
Binlerce yıllık erkek egemenlikli sisteme karşı kadınlar özgürlükleri için her dönem mücadele ettiler. Verdikleri mücadelede büyük bedeller ödediler. Kutsal ve elzem olan onurlu mücadele günümüzde devam ediyor. Erkek egemenlikli sistem şiddet, ötekileştirme ve katliamdan başka bir şey vermedi kadına. Hatta tarihsel süreç içerisinde bir kadın soykırımından söz etmek mümkün. Kadınlar özgürlüklerini ararken mücadelede ve örgütlenmenin önemini ta başından önemsediler. Komün, vakıf, dernek ve meclisler kurarak mücadeleyi kurumsallaştırdılar. Bu da beraberinde enternasyonal dayanışmayı getirdi.
DEST-DAN Berlin Kadın Meclisi bu tarihsel mücadele içinde filizlenen kurumlardan biri. 60 üyesi olan DEST-DAN kadınların sesi olarak Berlin’de siyasal, sosyal, kültürel ve diplomatik alanda önemli çalışmalar yapıyor. Berlin Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM) ile birlikte birçok organizasyona ev sahipliği yapıyor.
Avrupa’da genel kadın örgütlenmesi ve DEST-DAN’ın kuruluş sürecini Safiye Erol ve Xecê Akar’la konuştuk.
Safiye Erol, Almanya’da ilk kadın örgütlenmesi çalışmalarında yer almış. Ailesi 90’lı yıllarda Kürdistan’dan Almaya’ya gelmiş. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kenya’da esir alınmasını protesto ederek; 14/15 Şubat 1999’da protesto amacıyla bedenini ateşe vermek suretiyle eylemi yapmış.
Dönemin Almanyasında Kürtlerin durumunu kısaca şöyle özetleyebiliriz: Almanya’da siyasal ve sosyal olarak hareketli bir süreç yaşanıyordu. 1990-92 yılları arasında Kürdistan’dan Almanya göç eden kesim işçi kesiminden oluşmaktaydı. İşçi kesiminin sorunları biraz daha farklıydı. Çocuklarının eğitimi ve uyum konusunda çaba göstermeyip; biran önce para kazanıp ülkeye dönüş yapmayı düşünüyorlardı. Gerek işçi, gerekse ilticacı olarak yurtdışına yoğun bir göçün olmasıyla kadınlar kendi arasında örgütlenme ihtiyacı duyuyor ve bundan haraketle kadın çalışmaları başlatılıyordu.
“Örgütlenme mutlak bir ihtiyaç”
Safiye Erol, bu süreci anlatırken, yeniden yaşıyor o duyguları: “Berlin’de ilk çalışmalar YJWK’nin (Yekitiya Jînên Welatparezên Kurdistan) kurulmasıyla başladı. Burada amaçlanan şey kadın örgütlenmesiydi. Dün gibi hatırlıyorum ilk konferansımızı Hannover’de yapmıştık. Almanya’nın değişik şehirlerinden gelen temsilciler vardı. O zaman da yoğun projelerimiz vardı. Çünkü kadınlar toplum içinde en çok ezilen kesimdi. Toplumsal alanda kadının iradesine saygı duyma yoktu. Kadını ilgilendiren konularda toplum veya ana-baba karar veriyordu. Mesleki alanda, aile ortamında kadının karar verme hakkı yoktu. Yapılan evlilikler konusunda bile birileri kadınların adına konuşuyordu. Aile içi şiddet korkunç boyuttaydı. Çalışmalara başladığımda tepkiler ve sorular da gelmeye başlıyordu. Genç kızların yoğun ilgi gösterip çalışmalara katılmaları tepkiler yol açıyordu. Çalışmalarda bütün çabamıza rağmen bir belirsizlikte vardı. Bunun yanında içimizde hep bir umut ve inanç da vardı. Biz o dönemlerde dünya kadınlarının umudu olacağımızı tartışıyorduk. Bize; ‘Siz Kürdistan’daki kadınları kurtardınız da dünya kadınları mı kaldı?’ diyorlardı. Biz bu sözlere bakmıyorduk. Toplantı, seminer ve ziyaretler yaparak harıl harıl çalışıyorduk. Bizde bazen kendimize sorardık: “Ütopyalarımız büyük, hedefimize ulaşabilecek miyiz?” diye. 4 bin yıllık erkek egemenlikli sisteme karşı kadın özgürlüğü için mücadele etmek ve toplum tarafından hiçleştiren kadınları örgütlemek o günün koşullarında kolay bir iş değil. Pratik, emek, inanç ve çabanın yanında ideolojik olarak, erkek egemenlikli sistemi sorgulayan ve çözüm içeren bir düşünce sistemine ihtiyaç vardı.”
