üzerinde doğal olarak yeni bir konsept halinde ‘İyi Kürt’, ‘Kötü Kürt’ ikileminin ortaya çıktığı dile getirilen açıklamada “İyi Kürt, kötü Kürt, inanan Kürt, inanmayan Kürt, devletine sadık Kürt, sadık olmayan Kürt, silahı destekleyen Kürt desteklemeyen Kürt’ gibi bir konseptle soruna çözüm aranmaya çalışıldı” denildi.
Kürtlerin 4 önemli ve farklı ülkede yaşadığını, Türkiye’nin ise anahtar bir öneme sahip olduğu belirtilen açıklamada devamla şu ifadeler yer aldı: “Türkiye’nin anahtar rol oynadığını da en azından yakın dönem için belirtmekte yarar var. Türkiye’nin sorunu kabul edip esaslarını buna göre yapıp çözüme gitmesi bölgenin yeniden yapılandırılması anlamına gelecek ki bu da en çok Türkiye’ye yararlar sağlayacak. Ama Türkiye’nin hala Cumhuriyetten kaynaklı stratejileri ve iç-dış dengelerde dışa bağımlı olması Kürt sorununun çözümündeki cesaretini kırıyor. AKP’ye verilen pirimler ise tükenmek üzere. Bir şekli ile AKP ilk 10 yılda sorunu en azında silahtan arındırıp siyaset meydanına çekecekti.” Ancak, gelişmelerin bunu göstermediğinin ortaya çıktığı belirtilen Uluslararası Siyaset Merkezi’nin açıklamasında, askeri operasyonlar, tutuklamalar, gerillanın eylemleri, Kürtlere karşı milliyetçi söylemlerle ortamı germe politikasının bunu kanıtladığı dile getirildi.
PKK ile Öcalan’ı karşı karşıya getirme taktiği...
Uluslararası Siyaset Merkezi, AKP’nin geliştirmek istediği önemli bir politikaya dikkat çekiyor: Kürt tarafını bir realite olmaktan çok, PKK ile Öcalan’ı karşı karşıya getirme taktiği...
Açıklama şöyle sonlandırıldı: “PKK realitesini görme yerine görüşmelerde PKK ile Öcalan’ı karşı karşıya getirerek sorunu günlük siyaset içinde düşünmek gibi birçok yanlış politikalar izleniyor. Uluslararası otoritelerin AKP’ye tanıdığı şans zayıflamaya başladı. Sonuç olarak Kürt sorunu tuklamalarla, askeri oparasyonlarla veya PKK’nin eylemleriyle çözümü çoktan aşmış bir sorundur. Diyalog ve karşılıklı müzakereler öyle sanıyoruz ki, yakın dönemde yeniden başlayacaktır. Bu doğrultuda eğer karşılıklı sorunun esaslarıyla yüzleşmeler yaşanırsa çözüm konusunda çok önemli bir adım atılmış olunacaktır.”
‘Karşılıklı güven sorunu var’
Akdeniz Ülkeleri Sosyal ve Siyasal Bilimler Uzmanı İspanyol Danite Roderiga da, seçimle işbaşına gelen belediye başkanları, milletvekilleri başta olmak üzere Kürt siyasetçileri tutuklamanın ve sivil toplum örgütleri temsilcilerini kriminalize etmenin çok tehlikeli bir yaklaşım olduğuna dikkat çekiyor.
Böylesi bir taktiğin ciddi sorunlara yol açacağına vurgu yapan Roderiga, “Demokratik yöntemlerin kullanılmasını isteyen hükümet ve yandaşları antidemokratik bir şekilde bu ve benzeri yöntemlere başvurması veya onaylaması demokratik siyasete inanan Kürtleri rencide edecektir. Bu uygulamalar aynı zamanda demokratik siyasetten kopuşu da hızlandıracaktır” dedi. Benzer yöntemlerin Kürt sorununu sadece çıkmaza sokacağını dile getiren Roderiga, bunun sorunu ağırlaştıran ve insanları ‘ötekileştiren’ bir durumdan başka işe yaramayacağını vurguladı.
Roderiga devamen şunları söyledi: “Kürt sorununun çözüm şifreleri aslında çok açık ve nettir. Kürtlerin doğal haklarının tanınması ve merkeziyetçilikten vazgeçip yerel yönetimlerin özerkliklerini bir biçimde tanımaktır. PKK buna hazır olduğunu belirtirken devlette bir ölçüde sorunun adını koyup adımlar atmaya hazır olduğunu en azında niyet olarak deklere ediyor. O zaman sonuç bu kadar net iken neden kilitlenmeler yaşanıyor. Açık ki sorunun çözümü yönünde karşılıklı güven sorunu var. Bu güvensizlik yine karşılıklı tutuklama, operasyon, eylem ve siyaseten bir birini sıkıştırmaya dönüşüyor.”
