Şairlerin, yazarların favorisidir mayıs. Hatta şairin "mayıs ayların gülüdür" mısrası en güzel dizeler arasında yer alır. Yaşamın yeniden canlandığı, rengârenk görünüm aldığı, güneşin tüm hükmünü sürdüğü aydır mayıs. Türkiye'de ise güzel gelecek hayalleri kuran serüvencilerin yüreğini yaralayan bir zamana tekabül eder. O yüzden de bu ülkede yüreği ütopyanın peşinde koşanlar için her zaman yüreğin sızladığı aydır mayıs.
Mayıs ayı, Kuzey Kürdistan ve Türkiye açısından bakıldığında bu halka gönül vermiş, halkların gönlünde haklı yer etmiş genç yiğitlerin, devrimcilerin toprağa düştüğü aydır. O yüzden de özgürlük sevdası ile tutuşmuş her yürek sızlar bu ayda. İsmi belli olmayan nice yiğitleri unutmasak da, öne çıkan önderleri onların da anılmasının, isimsiz kahramanların yad edilmesinin vesilesidir. Yüreği Deniz olan üç fidanın, ser verip sır vermeyen İbo'nun, bir Türk olarak ezilen Kürdün önderi olmayı becerebilmiş olan Haki Karer… İşte mayısı güzelliklerinin yanında, inceden sızıya tutulmasına sebep olan yüreğimizin kanayan ocakları…

Mayıs’ın ilk acısı, yeryüzünün üç fidanı
Tarihlerin mayısı gösterdiğinde toprağa düşen ilk acının adı; dalından koparılan üç fidan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan oldu. Ömürlerinin en güzel mayısında, yürekleri halkların geleceği için çarpan bu üç fidan köklerinden cellatların eliyle koparıldı. Göstermelik olarak kurulan sirk gösterisinde, göstermelik yargılama ile haklarında fetva verildi. Aradan geçen kırk yıl sonra dahi kararı veren cellatların bile savunamadığı bu karar, halkların gönlünde çoktan mahkum edildi.
Dün olmadığı gibi bugün de kimse üç fidanı suçlu görmüyor. Onlar halkların daha mutlu, eşit ve özgür bir yaşamı için yaşamlarını ortaya koydular. Düşünceleri hiç kendileri, bireysel yaşamları, gelecekleri için olmadı, onlar yaşamlarının baharını halklarının baharı ile buluşturmak için yola koyuldular. Çıktıkları bu zorlu yolculukta hiç tereddüt etmediler, çünkü inanmışlardı. Kendi kurtuluşlarının ancak yaşadıkları toplumun kurtuluşu ile mümkün olduğuna inanan bu yürek sevdalıları, herkesin aksine aşklarını büyütmeyi seçtiler. Köleleştirilmeye ve sömürülmeye karşı eşitliğin, özgürlüğün savunucu olan Deniz, Yusuf, Hüseyin kurmaya çalıştıkları yeni yaşamın öncüsü olmakla kalmadılar, bizzat işçisi olmayı becerdiler.
Şimdi şarkılarda, doğan çocuklarda, üstü örtülemeyen sevdalarda onların ismi geçiyor. Bitmemiş bir sevdanın en güzel emekçisi olan bu yiğitler, kararı veren firavunlara rağmen kazandılar. Küllenmeyen bir aşkın devamcısı olan her serüvenci "Deniz olunmalı şimdi" diye hala haykırıyorlarsa, çoktan kazandı onlar.

