
Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından 12 Eylül’de başlatılan süresiz dönüşümsüz açlık grevi kritik bir sürece girdi. Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren tutsaklar, yine aynı cezaevinde kalan DİHA muhabiri Sinan Aygül’e koşullarını ve eylemlerine ilişkin görüşlerini anlattılar.
Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevine girenler 13 tutsaktan biri olan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Bitlis Şube Başkanı Sedat Güler, “Bu tarihi dönemeçte bedenlerimizi açlığa ve ölüme yatırırken başta üyesi bulunduğum sendikam, konfederasyonum, yıllarca beraber omuz omuza direndiğim mücadele arkadaşlarım ve sivil toplum örgütlerinin yüksek bir duyarlılık göstereceklerine, üzerlerine düşecek olan sorumluluğu en iyi şekilde yerine getireceklerine inanıyorum” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ile Kürtçe üzerindeki yasakların kaldırılması için siyasi tutsaklar tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerine katılımlar devam ediyor. 10 kişinin daha önce açlık grevinde olduğu Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 15 Ekim itibariyle 3 kişi daha süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girdiğini duyurdu. Açlık grevine başlayanlardan biri de Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Bitlis Şube Başkanı Sedat Güler, Tutuklu bulunduğu cezaevinde arkadaşları Hamit Tekdemir ve Selehattin Meminejat ile birlikte greve katılan Güler, başta mensubu olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) olmak üzere sivil toplum örgütlerine basına ve kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
‘Bu eylem inkar edilmiş bir coğrafyanın çığlığıdır’
15 Ekim’de greve başlayan KESK’li siyasi tutsak Güler, “Taleplerimiz her ne kadar iki madde ile yani Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması ve anadilimiz üzerindeki baskının son bulması şeklinde sıralanmış ise de aslında taleplerimiz inkar edilmiş bir coğrafyanın çığlığı ve bu coğrafyada yaşayan tüm halkların özgürlük talepleriyle eşdeğerdir” dedi.
Günümüz ve geleceğin ancak tarihi ve geleneği doğru bilip içselleştirerek değiştirilebileceğini belirten Güler, “Tarihin üzerimize yüklemiş olduğu bu sorumluluktan kaçma gibi bir şansımız bulunmamaktadır. Geçmişten aldığımız direniş bayrağını zafere ulaştırmak zorundayız. Bizden önce inkara, imhaya, sömürüye karşı ölüm oruçlarıyla bedenlerini ölüme yatırmış yoldaşlarımızın anılarını mücadelemizde yaşatarak inkar ve imhaya son vermek temel amacımızdır” şeklinde konuştu. Açlık grevi eylemi ile yetmez yoldaşlığın özeleştirisini en güçlü şekilde vermeye çalıştıklarını dile getiren Güler, “Aynı zamanda, ‘dil bedendir bedenine sahip çık’ diyen beynin artık bedenle buluşturulması çabasıdır. Kişiliksizleştirmeye ve kimliksizleştirmeye karşı bir duruştur” diye konuştu.
‘Gün bir arada bulunma günüdür’
Zindanlarda, bedenlerinden canlarından başka verecek bir şeyleri olmadığını söyleyen Güler, çağrısını şöyle sonlandırdı: “TC’nin AKP iktidarının işkence, baskı, inkar ve tecrit zihniyetine karşı bugün insanlık adına bir arada bulunma günüdür. Bizlerin zindanlarda, bu halka, Önderine, diline, kültürüne verebilecek bedenlerimizden, canımızdan başka bir şeyimiz yok. Bu tarihi dönemeçte bedenlerimizi açlığa ve ölüme yatırırken başta üyesi bulunduğum sendikam, konfederasyonum, yıllarca beraber omuz omuza direndiğim mücadele arkadaşlarım ve sivil toplum örgütlerinin yüksek bir duyarlılık göstereceklerine, üzerlerine düşecek olan sorumluluğu en iyi şekilde yerine getireceklerine inanıyorum.”
Muş E Tipi Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren 13 tutsağın isimleri şöyle: Erhan Aydın, Doğan KOBANİ, Atilla Çoşkunözer, M. Sıddık AYAZ, Osman PİNÇ, Haydar SEVER, Sedat GÜLER, Fesih TAŞ, Sabahattin TEKİN, Murat BÜTÜN, Hüseyin BATIBEY, Selahattin MEMİNEJAT, Hamit TEKDEMİR.