‘Kadınlar direnecek!’
Erol, konuşmasının devamında şunları belirtiyor, “Ütopyamız ve hayallerimiz büyüktü. Ta o dönem dünya kadın haraketinin önemli bir dinamiği olacağımızı konuşuyorduk. Ama başarabilecek miyiz?
Önderliğimiz hep yanımızda oldu hem düşünsel olarak hem de her konuda destek sunarak. Bu bizim için çok önemliydi. Hatırlıyorum, 8 Mart’ta ilk yürüyüşümüzü Bonn’da yapmıştık. Bir ara sokakta polis bizi çok sıkıştırdı. O zaman Önderlik telefonla aramıştı. O an bambaşka bir heyecan yaşıyorduk. Bize dediki, ‘Kadınlar direnecek. Kadınlar direnmeyi öğrenecek!’ Bir çok kadın arkadaşımız o yürüyüşte yaralanmıştı. YJWK kadroları çok yetkindi. Gençtik, dinamiktik. O yürüyüş çok farklı bir ruh kattı bize.
Erkekten kopuş teorisini ele alırken, kavramada ve somuta indirgemede yetersizlik yaşıyorduk. Erkeğe benzemiştik. Önderlik, “ne yapıyorsunuz? erkekten kopuş fiziki değil ruhta olacak” dedi. Sorunu teorik olarak önümüze koydu. Bununla birlikte kendi özerk yapımızı oluşturduk. Kadın özüne döndükçe güzelleşti. Kadın tarihi açısından örgütlenmek aynı zamanda yasaklara, gericiliğe ve tabulara karşı direnmektir. Ulusal, cinsiyetçi ve feodal gerici baskının kıskacında özgürlüğünü koparıp alan Kürt kadını oldu. Bu mücadelede tarihin gidişatını değiştiren büyük eylemler gerçekleştirdi. Şehadetler yaşandı. Şehitlerimizden güç aldık.”
“Öz irademizi esas aldık”
Erol, “Bu çalışmalarda önemli kadrolar Kürt Kadın Hareketi içinde yer aldı. Şehit düşenler oldu. Ronahî ve Berîvan’ın eylemi vardı. Mannheim’de Newroz’un yasaklanmasını protesto etmek için kendilerini yaktılar. Aramızdan bir çok kadın arkadaş buradan yetkinleşip ülkeye, köklerine dönüş yapmaları gibi önemli kararlar aldılar. Şehit Ronahî vardı. Mardinli 17 yaşındaydı. Ondan çok etkilenmiştim. Şehit Uta Schneider vardı. Şehit Ronahî (Andrea Wolf) Almandı. Botan’ın tanrıçası.
Hep tarihimizden ve şehitlerimizden güç aldık. Hepsini saygı ve minnetle anıyorum. Örneğin 96’da Heval Zîlan’ın Dersim’deki fedai eylemi. Önderliğin çözümlemeleriyle ilgili bir seminerde haber almıştık. Bu eylemle birlikte içte bir yoğunlaşma başladı ve muazzam bir sıçrama yaşandı. Kürt kadınları olarak kendi öz irademizi esas aldık. Önderliğin esareti sonrası bir durgunluk oldu. İlk notunda kadınları sorması ve ‘Benim yarım kalmış çalışmam’ demesi; kadınlar üzerinde müthiş bir etki ve duygu yarattı. Kürt kadınları olarak Önderliğin esaretini kendi esaretimiz olarak ele aldık.”