Bir türküdür direnişte söylenen Kaypakkaya

Mayısın sancımasının diğer acısı ise İbrahim Kaypakkaya'dır. Kimse inanmasa da o inandığı halkı için düştü yollara. Çorum'un yoksul bir köylüsünün çocuğu olarak, lüks sayılabilecek bir imkanı yakalamışken o inandığını seçti. Belki de önder olmanın ince ayrıntısı olan, önceden görme, yüreği herkesten farklı yanma ve ölümüne inanmanın adıdır Kaypakkaya.
Öğretmen okulunda, aydın olmanın vicdani muhasebesini yapan ve kurulu düzene tabi olmaktansa, aykırı yaşayarak halkın önderi olmayı seçen İbrahim Kaypakkaya, biz uzatarak söylesek de halkın İbo'sudur.
İbrahim Kaypakkaya önünde kurulu olan gül bahçesini değil, dikenli yolu tercih etmiştir. Kurulu olan ezberleri bozarak yürümeyi tercih etmiştir. Halklar bahçesinin güzelliğini fark ederek dikenli yolun kurucusu olan Kemalizmi mahkum etmiştir. Kemalizmin kurucu etkisinin baskıcı, inkârcı yönlerini ret ederek, ben önderim diyebilmenin onurunu taşımıştır. Koyu inkârcılığın içerisinde yok sayılan Kürtleri, tüm firavunlara rağmen savunmuş ve Kürtler içinde İbo olmayı fazlasıyla hak etmiştir. Ölüm firavunların tüm korku imparatorluğuna rağmen, Kemalizm beladır deyip, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmuştur. Kaypakkaya sadece öngörüsü ile değil örnek devrimci yaşamı ile de kısa yaşamına büyük devrimleri sığdırmıştır.
Halkın İbo'su halkın içerisinde büyümüştür. Aynı çorbaya kaşık sallamış, aynı dağların özgürlük kokan havasını solumuştur. Özgürlük uğruna düştüğü bu sevdada hiç geriye düşmemiş, hep ileriye yürümüştür. Çıktığı uzun yolculuğun sonunda doğacak güneşe olan bağlılığıyla, inancın, kararlılığın abidesi olmuştur. Uzun yürüyüşte, inancın gücüyle yürürken halka olan bağlılığını, sadakatini ölüm pahasına savunmayı en büyük insanlık hazinesi saymıştır. Bu uzun yolculukta soluduğu özgürlük kokan dağ havasında, esir düşse de hayallerinin yiğiti olmayı bilmiştir.
Ürküttüğü firavunların esiri olduğunda ise hayallerinin, en büyük sadık hizmetçisi olmuştur. İşkence sehpalarında lime lime edilen bedenin her parçası özgürlük sloganlarını cellatlarının yüzüne haykırmış ve halkın İbo'su olmaya devam etmiştir. "Ser veren ama sır vermeyen" halkın İbo'su, yeni bir geleneğinde, önemli kilometre taşlarından olmuştur. Şimdi ağıtlarda, yakılan türkülerde söylenir İbo'nun türküsü. Mayısın sıcaklığında yüreğimizi üşüten bir acı olarak.