SİNAN AYGÜL / DİHA/MUŞ
‘Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz’
Cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi tehlike sınırlarına dayanırken, eyleme katılan tutsaklar “Zulme boyun eğmediğinizin, haksızlığı kabul etmediğinizin en demokratik ve insani biçimidir” diye kararlılık ve zafere kadar direniş mesajı verdiler.
Cezaevlerinde başlatılan açlık grevi, eylemciler için tehlike sınırına dayanırken, tutsaklar verdikleri mesajda kararlılıklarını vurguladı. Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan 13 tutsak, “Kürt Halk Önderi’nin direnişine bir nebze de olsa katkıda bulunmak tarif edilemez bir duygudur. Ve aynı zamanda bir özeleştiridir. Zamanında yapamadıklarımızdan dolayı yetmez yoldaşlar olarak bugün yaşananlardan sorumluyuz” dedi.
Cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi tehlike sınırlarına dayanırken, eyleme katılan tutsaklar kararlılık ve zafere kadar direniş mesajı verdi. Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ekim günü açlık grevine başlayan 13 PKK’li tutsaktan Haydar SEVER, Murat BÜTÜN, Mehmet Sıddık AYAZ, Doğan KOBANİ, Osman PİNÇ, Erhan AYDIN, Hüseyin BATIBEY eylemlerinin 13. gününde kendileri ile aynı cezaevinde bulunan DİHA Muhabiri Sinan Aygül’e konuştu.
Başlatmış olduğunuz açlık grevinin zindan direniş tarihindeki yerini ve bu eylemlerin zindanlardaki rolü ve önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Haydar SEVER: Açlık grevi ve ölüm oruçları sivil itaatsizlik kapsamındaki eylem türleridir. Zulme boyun eğmediğinizin, haksızlığı kabul etmediğinizin en demokratik ve insani biçimidir.
Mehmet Sıddık AYAZ: Halkımızın hafızalarında yer edinmiş diri ve canlı olan Amed zindan gerçekliğini kazandırdıkları milyonlaşmış bilinçli ve baş eğmeyen bir halk gerçekliği ile somut olarak karşımızda durmaktadır. Bu gelenekte yaşamı uğruna ölecek kadar sevmek vardır. Bu kazandıran geleneğin davetine iştirak etmek bir onurdur.
Murat BÜTÜN: Zindanlar düşmanın teslimiyet ve ihaneti en amansız şekilde dayadığı alanlardır. Böylesi eylemler bir anlamda bu dayatmalara direnişle verilen cevaplardır.
Doğan KOBANİ: Şüphesiz bu tür eylemler sürekli başvurduğumuz eylemler değil. Ancak söz konusu önderlik, özgürlük ve anadil olunca gerekirse canımızı seve seve veririz.
Zindan tarihinde büyük açlık grevi eylemlerinden diyeceğimiz böylesi kapsamlı bir eyleme niçin başvurdunuz? Eylemle hedeflediğiniz temel amaç nedir?
M. Sıddık AYAZ: 14 yıldır inkar ve imha sisteminin somutlaşmış adı olan İmralı Adası’nda Kürt Halk Önderi insanlık dışı uygulamalara tabi tutulmaktadır. 15 aydır ağır tecrit uygulanmaktadır. Kürt Halk Önderi ahlaksızca bir çürütme politikasına tabi tutulmaktadır. Kürt Halk Önderi şahsında halkımızın kırıma tabi tutulduğunu biliyoruz. Bunu asla kabul etmeyeceğiz. Bu nedenle en büyük amacımız Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğüdür. Bunun için ne bedel vermek gerekiyorsa vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
Haydar SEVER: Zulme karşı durmak kendisine insanım diyen herkesin olması gereken en temel ve en doğal tepkisidir. Kürt Halk Önderi şahsında Kürt halkına zulüm yapılmaktadır. Bu eyleme katılma amacım, gücüm, iradem ve bilincim oranında zulme karşı durmaktır. Halkıma karşı yapılan zulme tepkisiz kalamam.
Hüseyin BATIBEY: Aylardır süren tecritle önderliğimiz bizden kopartılmaya çalışılıyor. Oysaki önderliğimiz bizim varlık amacımızdır. Bu eylem önderliğin özgürlüğünü amaçlaması itibariyle tarihi bir öneme sahiptir.
Osman PİNÇ: İnsanım diyen bu zulme başkaldırmalı. Bu eylemde bizim başkaldırımızdır.