“Özgürlük için herşeyi deniyorduk”
Erol son olarak, “Kürt Kadın Hareketi’nin toplumsallaşması öyle kolay olmadı. Özgürlüğe giden bütün yol ve yöntemleri denedik. Kürt kadınları olarak bugün dünya kadınlarına önderlik ediyorsak, bunu Rêber APO’ya borçluyuz. Biz Kürt kadınları olarak Önderliğimizi özgürleştirerek, O’nu aramızda buluncaya kadar mücadele edeceğiz” diyor.
Göçmenlerin Pedagog’u
Pedagog Xecê Akar, 13,14 yaşlarında Almanya’ya gelmiş. Alevi ve çocukluğundan beri sol harekete sempatisi olmuş. Çocukluk döneminde Denizlerin idamıyla hayata dair farklı düşünmeye başlamış. Kürt sorunuyla hep bir ilgi ve iletişiminin olduğunu söylüyor. Önce farklı bir kurumda kadın hareketi kapsamında çalışmalar yapan Akar; daha sonra Pedagog olarak yıllarca göçmen kadın sorunlarıyla ilgilenmiş. Kürt Kadın Hareketiyle ilk tanışması 91’in sonlarında olmuş. Kürdistandaki savaşın yoğun olduğu 96/98 yıllarında yine kadın çalışmaları içinde yer almış. Halen Kürdistan Aileler Birliği’nde (YEK-MAL) Pedagog olarak destek sunuyor. Şimdi de Akar’ı dinleyelim:
“Keskin’den ilham aldık”
“Türkiye’de İnsan hakları aktivisti Av. Eren Keskin’in öncülük ettiği, şiddet ve cinsel taciz altında bulunan kadınlarla ilgili bir örgütlenme vardı. Onlar bir dernek kurmuşlardı. Keskin, Berlin’e gelmiş ve bizimle bir toplantı yapmıştı. Biz ondan çok etkilenmiştik. Berlin’de inanılmaz bir kadın potansiyeli var. Bizim dışımızda çok fazla entellektüel ve aydın kadın potansiyeli var. Biz bundan nasıl yararlanabiliriz? Bende ilk başlatan olarak Eren Keskin’e projesinin Avrupa ayağını oluşturalım dedim. Bu şekilde hem onlara maddi destek sunar, hem de Kürt Kadın Hareketini kurumsallaştırırız diye. O da bu düşünceyi doğru buldu.”
Akar çevresinde bulunan, ilişkide olduğu tüm kadınları harekete geçiriyor. Mevcut kadın hareketinin dışında kalan kadınlar, sosyal kurumlarda ve Alman kurumlarında çalışan kadınlardan oluşan ciddi bir sayıya ulaşıyorlar. Sıra oluşturulacak kurumun ismini belirlemeye geliyor.
“Adını DEST-DAN koyduk”
Akar konuşmasına devamla şunları söylüyor: “Çalışmayı projelendirdik. Toplantılar, seminerler yaparak kamuoyu oluşturduk. Sonra 98’de dernekleştik. Adını ‘el vermek’ anlamına gelen DEST-DAN koyduk. İki yıl kadar aktif bir çalışma yaptık. Derneği tanıttık. Sosyal/Kültürel kurumlarla ilişkilerimiz oldu. Na yazık ki; dernek Kürt Özgürlük Hareketi’ne yakın diyen bir grup bizimle devam etmek istemedi. Savaştan ve şiddetten en çok Kürt kadınlarının etkilendiğini anlatmaya çalıştık ama olmadı. Onlarla ayrıştıktan sonra bir süre devam ettik. Derneği kurumsallaştırdık. Kamu yararına bir dernek oluşturduk. Bir kaç proje yaptık. Fakat düşündüğümüz düzeyde ilerletemedik. Bir dönem dondurduk.”
Kadın Meclisi olarak devam ediyor
Akar son olarak, “Arkadaşlarla hazır bir kurumdur, içini dolduralım diye ilişkiye geçtik. Çünkü yerimiz de vardı. Kadın Hareketi’nin bir kurumu olarak DEST-DAN bu şekilde oluştu. Faaliyetleriyle gelişti ve yetkinleşti. Şimdi Berlin Kadın Meclisi olarak faaliyetlerine devam ediyor. İyi de çalışmaları var. 60 üyelik bir potansiyele ulaştı. Çalışmalarını böyle sürdürürse üye sayısı daha da artacaktır” dedi.
HIDIR ATEŞ/BERLİN