‘Karşılıklı bir ateşkes kabul edilmeli’
Güven konusunu “öncelikle aşılması gereken ilk adım” olarak nitelendiren İspanyol siyaset uzmanı Danite Roderiga, “Bu ilk adım gerçekleştikten sonra sorunun detaylarına inilir. Karşılıklı bir ateşkes şu an görünen en iyi bir yöntem olarak kabul edilmelidir. Yaşanan tecrübeler güçlerin ulaşacağı noktayı gösterdi ve yine her iki güç biliyor ki, mevcut durum bu aşamadan sonra bir kısır döngüdür. Türkiye’nin Kürt sorununa yaklaşımlarında kırılmalar olduğu, sorunun inkardan çıkıp tanımlanmaya başlandığı biliniyor. Değişmeyen yöntem ise Türkiye’nin Kürt iradesini kabul etmemesidir. Karşılıklı iradelerin olmadığı bir çözüm olsa bile buna çözüm demek çok yanlış olacaktır. PKK ile ya da Kürt Siyasal Haraketi (iradesi) ile çözüme yönelik müzakerelere başlamaması ya da her şeye rağmen bunun kesintisiz ilermesini sağlamamak bunun yerine günlük politikara müzakerelerin kurban edilmesi sadece insan ölümüne neden olabileceğini de bilmeyen yok” dedi.
Kürt tarafının devletin içinde bulunduğu iradi aşmazları, aşabileceğine inandığını belirten Roderiga, şunları ifade ediyor: “İçinde bulunduğu konum vesilesiyle PKK’nin devletteki ‘iradi’ aşmazları aştırabileceği konusunda iyimserim. Tek sorun bence bunun kansız olup olmaması önemlidir. Kürt Siyasal Haraketi geçmişte olduğu gibi bugün de bu cesarete sahip olduğunu ve bedeli ne olursa olsun karşının açmazlarını yıkacağına inanıyorum. Önemli ölçüde devletinde buna hazır olduğunu ama, tekrar belirtmek gerekirse bunun mümkün olduğunca iradesi zayıflamış bir Kürt haraketi ile gerçekleştirmek istemesi ağır basıyor. Belki son süreci böyle analiz etmek daha doğru olacaktır.”
‘Baskı ağır tahribatları getirir’
Rusya Dış Politika Analisti Prof. Ventin Majowski de tarihte Kürt-Türk ilişkilerini göz önüne alarak değerlendirmesine başlıyor: “Kurtuluş savaşında Türkiye’ye vatandaşlık bağları ile bağlı Kürtlerin kurtuluş savaşı sonrası Cumhuriyet ilanı ile birlikte ötekileştirilmesi ve sürekli baskı altında tutulması Kürt-Türk ilişkilerinde ağır tahribatlara neden oldu. Kürtler’in kendisini inkar eden Cumhuriyet’e sürekli mesafeli olması Cumhuriyet’in ise Kürtleri sürekli ‘çıban başı’ olarak görmesi ve Türkleştirilmeye çalışılmasının birikimleri son otuz yılın yaşanmasına neden oldu. Gerek son 30 yıllık süreç gerek ise öncesindeki Cumhuriyet partilerin hiç bir Kürt sorununu gören veya çözülmesi gereken bir sorun olarak bakmadı. Resmi idelojinin aşılmaması ve Kürtlerin sadece ‘Dağ Türkü’ olarak kabul edilip ötekileştirilmesinin ağır bedelleri günümüz Cumhuriyeti’nin dibine mayınlı bir alan olarak düştü. Günümüz Cumhuriyeti ve onun tüm otoriteleri söz konusu bu mayınları temizlemeden sorunun içinde sorunun adını ve tanısını koymadan sonuçlarıyla ilgilenmeye başladı.
Madalyonun öteki yüzünde duran Kürtler ve Kürt direnişleri ise geçmiş birikim ve tecrübelerinde dersler çıkararak şöyle bir aşamaya geldi. Dış dinamiklere dayanmadan ayakta durabilmek ve Cumhuriyet’in Kürtler üzerinde yarattığı geneleksel bağlarda ve ilişkilerden kopup özgünlük alanları içinde konumlanmak. Bana göre bu iki stratejik yapı Kürt Haraketi’nin uzun erimli ve güçlü muhaliflik yanlarının gelişmesinde milad oldu. Kürt’ün bu iradesel yapısı ve konumlanması bugünkü Cumhuriyet içinde kabul edilmedi. Sıradan bir köylü çocuğu olan Öcalan’ın Kürt muhalefetini bu doğrultular üzerinde inşa etmesi ve Cumhuriyetin karşısına Kürt iradesi olarak çıkması bölgesel güç olmasını da beraberinde getirdi. Bu nedenle günümüz politikalarını ve eğilimlerini ortaya çıkarmak için her iki toplumun sosyolojik yapısını iyi tahlil etmek gerek. PKK gelinen aşamada önemli ölçülerde bunu başarabildi. Lakin, Türkiye ve onun siyasi-politik otoriteleri ne PKK’nin var oluş nedenlerini ne de Kürtler’in dün ve bugününü birçok açıdan gerçekçi analiz edip buna göre bir davranış pozisyonuna giremedi. Bu geçişin şifreleri ise Cumhuriyet’in ilk kuruluş felsefesinde gizlidir diye düşünüyorum.”
Devlet çıkmazlarını işte bu tarih içinde görmesi gerektiğini söyleyen Prof. Ventin Majowski, aksi durumda kaosun aşılmayacağını, kendisini tekrar edeceğini belirtiyor. Majowski görüşlerini şu ifadelerle noktalıyor:
“Aslında gelişen Kürt haraketinin sosyolojik yapısı akademik düzeyde tarihsel olarak incelendiğinde Cumhuriyet’in de ve buna bağlı olarak günümüz yaptırımlarının da çıkmazları açığa çıkmış olacaktır. Bu nedenle Türk devletinin Kürt muhalif hareketine davranış ve yaklaşım biçimlerini güncel gelişimlere göre anlamaya çalışmak sadece politik bir haz verecektir.”
ALİ ONGAN