Erhan AYDIN: Bizi motive eden asıl güç önderliğin yoldaşı olmanın verdiği sorumluluktur. Bu sorumluluğun gerektirdiği direnişi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Doğan KOBANİ: Aslında geç bile kaldık böyle bir eylem için. Ama kararlılığımızla Önder Apo’yu özgürleştireceğiz.
Böyle bir eylemde ve süreçte birey olarak rol almak ne gibi duyguları hissettiriyor...
Murat BÜTÜN: Bu eylemin benim için ayrı bir önemi var. İlk defa bu düzeyde bir eyleme katılıyorum. Böyle bir zamanda böyle bir eylemde yer almak herkese nasip olmaz.
Hüseyin BATIBEY: Böyle bir eylemde yer almayı büyük bir fırsat olarak görüyorum. Mücadele için her zaman taşıdığım coşku ve heyecanım bin kat daha arttı. Amacımıza ulaşana kadar da bu coşku ve heyecanı taşıyacağım.
Haydar SEVER: Duygularımı tarif etmekte zorlanıyorum. Zulme uğrayan halkımın haksızlığa karşı verdiği mücadelede bir eylemci olarak aktif yer almak tarif edilemez bir mutluluktur.
M.Sıddık AYAZ: Tabi hareketin stratejik hedeflerinin yanında bireysel olarak da çok şey ifade ediyor. Öncelikle bunun bize verilmiş bir şans olduğunu söyleyeyim. Kürt Halk Önderi’nin direnişine bir nebze de olsa katkıda bulunmak tarif edilemez bir duygudur. Ve aynı zamanda bir özeleştiridir. Zamanında yapamadıklarımızdan dolayı yetmez yoldaşlar olarak bugün yaşananlardan sorumluyuz. Bu eylem mücadele içinde yarım bıraktıklarımızın tamamlanması fırsatı ve şansıdır.
Bu süreçte Kürt halkı ve Türkiye halklarından beklentileriniz nelerdir?
Haydar SEVER: Kürt halkı değerlerine sahip çıkmayı bilen onurlu bir halktır. Değerlerimizin topluma mal olması ve onurlu duruşumuzun kesin başarı ile zaferle taçlanması için halkımız sesini bir kez daha yükseltmeli, hiçbir şeye seyirci kalmamalıdır.
M.Sıddık AYAZ: Halkımız kendi varlık nedeni olan ve kendisini örgütlü ve direnişçi bir halk gerçeği olarak ayağa kaldıran önderliğine bedeli ne olursa olsun sahip çıkmalı. Bunu bir vefa borcu olarak görmelidir. Anadil üzerindeki engelleri kaldırmak için okul boykotlarını daha da yaygınlaştırmalıdır. Yaşamımızın her alanında Kürtçeyi kullanmalıdır. Bir de içinde olduğumuz yakıcı bir savaş gerçeği var. Ne Kürtler ne de Türkler çocuklarını askere göndermemelidirler.
Doğan KOBANİ: Halkımız işgalci güçler karşısında hiçbir zaman boyun eğmedi. Özgürlük uğruna binlerce şehit verdik. Önderliğin özgürlüğü için Rêber Apo Amed’de bir Newroz kutlasın diye onca bedel ödedik. Bugün yine halkın önderliğine sahip çıkacağına inanıyorum.
Hüseyin BATIBEY: Bugünkü direniş ve ödenen bedel tarihi bir öneme sahiptir. Halkımızdan bir diğer beklentimiz de direnişimizi serhildanlarıyla birleştirip, güçlendirip zafere ulaştırmalarıdır. Sadece Kürt halkından değil tüm Türkiye halklarından bu süreçte insani bir mücadele sürdürmelerini bekliyoruz.
Özgürlük Önderliğimizin özgürlüğünden geçer
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ve anadil üzerindeki baskıların son bulması amacıyla PKK’li ve PAJK’lı tutsakların başlattığı süreciz dönüşümsüz açlık grevi eylemine Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden katılan kadınlar, yazdıkları mektup ile kararlılıklarını vurguladı. Kadınlar mektuplarında, “Özgürlük, önderliğimizin özgürlüğünden geçer. Bütün halkımızı sesimize ses, çığlığımıza çığlık katmaya çağırıyoruz” çağrısında bulundu.
