Hamburg’ta yaşayan Martin Dolzer, Kürtlerin sorunları ile yakından ilgilenen bir Kürt dostu. Dolzer, 25 Mayıs’ta yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Sol Parti’nin adayı.

Dolzer ile Sol Parti’nin Avrupa Birliği’ne bakışı, seçilmesi halinde Avrupa Parlamentosu’nda yürüteceği çalışmalar ve Avrupa’da mültecilik sorunları hakkında görüştük.
Sosyolog Dolzer, Sol Parti’nin bu seçimlerde bir Kürt adaya yer vermemesini bir hata olarak görüyor ancak şu ifadeyi de sözlerine ekliyor: “Sol Parti’nin, göçmenleri ve onların örgütlerini eşit düzeyde çalışmalarına katması gerektiğine inanıyorum. Bunu içinde Kürt yoldaşlar da, dönemsel olarak değil bir bütün olarak çalışmalara katılmalıdırlar. Bazı arkadaşlar bunu yapıyor da.” Birçok kez Kürdistan’a giderek araştırmalarda bulunan ve insan hakları ihlallerini dile getiren Dolzer, Avrupa parlamenteri seçilmesi durumunda neler yapacağına dair sorularımızı yanıtladı.

Sayin Dolzer, hangi çalışma konuları faaliyetlerinizin ağırlığını oluşturuyor?

Ben uzun bir süreden beri ağırlıklı olarak, insan hakları, uluslararası hukuk, barış, insan onuruna yaraşır bir mülteci politikası, sosyal eşitlik ve insanların birbirleriyle saygı temelinde bir arada yaşamaları için çalışıyorum.
Eğer birbirimizle dayanışma halinde yaşarsak ve birbirimizden öğrenirsek çok kültürlülük bir zenginliktir. Ben özelikle Avrupa, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da insan hakları için mücadele ediyorum. Ayrıca sosyal politika alanında çalışmalarım vardır.
Güç dağılımı, uluslararası gelir dağılımına paralel olarak Avrupa ve Almanya hükümetleri, çoğunluğun çıkarlarını temsil eden bir politika yürütmüyor. Onların politikaları sosyal ve demokratik olmayan, halklar hukukunu ve insan haklarını gözardı eden bir politikadır.
Mevcut iktidarların ekonomik politikaları daha çok büyük şirketlerin ve bankaların çıkarlarını savunan, dışarıya karşı daha saldırgan ve savaş kışkırtıcılığı yapan ama içeride de güvenlik politikalarına ağırlık veren iltica ve iç politika konularında ise büyük oranda sertleşen pozisyondalar.

Sol Parti, bu gibi politikalar nasıl yanıt veriyor? Bu politikalara karşı ne yapıyor?

Sol Parti (Die Linke), dayanışma ve barış politikaları güdüyor. Biz zenginlerin ve büyük şirketlerin daha fazla vergilendirilmesiyle zenginliğin adil dağılımını istiyoruz. Tüm insanlar geçinmeleri için emeklerinin karşılığı olan tarifli ücret almaları, kültürel yaşam ve politikaya katılabilmelidir. Avrupa’nın dış politikası değişmelidir. Güç ve kaynakların korunması yerine, uluslararası alanda adil bir ticaret ve halklar lehine barışçıl politikalar güdülmelidir. Afganistan, Afrika ve Ortadoğu’daki savaş ve istikrarsızlaşma sonlandırılmalı, silah ihracatı durdurulmalıdır.

