Adam, birden uykusundan uyandı. Yanıbaşında yüzü saçlarının arasında dağınık uyuyan kadına baktı. Sonra, yerinden kalkan kendine baktı. Kalkan, duvarda asılı tüfeği alıp kadına doğrultu.

Derken adam kocaman gözlerle dağınık yatakta kanı içinde azalan ölüye baktı. Çok baktı; saniyeler uzun sürüyordu. Adam hep aniden uyanıyor, kadın hep uyuyordu. Ölü... Adamın uykulu gözleri duvarda asılı tüfeğin üstüne sabitlenmişti. Tüfek adama bir yakın, bir uzaktı. Adam tüfeği bir alıyor, bir almıyordu.
Kadın uyanmaya uzaktı. Sanki bir rüyanın ormanını geçiyordu. Paçavralar içindeydi. Bir çalılığın dibine sinmiş bir eli böğründeki kocaman dudaklı yarasanın üstündeyken, bir eli entarisinin açılan yakasını tutuyordu. Birbirine dolanan ayakları onu şimdi, uzaklara taşırken o, rüyada olduğunu bilmeden aniden bastıran uykunun hafifliğiyle uçuşuyordu.
Adam, iyice uyandı. Evin sessizliğini dinledi. Bu sessizlikte içini yarıştıracak bir dinginlik bulmayı umdu. Umdu; öyle ki sinsi, ürkütücü bir hava vardı bu sessizlikte. Boşluklar oluşturan ve çınlayan… Adam koptu. Percereden dışarıya nedensiz çevirdiği bakışlarını geri aldı. Gözleri hafifçe karardı. Epeydir nereye baksa gördüğü o görüntüyle doldu gözleri. Baktığı yerde, önce küçük bir duman parçası sallandı. Sonra da kenetli iki el, gölge halindeki gövdeleriyle koştu. Tam dumanda kayboluyorlarken, bir erkek sesi bir bedene dönüştü. Ve kadının yüzü dumanı aralayarak ona taraf güldü. Bir hayal değil, bir düş değil, olan gerçeğe benziyordu. Görüntüyü gömmek için gözlerini yumdu; karanlıkta bir merdiveni indi, bir caddeyi geçti, önünde ansızın oluşan bir çukura yuvarlanacakken, iç bakışını bilmediği o yerden aldı. Yüzünü yine pencereye taraf döndü. Oda penceresi ağaçların doruklarına bakıyordu. Gözleri usul usul sallanan yapraklarda, kulakları kadının kesik kesik nefes alışlarındaydı. Sonra bir kuş ötmeye ve daha uzaktaki bir ikincisi ona karşılık vermeye koyuldu. Adam bir zaman kıpırtısız öylece kaldı.
Derken kadının rahat nefes alışı adamı gitgide huzursuz etmeye, tariflendirmediği bir öfkenin, bir çıldırışın kıyısına getirip bırakmaya başladı. Kadının her soluklanışı onu boğuyor gibiydi. Kımıldadı; kollarını, göğsünü, boynunu ovuşturdu. Yerinde duramadı. Kalktı. Odadan çıkıp karanlıkta bir süre merdiven boşluğuna baktı. Dışarıdan, boş sokaktan hızla geçen araba odayı titretti. Döndü; yukarı çıktı. Kapıyı açtı, yüzünü buruşturup düğmeye uzandı, ışığı yakmadı. Kadının başı, kolları yorganın dışındaydı. Yatağa yaklaştı. Kadının başı sola eğik, boyun damarları kabarıktı.
Kadının yanına uzandı. Buz gibi oldu her yanı; dizlerinin üstüne doğruldu sonra. Kadının gözleri kapalıydı. Adam birden atılıp, iki eliyle kadının boynuna yapıştı. Kadın sıçrayıp gözlerini açarken o kapadı gözlerini. Boynu sıktı, sıktı. Parmakların altındaki kalınlıkta bir kıpırdama oldu, bir hırıltı duyuldu. Kadın bileklerinden tutmuş asılıyordu; debelendi. Var gücüyle sıkıyordu; parmakları, yüzü kasılmıştı. Kulakları uğulduyordu. Derken bileklerindeki eller gevşedi; altındaki bedende kıpırtı durdu. Boynu bırakıp yataktan aşağı kayarken baktı; kadının gözleri, ağzı açıktı. Başını yatağa gömdü. Kolları sızlıyordu. Parmaklarını oynattı. Ağzı kupkuruydu. Yerine dönüp daldı.
Ellerinde kadının boynunun diriliğini, sıcaklığını duydu. Boyun sanki hala ellerinin arasındaydı ve seğirip duruyordu. Tam durmuşken kısaldı, kalınlaştı, sonra ellerini bıraktı. Anladı; kavradığı boşluktu.
Elleri yüzünde, sıçrayıp doğruldu. Yataktan inip karyolaya tutunarak lavaboya gitti; öğürdü. Kusamıyordu. Sol elinin orta parmağını ağzına sokup boğazına doğru bastırdı, kıpırdattı. İçi bulanmaya başlayınca bir daha denedi; böğüre böğüre kustu. Karnındaki sıkıntı azalmış gibiydi. Ellerini, yüzünü yıkadı. Kurulandı. Yatağın kenarına gelip durdu. Artık ne oturabiliyor, ne ayakta durabiliyor, ne soluk alıyor, ne kımıldayabiliyordu. Ortada öylece dururken, kendini yatağın bir yarısında kıvrılmış yatarken buldu.
