Zor şartlar altında kitap basmaya çalıştıklarını belirten Aram Yayıncılık editörlerinden Ulaş Güldiken, sürekli olarak kriminalizasyon politikalarına maruz kaldıklarını ve kitaplarının yasaklandığını dile getirdi.
ZABEL MİRKAN / İSTANBUL
Türkiye’de OHAL sonrası yayımlanan KHK’larla muhalif yayınlar basan birçok yayınevi kapatıldı, kitaplarına toplama kararı getirildi. Toplama kararı çıkmayan kitaplara ve yayıncılarına ise soruşturma açıldı. Basım-yayıncılıkta OHAL uygulamaları devam ederken, üzerine bir de ekonomik krizin etkileri eklendi. Türkiye’de kitap kâğıt fiyatları dolara endeksli olduğu için, kitapların basım maliyetleri eskiye oranla 2-3 katına çıkmış durumda. Basım maliyeti yükselince yayım maliyeti de yükselen kitaplara okurun ulaşması eskiye oranla daha zor. Dövizdeki artıştan önce örneğin bir kitabın etiket fiyatı 20 lira iken, şu an 30-40 lira bandında. Yayıncılıkta süregiden bu değişimleri, politik ve ekonomik krizleri, muhalif ve Kürt yayıncılığın ne anlama geldiğini, bu süreçte nasıl ayakta kaldıklarını Aram Yayıncılık’tan Ulaş Güldiken’le konuştuk.
Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan politik değişimler yayıncılık dünyasına nasıl yansıdı? Özellikle sizin çizginizdeki bir yayınevi bu süreçte nasıl ayakta kaldı/kalmaya devam ediyor?
2016 yılındaki politik değişimler, siyasetin kendi rejimlerini oluşturma gayretleri sert geçecek bir dönemin sinyallerini veriyordu. Dolayısıyla rejim kendi saflarını sıklaştırmaya çalışırken yanında ve karşısında duracakların pozisyonlarına bir tavır koymasını da şart koşuyordu. Haliyle bir “kutup” rejimi Türkiye’de varlığını hissederken muhalefet ya da rejim karşısında olan herkes de buna göre tavır alacaktı. Onlar bakımından belli derecelerde tavır koyacakların tarafı belliydi ve karşıda cephe alacak olanlar hızlıca listelenecek ve onlara müdahale edilecekti. Her türlü renkte herkesin kendi tonunu vurgulamasının açık seçik hale getirilmesi gereken politik değişikliklerin ortaya konduğu bir zamandı. Düşünsel tepkilerin sembol alanlarından biri olan yayıncılık dünyası da tavrını tutumunu sergiledi ve kimin nerede duracağı belirlendi.
Sonraki adım, önceki dönemde gözardı edilen ya da ajandası tutulan tüm eylemlerin kovuşturulacağı ve bununla herkese gözdağının verileceği aşamaydı. Bir bakıma el altında tutulan defterler açıldı ve ertelenen soruşturmalar başlatıldı. Yasaklanacak kitaplar, kitapların baskıyla kaldırılacağı kitap evleri, cezaevleri, fuarlar bu baskı aygıtının ilk elden oluşturduğu listenin içeriğiydi. Savcılar hızla neredeyse bizim iki kitabımızdan birine dava açıp dağıtım ve satış yasağı koydular.
Bu türden kararlar teknik olarak açılan dava süreçleri içerisinde düşse de yeniden bir itirazla ya da başka bir savcılıkta yeniden karara bağlanarak tekrar etti. Fiili olarak ise düşsün düşmesin alınmış herhangi bir karara göre kitaplara görülen her yerde el kondu.
Dağıtım ağı yukarıda belirttiğimiz dört alanda kümelenmiş bizim gibi yayınevleri için oldukça zorlayıcı oldu ki ciromuz ondan bire düştü. Bir bakıma yayınevi kapatılmadı ama işlevini kırmak için en etkin yöntem uygulandı. Biz de ayakta kalmak, yayına bir şekilde devam etmek için baskı adeti ve periyotlarında hızlıca bir tasarrufa gitmek zorunda kaldık. Aynı şekilde çalışan sayımız da bu tempoya göre şekil aldı.
Mevcut halin devamı şu veya bu şekilde kitaba, yayınevine sahip çıkan okur sayesinde mümkün olmaktadır.
Kaç kitabınız yasaklı? Hakkınızda açılmış kaç dava var?
En son güncel verimiz doksan sekiz kitabımızın yasaklı olduğu bilgisiydi. Bu durum bazen bizi de yanlış bilgi vermeye götürebiliyor. Örneğin 2000’li yılların başlarında Aram Yayınevi çatısı altında yayımlanan kitaplarımız dahi yasaklanabiliyor ve dağıtımı konusunda yasak kararı alınabiliyor. Bu bilgilerin avukat arkadaşımızca derlenip toplanması, farklı yönde karar alan savcılıkların kararlarını ayıklaması belli bir düzen içerisinde olsa da biz bazen karıştırabiliyoruz.
Açılan davalar özelde yayınevi sahibine yönelik olup bazen editör ve yazarı da kapsadığı oluyor. Her kitapla ilgili zaten açılan dava var, bu davalara yapılan itirazlar ve üst mahkemelere taşırma girişimlerimiz de söz konusu. Bazen on beş yıl öncesi yayınlanan bir kitapla alakalı mevcut yayınevi sahibi kimse ifadesine başvurulup hakkında dava açıldığı da oluyor.
Okurun kitaplarınıza yönelik ilgisi ne durumda? Eskiye oranla bir azalma veya artıştan bahsetmek mümkün mü?
