Kadınlar 8 Mart’ı kutluyor. “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanan 8 Mart etkinlikleri tam bir bayram havasında geçiyor. Her yerde kadın rengi gittikçe daha fazla öne çıkıyor. 8 Mart giderek tam bir “Kadın Özgürlük Bayramı”na dönüşüyor.
Elbette bütün bunlar kahramanca bir direniş temelinde gerçekleşiyor. Yüz yılı aşkın bir süre önce 8 Mart’ta idam edilen işçi kadınların direniş ruhu, bugün dünyanın dört bir yanındaki ezilen kadın kesimleri içinde yayılıyor. İnsanlığın en çok ezilen, sömürgeleştirilen cinsi şimdi özgürlük için ayağa kalkıyor. Yaşadığımız yüzyılın en büyük olayının gerçek bir kadın devrimi olacağı şimdiden anlaşılıyor.
Bir yeni sömürge konumunda olan ülkemiz kadınının, dünyanın en çok ezilenleri arasında yer aldığı açıkça görülüyor. Dolayısıyla ülkemizi değiştiren, yaşamı özgür ve demokratik kılan gerçek gelişmeleri de ancak bu en çok ezilenlerin kahramanlık düzeyindeki direnişlerinin gerçekleştireceği netçe anlaşılıyor. Bu temelde ülkemizde gelişen kadın direnişleri, toplumumuzun özgür ve demokratik geleceği açısından sonderece umut verici oluyor.
12 Eylül faşist rejimine karşı toplumsal direniş içinde gittikçe kadın direnişinin öne çıktığı biliniyor. Bu temelde farklı kesimlerden kadın cinsinin gittikçe bilinçlendiği ve örgütlendiği görülüyor. Bugün bu bilinç ve örgüt düzeyi sokaklara taşıyor, siyasi ve toplumsal zemini temellerinden sarsan bir kadın özgürlük mücadelesine dönüşüyor. Nitekim ülkemizin her alanında gelişen 8 Mart kutlamaları dünyaya örnek oluşturup öncülük edecek bir düzeyi açıkça ifade ediyor.
Tabi ülkemizin tüm özgürlük ve demokrasi hareketlerinde olduğu gibi, kadın özgürlük hareketinde de Kürt kadınlarının yiğitçe ve kitlesel düzeyde yürüttüğü özgürlük mücadelesi öncülük düzeyindedir. Kürt kadınının geliştirdiği barış, demokrasi, özgürlük ve farklılıklara dayalı eşitlik mücadelesi, küresel düzeyde kadın özgürlük hareketine örnek oluşturduğu gibi, tüm toplumumuzun demokratik devrim mücadelesine de öncülük etmektedir. Bu yılın 8 Mart kutlamalarında da Kürt kadınının cesur ve coşkulu yürüyüşü herkes için gerçek çekim merkezi olmaktadır.
Kuşkusuz bu durum Kürt kadınının dünyanın en çok ezilen ve köleleştirilenleri arasında yer almasından kaynaklanmaktadır. Belki de bazı yönleriyle insanlığın en çok ezileni durumundadır. Çünkü Kürtler üzerinde uygulanan kültürel soykırımın bir benzeri dünyada bulunmamaktadır. Bu kültürel soykırım rejiminin en çok ezdiği, dışladığı, aşağıladığı kesim de şüphesiz Kürt kadını olmaktadır.
Bugün Kürt kadınının yaşadığı zulmü dünyanın hiçbir toplumsal kesimi yaşamamaktadır. Kürt kadını, kadın kimliğinden uzak tutulduğu gibi, tüm ulusal- kültürel kimliğinden de uzak tutulmaya çalışılmaktadır. AKP iktidarı bu kimliksizleştirme hareketini her türlü yalan, hile ve demagojiyi kullanarak yürütmektedir. Kürt kadını doğurduğu çocuğunu kendi dili ve kültürüyle büyütememektedir. Çocuklarını kendi dil ve kültürüyle eğitememektedir. Kültürel soykırım rejiminin kıskacı altında kendi dil ve kültürü ile yaşayamamakta, ona kendini inkâr etmesi ve tüm kimliklerinden vazgeçmesi dayatılmaktadır.
Açıkki böyle bir dayatmaya maruz kalan ne bir kadın kesimi, ne de bir başka toplumsal kesim dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dolayısıyla Kürt kadınının öfkesi ve direnci anlaşılırdır. Neredeyse insan olarak varlığını bu öfke ve dirençle koruyup yaşatmaktadır. Üzerinde uygulanan zulmün derinliğini, aynı oranda derin ve kapsamlı bir özgürlük direnişine dönüştürmektedir.
