
‘Peki bunları Reşan’a ulaştırabilir misin“ dedi ablası... Sevimli üç çocuğun bulunduğu bir fotoğraf ve bir de mektubunu uzattı.
Sordum: „Mektubu kim yazmış?“
„Yeğeni, Berfin“ dedi Reşan’ın ablası.
„Tanıdık arkadaşlar aracılığı ile kendisine ulaşması için çabalayacağım“ dedim.
„Harika bir olay, sakıncısı yoksa okuyabilir miyim?“ dedim.
„Olur“ dedi.
***
Almanca okuduğum kısa mektubu Türkçeye çevirdim:
„Sevgili Reşan, seni çok özlüyorum. Ve seni çok düşünüyorum. Bazen senin mektubunu alıp okuyorum. Bazen rüyamda senin tekrar geldiğini gördüm. Birbirimize sarıldığımız da rüya sonlanıyor. Ve ben birçok şey yaşadım. Birçok güzel yere gittim. Yakında beşinci sınıfa başlayacağım ve tatilden sonra da Gimnasyuma geçeceğim. Karnemde sadece 1 ve 2 notları var.
Gönül isterki sana herşeyi anlatayım ama bu yüz safa tutar.
Sen nasılsın? Orda ne yapıyorsun? Sana sormak istediğim birçok şey var. Toprak, Key-Bord çalmaya başladı bile, hani şu Elektro Piyano gibi olan... Berin ve Baran ise Kreş’e gidiyorlar. Ben ise Gitar çalıyorum. Sürekli baktığım, eski bir albüm var. Eski zamanlara ait, ailenin bu albümünde çok güzel anıları var. Reşan, umarım omuzunda ameliyat olan nenem kadar sende iyi olursun, çünkü ona acı veriyor. Seni hiç bir zaman unutmayacağım.
Seni seven Berfin’in.“
‘Ben çizdim ama
tam güzel olmadı’
Mektubun sonlarına doğru bir de farklı bir not düşmüş: „Ben seni takip edeceğim, çünkü bu çok hoşuma gidiyor.“
Yine hemen onun altında bir birine sarılı iki kadın resmi çizerek „bilmen için“ diye üst tarafına not düşmüş. „İkizler“ diye adlandırdığı çiziminde soldakine „sen“ sağda ise „ben“ deye işaret koymuş. „Ben çizdim ama tam güzel olmadı“ diye de mahçup bir cümle yerleştirmiş resmin altına...
Mektubu sonlandırırken ise „Güneş, ay ve yıldızlar göndermek istiyorum sana, memnun olmayı ve gülmeyi sen becermelisin...“ diye güzel bir not düşmüş...
Mevcut iletişim teknolojilerinin samimi ve emekle üretilen iletişim ilişkilerini kısıtladığı günümüzde, Berfin’in mektubu sıcak bir tebessüm gibi yüzümüzde yer edinmektedir. Hani Nitzsche’nin „Mektup habersiz gelen konuktur“ misali kondu gönlümüze. Öyleki Reşan’a yazdıklarından ötürü kendisini ve mektup arkadaşını merak edip, hikayesini öğrendim.
‘Büyük kadın, küçük aşk’
Reşan Hamburg’ta doğmuş. Yeğeni Berfin doğduğunda ise kendisi onbir yaşındaymış.
Sonra Reşan, Berfin’i bir nevi bir yaşından altı yaşına kadar büyütmüş. Bu süreç ise bir teyze-yeğen ilişkisinden ziyade hani şu „büyük adam, küçük aşk“ filmdekine benzer „büyük kadın, küçük aşk“ tarzında bir arkadaşlığa dönüşmüş. Teyze olarak değil, Reşan olarak hitap ediyor Berfin. Sırlarını, sevinçlerini, heyecanlarını ve hikayelerini paylaşırlamışlar... Sorduğu tüm sorulara bir arkadaş edasıyla cevaplarmış Reşan... Her iki arkadaş için zorlu olsa da, Reşan Kürdistan’a gitmeye ve orada yaşamaya karar vermiş. Son üç yıldır Kürdistan dağlarında gerilla ile dolaşarak, gazetecilik yaptığını öğrendim. Berfin ise büyüyor ve okula gidiyor. Mektupta adına ve yaptıklarına yer verdiği Toprak, Berfin’in kuzeni, Berin ve Baran ise kardeşleridir. Berfin mektupta yüreğinden dökülenleri kalpler ile süslemiş. Saydım, tam 92 kalp çizmiş arkadaşına...
‘Habersiz konuk’ dağlarda
Kürdistan dağlarında bulunan Reşan’a ulaşması için, kalplerle dolu mektup, kalbimde yer edinerek yol aldı...
„Mutlaka ulaştırılması lazım. Berfin’e ulaşacağına dair haber göndermişiz“ dedim.
„Tamam“ dedi, mektubu dağlara götüren arkadaş...
***
Uzun bir yol olacak...
Kaç elden geçer, kaç tehlike atlatır ve patikalarda yürüyen kaç gerillanın cebinde saklanır bilemem ama dağlar dışında verilmiş bir adresi olmayan bu mektup, Nietzsche’nin dediği gibi ‘habersiz konuk’ olarak ulaştığında, Reşan’ın mutluluğunu görmek isterdim.
DEVRİŞ ÇİMEN / SÜLEYMANİYE