Karadeniz'de çağlayan enternasyonalizm çığlığı

Karadeniz önüne bentler kurulsa da, karanlıklarla kuşatılmaya çalışılsa da hırçındır. Kara olan denizde hep aydınlıkların feneri olmayı beceren kahramanlar çıkmıştır. Koyu karanlıklar içerisinde halkların aydınlık yüzü olmayı beceren kahramanlardan biridir Haki Karer. Firavunların karanlığı içinde doğan aydınlık olan Haki Karer, enternasyonalizmin, devrimci önderliğin en önde yürüyen meşalesidir. Karadeniz'in hırçınlığı kadar özgürlüğünün, inanmışlığın, feda kültürünün ismidir Haki Karer.
O, aydınlığa olan sevdası, özgürlüğe olan tutkusu ve elbette halkların kardeşliğine, birliğine olan inancıyla yürüyen bir güneştir karanlığın bağrında. Korkusuz, kalıplara sığmaz, kalıplarla düşünmezdi. Kimsenin görmediğini o karanlıklar içerisinde görerek "Türkün kurtuluşu ancak Kürdün kurtuluşu ile mümkündür" diyecek kadar öngörülüdür. Kendi halkının kurtuluşunu ezilen, yok sayılan ve imha ile yaşamış Kürdün kurtuluşunda görmüştür. Sistemin yok saydığı ama ilericilerinde görmediği Kürtlerle kaderini buluşturan, bunun sevdalısı olan Haki Karer şimdi Kürdün unutmadığı, yüreğinde çok özel bir yer ayırdığı önderidir.
Haki, bir ilk değildir. O Deniz'lerden İbo'ya uzanan bir özgürlük kelebeğinin ete, kemiğe bürünmesidir. Ustaların çizdiği özgürlük çizgisini bir Türk olarak Kürtle buluşturan özgürlük kelebeği, Türkiye'de ne olması, ne yapılması gerektiğinin adıdır. O, çok konuşulan ama yanı başındaki mazlumlar görülmediği için anlamsız kalan, enternasyonalizmin hak edişi, kabul edilişidir. Enternasyonalist olunacaksa nereye bakılmalı denirse, bakılacak ilk isimlerden biri olan Haki Karer bunun hakkını fazlasıyla vermiştir. Haki Karer, devrimciliği lafta değil, yaşamının parçası, gereği ve adı olarak yaşamıştır. Mektepli olmasına aldırmadan, inşaatlarda hamallık yapıp, kazandığını midesine değil, yoldaşlarına, kitaplarına katık edecek kadar devrimcidir.
Dilini bilmediği bir halkın özgürlüğünü, borçlu olmanın ezikliğini silmek istercesine cansiperane yaşamıştır. Ezmiş olanın kimliğini ret eden, ezilenin türküsünü senfonileştiren orkestranın şefi olarak, vicdanlı yüreklerin en özgür çığlığıdır. Yaşam her zaman sevdalar ile yürür. Sevdası olmayan, karanlıkları seven yarasalar ise ancak firavun karanlıklarında yaşardı. O sevdasını güneşle buluşturan aydınlık yolun sevgi, özgürlük taşlarını döşerken, firavunlardan beklediği kalleşliğin, ahlaksız firavun yardakçılarından geleceğini bilemeden yürüdü mazlumun sesi olmaya. Kahpece kuşatılmış bir karanlıkta, kahpece düşürüldü al kanlarla sulanmış özgürlük toprağına. Özgürlük toprağını kanı ile sulayıp, yeni özgürlük fidelerini taşıdı, Denizlerden İbolara, oradan süren Haki yaşamlara.

Yüreğim sızlar mayısta
Şimdi kim ne derse desin "mayıs ayların gülüdür". İnce bir sızı olarak her çiçek açtığında, yüreğimize güneşin sıcaklığı, çiçeklerin hoş kokusu yayılsa da mayıs hala yüreğimin ince bir sızısıdır.
Öyle bir sızı ki, bir yandan kanatıp acıtırken, bir yandan yüreğimin en sevda kokan duygularını, yitirdiklerimizin büyük hayalleriyle buluşturan bir sızı. Ölümleri ile hayallerimizin en büyük kalelerini bugünlere taşıyanlar umudun adı olmaya devam ediyorlar. Firavunların karanlığına karşı dimdik ayakta duran Denizler, İbolar, Hakiler aydınlık zaferlerin nişanesi olarak geleceğe gülümsemeye devam ediyorlar. Şimdi kim öldü diyebilir onlar için. Koca bir Deniz'in içerisinde özgürlük çığlığı olup, İbolara çıkıp haykıran milyonlarca Haki olduğu müddetçe. Ölmek toprağa düşmekle mümkün olsaydı evet hayallerimiz, ütopyamız, serüvenci ruhumuz biterdi. Oysa şimdi her zamankinden daha büyük özgürlük aşkımız. Özgürlük aşkının tohumlarını halkların bağrına atan Denizler, İbolar, Hakiler var oldukça, bu büyük aşk sürecek. Aşk var oldukça, sevda var oldukça, özgürlük dağlarında soluduğumuz mavilikler, umut olarak kaldıkça, bizler Denizlerden İbolarda Haki olmayı sürdüreceğiz. Varsın yüreğimizin sızısı mayıs olsun. O sızı ile büyüteceğiz büyük aşklarımızı, özgürce soluyacağız dağlarda bulunan Haki Kaypakkaya'ları.