Hartz 4 kaldırılmalıdır

Avrupa Birliği (AB) bunların yerine demokratikleştirmenin dinamikleri olan sendikaları ve sosyal hareketleri güçlendirmeli. Örnek olarak Kürt Hareketi’nin Türkiye ve Suriye’deki barış çabalarını desteklemelidir.
Bizim için toplumu şekillendirmenin merkezinde, insanın ekonomik değeri yerine insan onuru esastır. Biz asgari ücret ve aylık gelirin en azında yüzde 60’ına denk gelebilecek bir emeklilik talep ediyoruz. AB’de yaşayan tüm insanların temel gereksinimi olan ısınma, su, enerji, telefon ve internet hakkına kavuşmalıdır. Almanya’da antisosyal Hartz 4 kaldırılmalıdır. ‘Jobcenter’ler pratikleri ile insanları rencide ediyor. Hamburg’ta çok katlı binalarda göçmenler ve işsizler yaşıyor. 4 yoldaşımızla birlikte bir grup kurarak eğitim çalışmalarını organize edeceğiz.

İnsan hakları alanında ne gibi somut çalışmalar yürütüyorsunuz?

İnsan hakları çalışmalarımda, doğrudan savaşın vahşeti, fiziksel ve psikolojik sonuçları ile karşı karşıya kalıyorum. 13 yıldır Kürdistan’a düzenli olarak gidiyorum. Orada, Türk devletinin acımasız işgalci uygulamalarına ve buna karşı Kürtlerin kendi demokratik öz örgütlemelerine tanık oldum. Kürt Hareketi’nin Kürt halkıyla geliştirdiği dinamiğin yansıttığı güzellik, demokratikleşme için bir model olabilir.
İnsan hakları ihlallerine ve savaşa karşı 10 yıldan beri parlamento dışı çalışmalarla, Federal Parlamento, Avrupa Parlamentosu ve diğer kurumlar nezdinde girişimlerde bulunuyorum. Örneğin ben, bir grup parlamenter arkadaşım ve yazar Doris Gercke, Recep Tayyip Erdoğan’a, kimyasal silah kullanımından dolayı uluslararası ceza hukuku çerçevesinde dava açtık. Avrupa Parlamentosu’nda Kürdistan’a barış, PKK yasağının kaldırılması, Abdullah Öcalan dahil bütün siyasi tutsakların serbest bırakılması konusunda daha önce olduğu gibi yine çaba harcayacağım.

Lempedusa’daki Filistinli mültecilerle birlikte Hamburg’ta bir sergi açtınız. Konusu nedir?

Lampedusa’da mültecilerin hakları için verdikleri mücadele, AB’nin insanlık dışı mülteci sistemini görünür hale getirdi. Frontex ve Eurosur, AB’nin saldırgan dış politikasını diğer yüzüdür.

AB sınırında 23 bin insan öldü

Bunun yanı sıra Almanya’daki iltica sistemi kaldırılmalıdır. Son 14 yılda AB’nin sınırlarında 23 binden fazla insan öldü. Bu çok fazla bir sayıdır. Mülteciler, AB’ye yasal olarak gelebilmeli, çalışabilmeli ve istediği yerde kalabilmelidir.
Hamburg Senatosu’nun küçümseme ve gözardı etmesi yüzünden Lampedusa’dan (Akdeniz’de İtalya’ya bağlı ada) gelen iki mülteci öldü. Lampedusalı mülteciler, savaş mültecileri olarak kabul edilmelidirler. Kalma müsaadesi (duldung) yurtdışı edilmenin kendisidir. Bu da kabul edilemez. İnsanlar mülteci kamplarında çürütülmemeli, insan onuruna yaraşır bir uygulamaya ihtiyaç vardır. Açtığmız sergi mültecilerin  hikayelerini yansıtıyor. Sergi hakkında ayrıntılı bilgiye “http://www.lampedusaausstellung.blogspot.de/” sitesinden ulaşılabilir. Bu mülteciler, NATO savaşı ve El Kaide yanlısı çetelerin mağdurlarıdır.

Bir de ilgilendiğiniz bir diğer konu da Libya’ydı. Sizce Libya’daki savaşın arka planı neydi? Bugünkü yansımaları nelerdir?