Okurun aslında kitaplarımıza ilgisi hep üst seviye idi. Fakat yayınevi ve kitapların kriminalize edilme hızı, şiddeti okurun birkaç adım geride durmasına da neden oldu. Cezaevi okurumuz ise zaten kitaplarımız engellendiği için erişme imkanı bulamamakta zira cezaevi okurumuz kitaplarımıza oldukça sadık okur kitlemizdir. Fuarlar ve belli başlı kitap evlerinde ise kitaplarımızın okunma ve takip edilme periyodu tabii ki düştü; ancak yasağın en yaygın olduğu zamanlarda bile belli bir sahiplenme hep oldu. Dolayısıyla eskiye oranla gibi bir genelleme ibaresi olunca ciddi bir düşüşten bahsedebiliriz.
Kürtçe kitaplarla okurun ilişkisi ne boyutta? Bize biraz Kürtçe kitapların gördüğü talepten bahseder misiniz?
Kürtçe okura dair gözlemimizin geçmişle bir karşılaştırması olursa oldukça pozitif. Bazı kitaplar var ki kısa sürede baskısı tükenebiliyor. Bu hem yazarların, hem yayınlanan metnin niteliğinin artışıyla doğrudan bağlantılı. Bir de yayıncının okurun beklentilerini karşılamak gibi olumlu çabası var. Okur eski okur olmadığına göre yayıncı da yazar da kitabı da belli niteliksel tatminleri sağlamak zorunda kalıyor. Bu birkaç ayak üzerinde yürüyen süreç Kürtçe kitap, okur ve okumaya dair fikir ve umutlarımız besliyor. Görünürde negatif hiçbir yansıması olmayan bu rekabet halindeki sıçramalar okur-yazar-yayıncı üzerine kurulan alanı daha da zorlayacak, bu da Kürtçe kitabın ve üretimin önüne daha ciddi görevler koyacaktır.
Peki kitap fuarları? Bundan önce pek çok kez engellemelerle karşılaştığınızı biliyoruz. Nasıl geçiyor sizin için kitap fuarları?
Kitap fuarlarının Tüyap organizasyonuyla yapılanlarından Amed, İzmir, Adana ve İstanbul yerellerine katılım göstermeye çalışıyoruz. Zaman zaman katılmadığımız oluyor ancak genel fuar beklentilerimizi karşılayabildiğini söyleyebiliriz. Bunlar dışında belediyelerin düzenlediği Wan ve Amed fuarlarına katılım gösterdik. Onların birtakım masrafları belediyelerce karşılandığı için maddi olarak bizi daha iyi beslediğini söylemeliyiz.
Ekonomik kriz ve kitap kâğıdının dolara endeksli olması yayıncılık faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Bu konuda okurlarınıza iletmek istediğiniz bir şey var mı?
Bu konunun Türkiye gibi yayıncılık sektörünü besleyebilecek altyapısı olan bir ülkede söz konusu olması gülünç. Kağıt üretim fabrikalarının önce özelleştirildiği, ardından da faaliyetsiz kılındığı bir ülke burası. Küresel çarkın nasıl işlediğine dair güzel bir örnek. Dışa bağımlılığın arkasında yatan detaylar kendisini nasıl da bu örnek üzerinden hissettiriyor. Aslında formül gayet güzel uygulanıyor. Yerel üretimin ve gelişimin belli tekellere sunulması ve kurutulması, sonrasında ise daha sıkılaşmış başka tekellere duyulan ihtiyaç zinciri... Söz konusu olan kağıdın temini olduğunda ise başka bir karaborsa eliyle başka tekellerin yaratılması ve devamı. Doların artışına bağlı olarak kağıt fiyatlarındaki spekülasyonlar matbaa sürecini birkaç ay içerisinde neredeyse yarı oranda etkileyebiliyor. Her ne kadar o oranda bir dolar değişikliği olmasa da, durumdan istifade eden bir akış oldu mu, her aşamasında buna ortaklık eden de peyda olabiliyor. Bu durum fiyat değişikliğini, baskı adedini ve dolayısıyla belli tasarrufları gerektirebiliyor. Bunun en zorlayıcı kısmı ise okuyucuya açıklama yapmak zorunda bıraktırması.
Diğer negatif yan ise bu durumun yaratacağı yeni halleri bir başka ranta çevirmeye çalışan yayıncıların tutumu. Kimileri stokta mevcut olan kitabın dahi fiyatının yükseltecek bir tavrı sergileyebiliyor. Okurun kitap gibi bir ürüne her daim ihtiyaç duyduğunu düşündüğümüzde, yapılanın ne olup olmadığı ve ne yapılması gerektiği konusunda gereken tavrın okur tarafından gösterilmesini beklemek dışında yapabileceğimiz bir şey yok. Bir taraftan okumaya olan arzu, bir taraftan onun elde edilme biçimini suistimal eden sektörel sunumlar. En doğru tavrın okur tarafından geliştirileceğini belirtmek zorundayız ve ancak okur kendi tavrıyla tutum değiştirtebilir.
Yayıncılar ise alternatif örnekleri yakın zamanda görüldüğü üzere birtakım kooperatifleşmeler yoluyla tekelleşme ve kağıt benzeri ürünler üzerinde spekülasyon denemelerini boşa çıkarabilirler. Bunun dışında sermaye ve tekel karşısında tutunma ve üretimin şansı pek görünmüyor. Okur-yazar-yayıncı doğru yerde tavrı sahibi olunca birtakım mücadele olanakları hep güzel üretimler sağlayacaktır ve bizim de üstümüze düşen bunu gözardı etmeden kitabımızın okurla bir şekilde buluşmasının zengin yöntemlerini yaratmaktır.