Kürt kadınının kendine dayatılan zulüm ve tecavüz karşısındaki öfke ve direnci o kadar güçlüdür ki, bugün bu kadın özgürlük için dağa çıkmak ve silaha sarılmak zorunda kalmaktadır. Kadın cinsinin yapabileceği en zor ve en son işi yapmaktadır. Bu temelde yaşanan çatışmalarda şehit düşmüş yüzlerce öncü kadın vardır. AKP zindanları bugün her yaştan Kürt kadını ile doldurulmuş durumdadır. Kürt serhildanı esas itibariyle bir kadın devrimi niteliğindedir. Yediden yetmişe Kürt kadını Fethullahçı polisin faşist terörüne yiğitçe göğüs germektedir. 8 Mart’ın ifade ettiği kadın yiğitliği ve kahramanlığı bugün en güçlü temsilini Kürt kadın direnişinde bulmaktadır.
Kürt kadın hareketinin 2012 yılının 8 Martına verdiği anlam, daha da mücadeleci olmaktır. Nitekim 8 Mart kutlamalarının startını veren açıklamada “Kutlamaların direniş temelinde olacağı” belirtilmiştir. Kadın kitlesinin önüne “Öcalan’a Özgürlük, soykırıma son” hedefi konmuştur. Kürt kadını kelimenin gerçek anlamıyla “Artık yeter, ya özgürlük ya özgürlük” noktasındadır. Bu temelde elinden alınmış tüm kimlikleri ve özgürlüğü tekrar geri alma kararlılığına sahip görünmektedir. Nitekim meydanların Kürt kadınlarıyla dolması ve mücadeledeki kararlılık bunun ifadesi olmaktadır.
Ne var ki Kürt kadınının bu tutumu muhatapları tarafından doğru ve yeterli anlaşılmamaktadır. Nitekim hemcinsleri olan Türkiye’nin tüm kadınları tarafından yeterli destek görmemektedir. Yine ülkemizin ve toplumumuzun vicdanı olması gereken aydın ve sanatçılar tarafından da doğru ele alınmamaktadır. Bu kesimler, Kürt kadın hareketinin toplumumuzu özgür ve demokratik kılmadaki büyük etkisini görmezden gelmekte, sosyal milliyetçi etkiler nedeniyle gereken ilgiyi göstermemektedir. 18-20 yaşlarındaki gencecik Kürt kadınlarının neden dağa çıkmak zorunda kaldıklarını görmezlikten ve anlamazlıktan gelmektedir. Böylece özgür vicdan ciddi biçimde zedelemektedir.
İktidar güçlerine gelince, onların Kürt kadın direnişini anlamadıkları söylenemez. Nitekim başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok AKP yöneticisi, özgürlük için direnen Kürt kadın hareketini kendi faşist yönetimi için en büyük tehlike olarak görmekte ve her fırsatta hakarete varan sözlerle Kürt kadınlarına ve özgür kadın hareketine saldırmaktadır. Yine bu faşist ve kadın karşıtı yüzlerini gizleyebilmek için, sözde kadına ilgi gösterdiklerini anlatmak amaçlı sahte ve erkek egemenliğinin uzantısı olan kadın hareketini örgütlemeye çalışmaktadır. AKP’nin kadın faaliyetinin önemli bir boyutunun Kürt kadınına karşıt olmalarını maskelemek amaçlı olduğu tartışmasızdır.
2012 yılının 8 Martı daha güçlü bir kadın direnişine sahne olmaktadır. Bu, hem Kürt kadını ve hem de ülkemizin genel kadın kesimi açısından böyledir. Ezilen cins olarak kadının, egemen erkek sistemine karşı bilinçlenip örgütlenmesi ve bu temelde mücadele etmesi tarihsel öneme sahiptir. Bu mücadelenin ülkemizin ve toplumumuzun demokratikleşmesinde öncü ve temel güç olduğu tartışmasızdır. Açığa çıkmıştır ki, gerçek demokratik toplum kadın özgürlük hareketi öncülüğünde yaratılacaktır. 8 Mart etkinlikleri bu gerçeği açıkça göstermektedir.
Kadın kesiminin özgürlük bilinci edinip örgütlenerek mücadeleye yönelmesi, hem toplumumuza büyük bir güç ve güven vermekte ve hem de demokratik devrim çizgisini düzeltip derin kılmaktadır. Özgür kadın direnişinin aydınlatıcı gerçeği ortaya koymuştur ki, kadın özgürlüğüne dayanmayan hiçbir demokrasi hareketi doğru ve gerçek bir demokrasi hareketi olamaz. Yine gerçek demokratik toplumu inşa edemez. Bu nedenle tüm devrim ve demokrasi hareketlerinin kadın özgürlük çizgisine oturması zorunludur. Erkek egemen sisteme her bakımdan karşı olmayan ve bu temelde mücadele etmeyen hareketler gerçek bir demokrasiyi temsil edemez.
Bu temelde erkek egemen baskı ve zulüm sistemine ve bunun günümüzdeki temsilcisi olan AKP faşizmine karşı mücadele eden tüm kadınları ve kadın hareketlerini selamlıyorum! Bu çerçevede gerçekleşen 8 Mart etkinliklerini ve bunu gerçekleştiren tüm kadınların 8 Mart özgürlük ve direniş günlerini kutluyorum! Kendilerini özgürleştirirken toplumu demokratikleştiren tüm kadın direnişlerine üstün başarılar diliyorum!