Yanan köyden tüyler ürpertici haykırışlar duyuluyordu. Ağaç boyu korku yükseliyordu. Alev çıtırtıları gecenin boşluğunu doldurmuş, ayın pırıltısı sönmüş, köyü titrek kırmızı bir aydınlık kaplamıştı. Yerde koyu gölgeler dolaşıyor, ortalık yanık kokuyordu. Meydana toplatılmış insanlar zangır zangır titremekten konuşamıyor ve birbirlerine bakmaya korkuyorlardı. Derin bir sessizlik içindeydiler şimdi. Yangından habersiz akan, yalnızlığını karanlığa söyleyen derenin mırıltısı sessizliği görünür kılıyordu.
Derken metalik bir ses, sessizliğin üstüne yıkıldı. Ay ansızın büyüdü. Karaltının yüzü görünür oldu. Kalabalığın gölgeleri uzadı. Karaltının parmakları düğmenin üstündeydi. Bir çocuk bağırtısı karanlığı titretti. Karaltı derin bir nefes aldı. Bir evi alevler yaladı; bir dam gürültüyle çöktü. Karaltı dudaklarını kımıldattı. Bir at yanan ahırdan kurtulunca kişneyerek köyü baştan başa dolaştı. Sonra gelip eski alışkanlıkla arabanın önünde durdu. Dudakların kımıltısı hızlandı. Bir kadın kendi etrafında dört döndü ve bir çığlık koyuverdi. Karaltının dili dudaklarını ıslattı. Bütün erkekler balmumundan yapılma heykeller gibi çırılçıplak edildi. Elbiselerden kopan birkaç düğmeyi çocuklar kapıp ceplerine indirdi. Karaltının parmakları hala düğmenin üstünde ıslak dudaklarına yakası açılmadık küfürler değiyordu. Ortalık öyle aydınlıktı ki, yangından kaçışan böceklerin parlak sırtları seçilebilirdi. Karaltı sesini tarazından temizlerken kalabalığa uzayan gölgeleri bir dereyi geçti, bir tepeyi aştı… Gölgeler şimdi bir dağı tırmanıyorlardı. Ve insanlar bir anda gölgesiz kaldı.
Kalabalık ırayan gölgelere bakmadı bile. Karaltı durdu. Durdu ve parmakları arasındaki düğme asılı durduğu yerden koparak postallarına değip yuvarlandı. Karaltının dudakları yeniden oynadı. Kalabalığa yuvarlandıkça rengi değişen düğmeyi işaret ediyordu. Şimdi kalabalığın bakışları arabanın yanında duran atın önünden geçen düğmenin üstündeydi. İşte kalabalık ay ışığına banmış bir hızlanıp bir yavaşlayarak yuvarlanan düğmenin arkasına takılmış gidiyordu. Çocuklar önde, ihtiyarlar arkada bütün köy soluk soluğa kalıncaya değin köyün bütün dar ve geniş yollarından düğmenin peşinden sürüklenip durdular.
Neden sonra düğme alevlerin henüz ulaşmadığı bir harabenin önünde yavaşlayıp etrafından dönmeye başladı. Kalabalık da düğmenin etrafından… Gece güne dönünce düğmenin yorulup yere devrilmesi ve bir farenin onun yanında bitivermesi bir oldu. Fare ağzını ısıracakmış gibi açtı. Kalabalık da… Ve fare düğmeyi ısırdı. Kalabalığın ağzı açık… Düğmenin yarısı ağzında kaçmaya başladı. Yuvasına ulaştığında kalabalık dağıldı. Ağzındaki düğmeyi bıraktı. Göz kırpımı bir anda etrafını yavru fareler sardı. Düğmeyi orasından burasından tırtıkladılar, sonra etrafında döndüler. Ve ondan korkarak ciyaklamaya başladılar. Yavrularının korktuğunu gören fare düğmeyi kaptığı gibi yuvadan dışarı fırlattı.