Uyandı. Uykuyla uyanıklığın gri aralığında kendini buldu. Bulunca göğsünden fırlayıp çıkacakmış gibi hızlı hızlı çarparken yakaladı kalbini. İlkin nerede olduğun anlamadı; pörtlenmiş gözler ve yarı açık kuru bir ağızla kalp atışlarını dinlerken, duvarda asılı duran tüfek gözüne ilişti; rüya gördüğünü düşünüp rahatladı. Ter içinde kalktı. O kalkarken gölgesi de kalktı. Duvardaki gölgesiyle gözgöze geldi. Neden sonra gölgenin eli kendi hızının dışına fırlamışçasına geldi, tüfeği kavradığı gibi ona doğrulttu. Korku kendini gözlerinde tamamlamadan bir ses duydu: Çıt!.. Sesi duyar duymaz ucu bucağı belirsiz karanlık bir çukura yuvarlandı.
Sabaha karşıydı. Karanlık kırılmış, duvardaki gölgeler gitgide büyümüştü. Adam ıslak kirpiklerinin arasından hayretle baktı. Yatağın bir tarafı derin bir çukurdu. Çukurda hareketsizliğini tekrarlayan kadının sessizce durduğunu gördü. Sonra kadın kımıldadı birdenbire. Kımıldarken doğruldu; çukurdan kurtulup koşmaya başladı. Kadın, onun yarı aralık gözlerinin önünde, çukurun etrafında dar ve geniş daireler çizerek can havliyle koştu. Çukura yuvarlanmamak için çalılığa tutunurken entarisinin açılan yakasından dışarı çıkan memelerinden sızan sütle, böğründeki koca dudaklı yaradan taşan kan birbirine karışarak çukura dolmaya başladı. Kadından akan kan ve süt çoğaldı. Adamın dudakları oynadı. Mırıldandı: "Boğuluyorum…" dedi. Bağırdı. Kendi sesini çok uzaktaki bir ses gibi duydu. Yeniden uyanmaktan korktu. Zonklayıp duran şakağı onu uyandırır gibi oldu. Neden sonra nefes almadığını sandı. Çırpındı. Elleri gördü. Uzayan parmaklarıyla gelip boynunu kavrayan eller, süt kokuyorlardı. Gözlerini açtığında elleri boynunu sıkıyordu. Ellerini kendinden uzakta tutarak dizlerini karnına çekti; başı iki bacağının arasında derin derin nefes almaya başladı.
Adam, derin derin nefes alarak bir süre odanın içinde kendinden geçmiş bir halde dolanıp durdu. Sonra yavaş yavaş her şey bulanıklaştı. Gözlerinde bir donukluk vardı. Kendini aynanın önünde buldu. Aynadaki o değildi. Hiç tanımadığı biriydi ondan çıkıp aynaya yansıyan. Bir anlam yitiminin sınırlarında gezindi. Kalbi duracak gibi oldu. Titreyen ellerle ışığa uzandı. Gözlerini yavaşça aynaya çevirdi: O kadın, işte oradaydı. Derin gözleriyle onun gözlerinin ta içine bakıyordu.
Görüntüyü gömmek için gözlerini kapattı.
Gözlerinin ardında gün doğuyordu.
Adam sabahın boşluğunda bir gölgeydi. Bedenini duyuyordu ama.
Ayakları onu bir çalılığın kıyısına götürdüğünde, nefes almak için başını kaldırdı. Çalılık uzanıyordu göz alabildiğine. Çalı uçlarında bir entarinin kopan parçaları hafif yelden sallanıyordu. Tuhaf! Uyanmadığı bir düşün içinde kaybolmuş gibiydi. Kendini çalılığa vurdu. Bir tepenin dibinde durdu. Çalılığın içinden ona doğru başını uzatan, paçavralar içinde onlarca kadın ona bakıyordu. Kan revan içinde sessizdiler; karanlığa yakılmış beyaz birer ağıt gibiydiler. Ve aniden hep birlikte yaban dikenlerinin arasında ona doğru ilerlemeye başladılar. Kadınlar alacakaranlığın içinde yüzen sayısız hırpalanmış beden, ezilmiş yüzdüler. Mor-beyaz kadın yüzleri hüzünlü, elleri sımsıkı yaralarında. Adam kadınların boynuna baktı. Hiçbirinde kendi parmak izlerini görmedi. Kadınlar etrafını sardılar, o, korkudan titrerken onlar yalnızca baktılar. Adam boyunlarına dokundu, yaralarına… Kadınlar ona bakıp gülümsediler. Derken uzakta bir kadının durup ona baktığını gördü. Hiçbir şey demeden yalnızca bakıyordu. Kadını tanımasıyla uyuşmuş halde yattığı yerden doğrulması bir oldu.
Boynu çok uzun süre sıkılıp bırakılmıştı sanki. Daha önce hiç nefes almamış gibiydi. Adam, ellerine, duvara asılı tüfeğe baktı; kadın incecik, çıplak boynuyla uyanmaya uzaktı.

* Bolu F Tipi Cezaevi