Haber şöyle: “7 Şubat’ta açıklanan, Türkiye genelinde 7 bin hanede gerçekleştirilen A&G araştırması sonuçları: AK Parti: Yüzde 54. Bağımsızlar (BDP): Yüzde 8.2.”
Bu araştırma sonuçları neyi gösteriyor?
Birincisi, AKP’nin Fırat’ın Batısında güçlenme eğiliminin sürdüğünü, buna karşılık Fırat’ın Doğusunda ise gerileme sürecine girdiğini; BDP’nin ise Türkiye çapında barajı aşma noktasına hızla yaklaştığını…
İkincisi, AKP’nin Kürt özgürlük hareketine karşı yürüttüğü kanlı saldırılar ve kitlesel tutuklamaların amacına kesinlikle ulaşamadığını; buna karşılık Fırat’ın Batısında bu Kürt düşmanı siyasetin AKP’ye milliyetçi oy getirdiğini…
Bu iki olguya dayanarak söylenebilir ki, eğer Hükümet “oy kazanmak için” bugünkü yoldan yürümeye devam ederse, kesinlikle çok tehlikeli bir Türk-Kürt kutuplaşmasına neden olacak. Siz AKP ve BDP oy oranları arasındaki büyük uçuruma aldanmayın. Bunlar Türkiye çapındaki oylardır. Bu sayıları Kürt sorunu çerçevesinden bakarak okursak, durum şu; AKP Fırat’ın Batısında Türk oylarının yüzde elli ikisini, BDP Fırat’ın Doğusunda Kürt oylarının yüzde yetmişlerini alıyor.
Buradan çıkardığımız sonuç şu: Hükümet ya şimdiki yoldan yürüyerek bu kutuplaşmayı keskinleştirerek, “birlikte yaşama” imkanını yok edecek; ya da şimdiki politikasının iflasını kabul ederek, yeniden “barış ve çözüm” için müzakere sürecini başlatacak.
AKP’nin Batı’da, BDP’nin kendi topraklarında güçleniyor olması Kürt özgürlük hareketini savaşla, tutuklamayla yok etmenin mümkün olmadığını ortaya çıkardığına göre, geriye yalnız iki ihtimal kalıyor; ya uzlaşma, ya da tam kopuş…
Cemaatin son MİT operasyonu, belli oluyor ki, birinci şıkkın önünü kesmeye dönüktür. Cemaat “barışa ve çözüme” karşıdır; “savaştan ve çözümsüzlükten” yanadır. O nedenle KCK operasyonlarını tırmandırmak ve Oslo Görüşmelerine katılmayı “kriminalize” etmek için her şeyi yapmaktadır.
Cemaat’in Taraf Gazetesinde yazan Polis “sözcüsü” 19 Şubat 2012 tarihli köşe yazısında Cemaat’in bu niyetini gözler önüne sermiştir. Bu yazıda Emre Uslu, MİT’te bir grubun KCK’yi “yönettiğini”, bu grubun Cemaat’e karşı da “fişleme” yaptığını, bunların Fidan’ı “kullandığını”, amaçlarının kendi “ihanetlerinin de” ortaya çıkmasına neden olan KCK tutuklamalarını durdurmak olduğunu ve daha buna benzer iddialarda bulundu.
Bu iddialar size bir şeyler hatırlatmıyor mu? Polis gazeteci, daha önce çok işe yarayan bir “deli saçması“ iddiayı bu defa MİT’e karşı yürütülen operasyon için de kullanıyor. Ergenekoncuları tasfiye ederlerken, Türk kamuoyunda orduyu gözden düşürmek amacıyla, “PKK düşmanı” psikolojiden yararlanmışlar ve “Ergenekon-PKK işbirliği” türünde bir iddia ortaya atmışlardı. Yazıda aynı şablon tekrarlanıyor.
Bu yazıda Emre Uslu’nun ana tezi şudur: “KCK tutuklamaları ve PKK’ye karşı nokta operasyonları devam etmeli ve Oslo görüşmeleri gibi ihanetlere izin verilmemelidir.”
Yazısını şöyle bitiriyor:
“Medya kampanyasıyla olay önce cemaatin sonra da İstanbul’daki KCK operasyonlarını yapan polisin ve savcının üstüne yıkıldı. KCK operasyonunu yapan polisler tasfiye edildi. TCK 250., 251. maddeleri değiştirilecek. AKP tabanı da itiraz etmiyor artık buna. 28 Aralık’ta duyurulan ancak tepkiler nedeniyle geri çekilen 2. Açılım Paketi diye sunulan Ergenekon ve KCK’yı kurtarma paketi tıkır tıkır işliyor. Tereyağından kıl çeker gibi bir operasyon.”
Taraf Gazetesinde AKP’ye karşı bir süredir başlayan muhalefet, eğer sayfalarında bu türden “savaş ve çözümsüzlük” yanlısı propagandayla iç içe geçerse, az sonra Cemaat yanlısı bir “muhalefete” dönüşmekle kalmaz. “Dini vesayet” yanlısı ve aynı zamanda Kürt halkına karşı düşmanca saldırıları destekleyen bir ittifaka dönüşerek yozlaşır…
Tarafçıların görmediğini sanki Başbakan görmeye başladı bile.
İkinci defadır ki, Başbakan hastalığını bir fırsat ya da iktidar paylaşımı için bir sinyal olarak kullananlarla karşı karşıya geldi. İki yasa çıkardı: Şike yasası ve MİT yasası. Hasta yatağından AKP Gençlik Kolları toplantısında yaptığı görüntülü konuşmada “hastalığından” söz ediyor. Sonra şunu söylüyor:
“Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz”.
Ve ekliyor:
“Bu ülkede geçmişte yapılan hatalarla milletimize de ülkemize de ağır bedeller ödetildi. Buna tekrar razı olamayız.”
Gördüğünüz gibi, Başbakan MİT krizinden sonra, “atanmış MİT müsteşarını yedirtmeyiz” demiyor, “Oslo müzakerecilerini” tutuklamak isteyen “polis ve yargı“ grubunu kastederek bir “vesayet” iması yapıyor ve “seçilmişleri atanmışlara kul etmek isteyenlerden” söz ediyor ve “buna tekrar razı olmayız” diyor.
“Buna nasıl razı olmayacak?” “Savaş ve çözümsüzlük” yolunda yürüyerek mi?
Yapamaz! Çünkü “Askeri ya da Cemaat Vesayeti” denilen zehirli ot, “savaş ve çözümsüzlük” bataklığında boy atıyor. “Cemaat vesayetini önlemek ve çözümsüzlüğe son vermek için Öcalan’a, KCK tutuklularına özgürlük, karşılıklı ateşkes, Oslo müzakerelerine devam! AKP’ye karşı mücadelenin aktüel içeriği bence bu.
‘Vesayet bataklığı’ ve büyük kutuplaşma