Kalabalığı unutan bir çocuk, önünde yuvarlanan düğmeyi görünce etrafına bakındı. Kimse yoktu. Bütün köy ağzı açık karaltının önünde dikeliyordu. Çocuğun gözleri büyüdü. Düğme renk değiştiriyordu. Tam dili boğazına koyacakken çocuk şaşkınlığını yuttu. Düğmeyi aldı. Onu cebine atmadan önce diliyle dokundu. Düğme parladı ve birkaç misketin, bir şekerin, bozuklukların, bir parça ipin yanındaki yerini aldı. Çocuk kalabalığa doğru seyirdi.
Cebindeki düğmenin kenarlarına dokuna dokuna dalgın yürüyen bir çocuğun gözlerinin önünde bir koyun karaltıya doğru sürükleniyordu. Çocuklar kalabalığın içinde düğme oynuyorlardı. Çocuk düğmeyi cebinden çıkarttı. Karaltının dudakları oynar gibi oldu. Bütün başlar bir anda çocuğa taraf döndü. Çocuk irkildi. Düğmeyi gerisin geri cebine soktu. Bir koyun meledi. Şimdi başlar sese taraf dönüktü. Karaltı duruyor, kalabalık koyuna bakıyor, çocuklar oynuyor; düğme cepte büyüyen terli avucun içinde eskiyordu.
Gölgesiz iki gövde koyunu karaltının ayaklarının dibine sürüklediler. Koyunun gırtlağına dayadıkları bıçak sertliği bulunca koyunun memesinden süt fışkırdı. Süt yatağını kaybeden bir nehir gibi köyü bir anda doldurdu. Ortalık önce bütün bir beyaza kesti, sonra beyaz dondu. Mevsim döndü. Bir anda kıştı. Koyun, yanında gölgesi sürüye taraf yürüdü.
Mevsim ne kadar dönse de günlerden geceydi. Sonra karanlığa kar yağdı. Karaltının önünde dikelen kalabalık kara saplanıp kalmıştı sanki. Karaltı da yarı beline değin kara gömülmüştü. Gözünü aşağı indirdi. Karanlıkta hafifçe ışıldayan, yakasında asılı duran öbür düğmelerine baktı. Sonra kendine çevirdi gözlerini. Karaltı karanlık bir deliğe bakıyordu. Karaltının etrafında kardan adam yapmaya koyuldu çocuklar. Bir anda köy kardan adamlarla doldu.
Çocuklar bulabildikleri taşlarla onlara gözler, ağızlar yaptılar. Bütün kardan adamlar birbirine benzese de biri farklıydı. Karaltının tam karşısındaki kardan adamın gözü karaltının düğmesiydi.
Karaltının gözüne önce karşısında duran kardan adamın gölgesi çarptı. Sonra deliklerden ona bakan düğmesi… Derken başının alt tarafı oynadı.
Kalabalığa kardan adamın gözleri olan düğmeyi işaret ediyor, kalabalık ne yapsa da yerinden kımıldayamıyordu. Bu halin ne kadar sürdüğünü kimse bilmedi. Zaman sanki kendini durmaya kurmuştu. Mevsim dönmüyor, kış bitmiyor, gece hep aynı geceydi. Kalabalık, karaltı ve kardan adam aynı gerilim içinde sabitlenmişti.
Çok sonra bir meleme duyuldu. Mevsim birden aralandı. Dağlardan ansızın gölgeler inmeye başladı. Kar toprağa dem tuttu. Geceye gölgeler dağıldı. Kardan adamlar eridi. Düğme düştü. Karaltının gözleri düğmenin üstündeydi. Gölgeler bedenleri buldu ve gölgeli iki beden karaltının karşısına dikildi. Gözlerinin içine baktılar. İkilinin dudakları birden aralandı. Dudaklardan dökülen sözlerin şiddetiyle karaltının düğmeleri bir bir döküldü.