Rojava'nın kuzeye açılan tüm kapılarını kapatan Türk devleti, sınırı aşmak isteyenleri ise işkence ederek katlediyor. Rojava'nın Kobanê ve Cizîr kantonlarında durum farksızken, Efrîn Kantonu sınırında bu yıl içinde askerlerin öldürdüğü Rojavalı sayısı 12'ye ulaştı, yüzlerce Rojavalı da insanlık dışı işkencelere maruz kaldı. Efrîn’in Reco, Şera ve Bilbilê ilçelerinin sınır hattında saldırılar yoğunlaşırken, ambargo nedeniyle gıda, ilaç gibi ihtiyaçlarını karşılamak için karşı tarafa geçmek zorunda kalan Rojavalılar ölümle cezalandırılıyor. 


Düğün yolu ölüm yolu oldu

16 Eylül Çarşamba günü Efrîn’in Bilbilê ilçesi sınır hattında asker kurşunu ile başından vurularak katledilen 21 yaşındaki Reşidê Simito adlı gencin, katledildiği günden 2 gün sonra düğünü vardı. Babası Ehmed Simito, oğlunun düğün için gerekli eşyaları almak için Türkiye tarafına geçmek istediğini anlatarak,  "Askerler sivil olduğunu bildiği halde oğlumu hedef alarak vurdu" dedi. Efrîn'in dört tarafı kapatılarak boğulmak istendiğini belirten Simito, "Biz kendi topraklarımızda bile sınırlarla karşı karşıyayız. Bunu kimse kabul etmez. Topraklarımızda gezdiğimiz için öldürülüyoruz" dedi.


Asker Rojava'dan kaçırdı

17 Ağustos Pazartesi günü 10 asker tarafından öldüresiye dövülen 30 yaşındaki Hemze Îbo, sınırdan 500 metre içeride Reco ilçesine bağlı Zehrê köyünde sınırı geçen Türk askerleri tarafından kaçırılarak Türkiye tarafına götürüldü. Olayın sabah olduğunu ve gün boyu işkence gördüğünü anlatan Îbo, sırtı, bacakları ve kafası kırılmış halde hastaneye kaldırıldığını belirtti. Kaçırıldığı yerde zeytin ağaçları olduğunu ve çalışmak için orada bulunduğunu aktaran Îbo, "Bize reva görülen bu işkence ve ölümleri hak etmiyoruz. Ne amaçla orada bulunduğumuzu onlar da biliyorlar ama kendilerine göre bir kılıf uyduruyorlar" dedi. 


Sınırda öldüresiye dayak

Reco ilçesine bağlı Meydanekmez nahiyesinden 26 yaşındaki Mecit Ammar ise hasta olan babasına ilaç almak için Kuzey tarafına geçmek isterken sınırda askerlerin saldırısına maruz kalmış. Ammar yaşadıklarını şöyle anlattı: "Biz Meydanekmez tarafındaydık. Bizi yanlarına sınırın diğer tarafına çağırdılar. Oraya gittiğimizde bir ağacın gölgesinde başka bir kişiyi dövüyorlardı. Yaklaşık 3 buçuk saat dayak yedik. Kemer, sopa ve postallarla bizi dövüyorlardı. Benim Kürt olduğumu öğrenince daha fazla dövmeye başladılar. Ellerinden ancak kaçarak kurtulabildik."



NAZIM DAŞTAN/DİHA/ANTEP