PKK’li ve PAJK’lı tutsakların 12 Eylül’de başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevleri yayılırken Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve açlık grevine giren kadın tutsaklar duygularını Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan DİHA Batman Muhabiri Gülsen Aslan’a yazdıkları mektup ile anlattı.
Açlık grevinde olan kadın tutsaklardan Yağmur Keskin, insanı var edenin inandıkları olduğunu belirterek, “Bedensel ihtiyaçlar sadece yaşamı sürdürebilmek içindir. Varolabilmek için inandıklarını ne pahasına olursa olsun sahiplenmek gerekir. Açlık grevine girme nedenimiz inandıklarımızı sahiplenmektir. Bu doğrultuda bizim de en büyük varlık nedenimiz Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın inancı ve varlığıdır” diye belirtti.
Açlık grevindeki tutsaklardan Azize Yağız ise, duygularını şöyle anlattı: “Yer yüzünde yaşayan hiçbir canlının kendi özünden koparılıp başka bir öze entegre edilmesi kabul edilemez. Çünkü o zaman kendisi olmaz. Kendisi olmaktan çıkmış bir insanın yaşamla bağından söz edilemez. Edilse bile gerçek bir bağ değildir. Her şeyden önce bir insanın doğuştan gelen hakları vardır. Yıllardır Kürt halkının bu hakları elinden alınarak onarılmaz acılar yaşatıldı. Ama her şeye rağmen acılarını güce dönüştüren, gücünü direnişle taçlandıran bir geleneğin yaratıcısı olmaktan asla vazgeçmedi. Bizler bu topraklarda savaşın değil, barışın ve özgürlüğün hayat bulması için bu eyleme dahil olduk. Savaşın kaybettirdiği yarınları kazanmanın tek yolu onurlu bir barıştır. Bu barışı sağlayacak olan da Kürt halkının önderi Sayın Abdullah Öcalan’dır.”
‘Toplumun önderliği tutsak ise toplum özgür değildir’
Her gün farklı duygu ve hislerle açlık grevine girdiğini aktaran Naime Encü ise, “İlk defa bu kadar büyük taleplerle açlık grevine giriyorum. Herkesin bildiği gibi her özgürlük tutsağının en büyük hayali özgürlük yolunda koşmaktır. Ama bu özgürlük hayali elbette ki, önderliğimizin özgürlüğünden geçiyor. Eğer bir toplumun önderliği tutsak ise bu toplumun hiçbiri özgür değildir” diye kaydetti.
Berivan Elter de şu satırlarla yaşadığı duyguları anlattı: “İçinde bulunduğumuz sürecin tek mimarı olan Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı koşullarında halen kalıyor olması geçen zamana bir ihanettir. Kürt özgürlük mücadelesinin bir bireyi olarak bu tecridin uzamasına izin vermeyeceğiz. İşte bunun için bugün direniyoruz ve direnmeye devam edeceğiz.”
‘Öcalan özgürleşmeden geri adım atmayacağız’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi artık yüreklerinin kaldırmadığını aktaran Ayşegül Ayaz isimli tutsak da, “Her gün alev alev yanan bedenlere ses olmak için bu tarihi süreçte biz de zindandan bir çığlık olmaya çalışıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan özgürleşmedikçe ve anadilimiz kabul edilmedikçe direnişten geri adım atmayacağız. Bizler Mazlumların takipçisiyiz. Bu mirası özgürlükle taçlandıracağımızı biliyoruz” derken, Adile Dağal adlı kadın tutsak ise şunları kaydetti: “Yaşadığımız ülkede, özelde Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarının derinleştiği bu süreçte ahlaki ve insani bir sorumluluk gereği olarak zindan koşullarında dahi sessiz kalmayarak bu eyleme dahil oldum. Taleplerimiz gerçekleşinceye kadar eylemimiz sürecek.”
Güler Özbay da mektupta duygularını şu cümleler ile dile getirdi: “Savaş koşullarının sonlandırılması milyonların iradesi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın sunacağı çözüm önerileri ile mümkündür. Bunun oluşabilmesi için de elbette özgürlük, sağlık ve güvenlik koşullarının sağlanması gerekiyor. Bizden sonraki nesillerin özgür yarınlarda yaşayabilmesi için herkesin sesimize ses, çığlığımıza çığlık katmasını istiyoruz.”
Öte yandan Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde bulunan Nilüfer Şahin, Songül Enüştekin ve Meltem Çoban’ın da 2. grup olarak açlık grevi eylemine katıldılar.