ISİD’in Musul’u işgali ve Bağdat’a yürümesi başta Türkiye olmak üzere dünyada bir şaşkınlık yarattı. Musul’un sonu ne olur? Irak’ı ne bekliyor? Bunlar Ortadoğu’nun da kaderini belirleyecek sorular. Aslında doksan bir yıllık sözleşme bitti. Gelişmeler hangi yönde seyredecek. Yanıtlarını şıp diye bulmak mümkün de değil. Evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Tıpkı Türkiye’de ki bayrak krizi gibi.

Lice’de indirilen bayrak ile ulusal onurları kırılanların psikolojisini düşünüyorum. Çok yıpranmışlardı. Gösterilen tepkilerden egolar da büyük bir kırılganlığın belirtileri vardı. Nasyonal narsizmin egoları yerde sürünüyordu, büyüğünden küçüğüne, devleti yöneteninden yönetilenine kadar herkesi bir bayrak krizi sarıp sarmalamıştı. Doğrusu ürkmüştüm. Çünkü bayrak, Türk, onur gibi kelimelerin kullanıldığı cümleleri oluşturmaya neden olan olaylar eşittir onlarca Kürdün hayatı demektir. Doksan yıllık  devlet işleyişi bu düşünce ve korkularıma neden olandır.
“Egosu kırılan narsist insandan korkulur” insan ruh biliminde genel bir doğruydu. Ancak medeniyet dediğimiz gelişim, insanın çağdaşlaşması bu korkuları kısmen azaltmıştır. Artık egosu kırılan insanlar çevreye, topluma değil de kendisine zarar veriyor. Japonya’da egosu kırılan işadamlarının intihar etmesi gibi. Ya da Avrupa’da eşi tarafından reddedilmiş narsist erkek genellikle kendini öldürür, ancak bizim içinde yaşadığımız toplumlar gibi bazı toplumlarda eşi tarafından reddedilen narsist erkek eşini ve çocuklarını öldürür. Kırılan narsist egonun tatmını ya da rehabilitasyonu diyebileceğimiz sonuçları korkunç olan bir savunma biçimi.  
Tam da Lice’de indirilen bayrağın kırılan nasyonal egosu rehabilite edilmeden ikinci bir bayrak krizi Musul’dan geldi. Üstelik yalnızca bayrak indirme değil, Türk Konsolosluğunun işgal de var. Uluslararası hukuka göre, konsolosluk binaları o ülkenin toprağı sayılır ve onların hukuku kısmen geçerlidir. ISİD yalnızca bayrağa hakaret etmedi, bir de Türk topraklarını işgal etti.  
Şimdi ne olacak? Nasyonal narsizim şimdi ne yapacak? Kendini mi öldürecek? Yoksa Sünni Arapları mı?
Yoksa tek sağlıklı çözüm olan yolu mu tercih edecek. Yani Nasyonal narsizme veda mı edecek? Bu Türkiye için çok sancılı olacak zorlu bir yol. Türkiye’de ki iç dinamikler buna henüz hazır değil. Doksan yıldır ekilen nasyonalizm tohumları ve verdikleri ürünler buna en büyük engeldir. Ancak başka da seçenek yok gibi. Ölmek ve öldürmek çözüm olamaz.
Türkiye tercini nasıl yapar zaman gösterecek. Ancak yapacağı tercih biz Kürtleri yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin yapacağı tercihlerde Kürtler’e vereceği olası zararları asgariye indirmenin tek yolu Kürtler arası birliktir. Kürt partileri arasındaki işbirliği artık tarihi bir zorunluluktur. Yeni bir döneme girdik. Lozan bitti. Kaybettiklerimizi geri alma zamanı. Lozan’da kaybetmenin nedeni birlik olmamamızdı. Şimdi ise kaybettiklerimizi geri almanın ve kazanmanın tek yolu var, o da ulusal birlik.
“Bir musibet bin nasihattan iyidir” halk sözü acaba hangi toplumsal ya da bireysel olaydan çıkarıldı, doğrusu merak ediyorum. Ancak bugün bu sözü hatırlamak ve gereklerini yerine getirmek önemlidir.
Bir de aklı az, salyası çok bazı tipler, TC’ye yeni dönemde Kürt örgütlerini taşeron olarak kullanmayı öneriyorlar. Bunlar salyalarını akıtmaya devam edebilirler, ancak akıllarını kendilerine saklasalar iyi olur.
Bu tür tehlikleri de önlemenin bir yolu olarak, çok acilen Ulusal Kongre’nin toplanması Kürt örgütleri önünde duran tarihi bir sorumluluktur.
Kerkük ve Musul’un kaderi Kürdün kaderidir.