Bir varmış bir yokmuş diye başlar masalların çoğu... Cesur ve yiğit insanlar kahramanlaşırken, hain ve halka düşmanlık yapan nice insan da tarihin lanetli sayfalarında yerini alır çoğu zaman. Yakın bir zaman önce yitirdiğimiz Hamburg Kürt Halk Meclisi Başkanı Hikmet Karahan da (Süleyman) masalardaki cesur ve yiğit insanlardan birisiydi. Kendisi fedakarlığın ve özverinin sembolüydü adeta.
67 yıllık ömrünü sürgünlerde, mahpuslarda ve işkencehanelerde geçiren Süleyman Heval, bir gün bile bunlardan bahsetmezdi.
„Heval, neden bunları anlatmıyorsun“ diye sorduğumda, herkesin bir bedel ödediğini belirterek konuşmak istemezdi. Ama o 67 yıllık ömre belki de çoğumuzun hayal bile edemeyeceği onurlu bir yaşamı sığdırmış ve bunları anlatmayacak kadar gururlu bir bilgeyi anımsatıyordu. O nice grevlerin örgütleyicisi, nice direnişlerin en önde olanıydı. En ağır işkenceler karşısında direnmişti. O insanlığın ve yoldaşlığın tüm erdemini üzerinde taşıyan günümüzün havarilerindendi. Halkın „havaaar, havaaaar“ feryadına hep ilk koşandı. Süleyman Heval hep meşguldü. Telefonu elinden düşmez, hep halkın yaralarına merhem olmak isterdi. Hamburg derneğine gelen her insanın ilk sorduğu insandı.
Roj TV’nin kapatılmasına ilişkin açılan mahkemenin önünde miting için Kopenhag’a gitmiştik. Yağan yağmurdan kaçan insanlar çadırın altına girmek isterlerken, onun dışarıda kalması dikkatimi çekmişti.

‘Eyleme mi çadıra mı geldik’

Çadırın altına gelsene dediğimde, „Heval biz mitinge gelmişiz, çadırın altına girmeye değil“ diyerek beni utandırmıştı. Sırılsıklam olmasına rağmen halaya girmiş, sloganlara eşlik etmişti. Nereden bilebilirdim ki bu O’nun son halayı olacak. Dönüşte otobüsün içinde türkü söylemek isteyen arkadaşlar nazlanırken, O mikrofonu eline alarak şöyle demişti. Dinleyin beni şimdi size çok güzel bir aşk türküsü söyleyeceğim. Hepimiz şaşırmıştık. 67 yaşındaki masal kahramanımız acaba bize ne söyleyecek diye. „İşçiler, köylüler emekçiler, birleşin“ diye başlamıştı küçük bir aşk türküsü.
İşçiler, emekçiler ve köylüler birleşiyor ve dünyadaki aşkların en güzeli mutlu bir sonla bitiyordu. Bu O’nun en büyük hayaliydi. Yıllarca bunun mücadelesini vermişti. O hep insanın insan gibi yaşıyacağı adil ve eşitlikçi bir dünyanın özlemini taşıyordu. Bunun için çok bedeller vermiş ve vermeye devam ediyordu. „Yapacak çok şey var yoldaşlar“ en çok kullandığı sözdü. Yapacak çok şey varken O’nun ölümü karşısında yapacak hiçbir şeyimiz olmadı. Arkasından gözyaşı bile dökemedik. Çünkü biliyorduk ki gözyaşı dökersek tabutundan çıkıp bize bağıracaktı. ‘Yapacak bu kadar çok şey varken oturmuş arkamdan ağlıyorsunuz, duygu sömürüsü yapıyorsunuz’ derdi. Yaşamıyla nasıl ki bize hep önder oldu, ölümüyle de bir çok insanı bir araya getirdi.
Meğerse ne çok seveni varmış. Taziyeye gelen herkes çok yakın bir akrabasını yitirmiş gibiydi. O kocaman gövdesiyle devler ülkesinden gelen masal kahramanımızı soğuk bir Ekim akşamında yitirdik.

Sırdaştı
Mevsimlerimiz biraz daha soğudu O’nun yokluğundan. Gözlerimiz hep onu arıyor mülteci hüzünlerde. O bir baba, O bir sırdaş, O bir yoldaştı. Herkes en özel duygularını onunla paylaşırdı. Biliyorlardı ki ondan sır çıkmaz. O nice sırlarla aramızdan ayrıldı. Hepimizden birer parça alarak sonsuzluk yolculuğuna çıktı. O’nu yıkayan imam sonsuz ve huzurlu bir yolculuğa çıkan bir insana benzetiyordu O’nu.
Bizler O’nu görmesek de inanıyorum O hep bize bakıyordur şimdi. Görevimizi yapıp yapmadığımızı kontrol ediyordur kesinlikle. Evet O’nun anısını ve idealerini yaşatmak için her vicdan sahibi insanın yapacağı bir şeyler var. Vicdanlıysak ve insanlığımızı yitirmemişsek daha mutlaka yapacak bir şeyler var. Süleyman Hevale ve bu uğurda yitirdigimiz kutsal şehitlerimize layık olmak istiyorsak ideallerini ve tutkularını yaşatmak namus borcumuz olmalıdır. Onlar asla kendileri için bir şey istemediler. Halkın özgürlüğü ve mutluluğu için yaşadılar. Son nefeslerine kadar bu halkın hizmetinde olan şehitlerimize ne yaparsak yapalım azdır.
Aksi takdirde masalardaki kötü insanlardan ne farkımız olur. Süleyman Heval’in şahsında Kürt halkının özgürleşmesi için seve seve canlarını veren tüm şehitlerimizi bir kez daha anarken, anılarının önlerinde saygıyla eğiliyorum.


M. ZAHİT EKİNCİ