Suriye savaşı son iki haftadır yeni bir boyut kazandı. Rusya'nın 30 Eylül'de Suriye savaşına fiili olarak katılması şimdiye kadar bölgede aktif olan başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon ve bölge ülkelerini harekete geçirdi. Her şeyden önemlisi NATO bir taraf olarak devreye girdi.
Avrupa Birliği ülkeleri başta Fransa olmak üzere Suriye savaşında başından beri Esad karşıtı bir tutum izledi.
Kürt halkı bu güçleri gerek 40 yıla yakındır süren savaş, gerekse de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik geliştirilen uluslararası komplo vesilesi ile oldukça iyi tanıyor. Kürt Halk Önderi Öcalan 9 Ekim 1998 yılında Suriye'den çıkarılması ile başlayan uluslararası komplo 15 Şubat 1999'da Türkiye'ye teslim edilmesi ile sonuçlandı. Uluslararası komplonun üzerinden 17 yıl geçti. Kürtler her yıl komplonun başlangıcı olan 9 Ekim'i eylemlerle protesto ediyor. Bu yıl da Kürdistan'ın birçok yerinde eylemlerle komplo protesto edildi. Yine birçok Kürt kurumu komployu kınadı.
9 Ekim 1998'de başlayan uluslararası komployu Kürt Halk Önderi Öcalan, 3. Dünya Savaşı'nın başlangıcı olarak tanımlamıştı. Nitekim geçen 17 yıllık süre içerisinde Afganistan'dan başlamak üzere, Irak, Mısır, Libya, Yemen gibi birçok ülkeye müdahale oldu. Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmalar bölgede dokunulmadık çok az ülke bıraktı. Son olarak Suriye savaşı ile bölge dengelerinde yaşanan değişim yeni bir boyut kazandı.
Gelinen aşamada denilebilir ki Suriye savaşı ile birlikte 1923'te imzalanan Lozan anlaşmasında belirlenen sınırlar hükmünü kaybetti. 
Kısaca bölgede yaşanan gelişmeler Öcalan'ın tespitini doğru çıkardı. Yıllardır adı konmasa da bölgede çok ciddi bir savaş yürütülmektedir. Özellikle son iki haftadır Rusya'nın da Suriye savaşına ortak olması ile birlikte yeni bir tablo ortaya çıktı. Dolayısıyla şu soru tekrar güncellendi: Uluslararası güçler Suriye üzerinden yeni bir paylaşım savaşına mı girecek?
İlişki ve ittifaklar 90'lar öncesi gibi kutuplaşmaya henüz elvermese de yaşananları sadece Esad'a karşı veya Esad yanlısı bir savaş gibi tanımlamak doğru olmaz. ABD ve Rusya'nın etrafında oluşturmaya çalıştıkları ittifaklar özünde kendi çıkarlarını korumaya dönük ilişkiler ve çatışmalardır. Tek tek ülkeleri, ilişkileri ve çıkarlarını bu köşeye sığdırmak mümkün değil. Ancak gelişmeler içerisinde tekrar irdelenmesi gereken uluslararası güçlerin Kürt halkına yaklaşımıdır.
Kürtlerin 40 yıla yakındır sürdürdüğü özgürlük mücadelesi başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler tarafından sürekli ekonomik ve iktidar çıkarlarına kurban edildi. 90'larda binlerce faili meçhul cinayet, bizzat ABD ve uluslararası güçlerin bilgisi ve onayı dahilinde oldu. 4000'den fazla köy yakıldı, boşaltıldı. Halk sürgüne maruz bırakıldı. Çocuklar katledildi, en insanlık dışı işkenceler yapıldı, kadınlar tecavüzlerden geçirildi, gerilla cenazeleri parçalandı. Çatışmalarda kimyasal silahlar kullanıldı. Tüm bunlar uluslararası yasalara ters olmasına rağmen göz yumuldu. Kürt sorunu uluslararası güçler tarafından Türkiye'nin demokratikleşme sorunu olarak ele alınmadı. Bu yönlü çok cılız telkinler ve bireysel haklar dışında talepler olmadı. Kaldı ki bireysel haklarda söz konusu Kürtler olunca uygulanmadı.
20. yüzyılda bölgenin ve özelde de Kürtlerin kaderini belirlemiş olan ülkeler, yeni dengeler oluşurken Kürtlerle nasıl bir ilişki kuracak? Gelinen aşamada Kürtler esas muhatap olarak bölge halklarını belirledi. Ancak 20. yüzyılda imha ve inkarı Kürtlerin kaderi haline getirmiş olan ülkelere şu soruları tekrar sormak gerekiyor:
9 Ekim'in yıldönümünde artık sadece Kürtler değil Avrupa'da birçok sivil toplum örgütü ve sendikanın da 'Öcalan serbest bırakılsın' talebine var. AB'nin bu taleplere yaklaşımı değişecek mi?
Suriye'de çözüm aradığını belirten aynı güçler Rojava'nın statüsünü ne zaman resmi olarak kabul edecek?
İki yıl aradan sonra kuzey Kürdistan'da başlayan savaşa dönük Türkiye'ye 'orantılı güç kullan' önerisi dışında demokratik kriterler dayatılacak mı?
AB özerklik şartında yerel yönetimlere verilen hakları talep eden ve bu vermediği için kendi inisiyatifi ile öz yönetim ilan eden, bunu bahane ederek her gün sivillere katleden AKP hükümetine göz yummaya devam edecek mi?
Özcesi; AB ve uluslararası güçler yıllardır Kürtleri çıkarlarına kurban etmekten vazgeçecek mi?
Kaygılar silsilesi olarak görünse de; 20.yüzyılın siyasi atmosferine kurban edilen Kürtlerin ve bölge halklarının bu yüzyılda aynı kaderi kabul etmeyecekleri kesin. Gerek oluşan siyasal bilinç, gerek örgütlülük düzeyi ve gerekse de halklarla oluşturdukları ortak gelecek projesi buna izin vermeyecektir.