NATO ve AB, Libya’ya karşı savaşla, Libya’nın yanı sıra diğer Afrikalı ülkelerin, Afrika Merkez Bankası ve Afrika Para Fonu oluşturmalarını engelledi. Böylece onların bağımsız bir statüye kavuşmasını önledi.
Rojava’da da yaşananlar gösteriyor ki, bu güçler demokratik öz yönetimlere karşı El Kaide ve benzeri gruplar ile ittifak halindedir. Paramiliter güçler, savaştan savaşa gidiyor. ABD ve AB agresif sömürgeci politikalarıyla, yaşanan ekonomik krizin faturasını Ortadoğu, Afrika ve Doğu Avrupa halklarına kesmek istiyor. Bundan dolayıdır ki, Rojava’da PYD’nin öz yönetim çabası kabul görmüyor. Türkiye’nin yardımı ve Türkiye üzerinden El Nusra ve IŞİD gibi örgütler, Kürtlere saldırıyor.
Ukrayna’da Batılı güçlerin, birlikte hareket ettikleri hükümette aşırı sağcı ve faşist kesimler var. Odessa’da bir sendika binasının ateşe verilmesi ve 100 kişinin ölümü, buz dağının sadece görünen tarafıdır. Savaş ve kışkırtma politikaları kabul edilemez. Avrupa’da büyük bir barış ortamı oluşturulmalı, Ukrayna ve Suriye’nin geleceği için mücadele edilmelidir. ABD hükümet yetkilileri ve Think-Tanks Stratfor, Ukrayna’daki saldırgan politikaları açıkça belirtiyor ve savunuyor. Rusya’nın, BM’de Suriye rejimi değişikliğini öngören tasarıyı veto etmesinin intikamını alıyorlar. “Her kim ki, bu güce karşı tavır alıyorsa saldırıya uğrar ve istikrarsızlaşır. Bu diğerlerine de örnek olsun” mantığıdır. Bu ABD ve AB hükümetlerinin konseptidir.

AB’nin demokrasisinde bir açık, sorun var mı?

Evet, ilk olarak AB’nin kendisini demokratikleştirmesi gerekir. Avrupa Parlamentosu bile, inisiyatif hakkına sahip değildir. Kanunları çıkaramıyor ve kontrol edemiyor. Buna ek olarak, Federal Almanya Cumhuriyeti ve Fransa, AB’nin geri kalanlarıyla kıyasla çok fazla güce sahipler. Hükümetler, Avrupa Konseyi ve AB Komisyonu, büyük ölçüde AB politikasını şekillendiriyor. Ayrıca oluşan borç krizinden dolayı AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Üçlü Troyka olarak kuruldu. Bunlar Avrupa’nın bazı bölgelerine dayattıkları koşullarla, sosyal istikrarı ve ekonomiyi yıprattı.
Yunanistan’da insanın temel yaşam kaynaklarıyla oynandı. Kamu sektöründe, işçi çıkarmaları, toplu sözleşmelerin rafa kaldırılması ve özelleştirilmeye gidildi. Bunlar Troyka’nın dayattığı kriterlerdi. 2 yıldan fazla işsiz kalanların sağlık sigortalarının iptali, antisosyal bir uygulamadır. Kapsamlı tıbbi bakım çöktü. Bankalara verilen 5 trilyon Euro’nun yüzde 90’nı yine büyük bankalar üzeri tekrar kredi veren ülkelere döndü.
Bu para ile Avrupa’daki komünler, belediyeler ve yerel yönetimler güçlendirilebilinirdi. Krizle mücadele değişmelidir. Kredi ve kurtarma politikaları, sosyal kriterlere bağlanmalıdır.

‘Kürtlerden aday göstermemek hatadır’


Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Sol Parti, listesinde Kürtlere yer vermedi. Bu konudaki görüşleriniz nedir?

Ben Kürtlerden aday gösterilmemesini, özellikle Rojava’daki durum ve Türkiye’de barış sürecinin tıkanma durumunu gözönünde bulundurulduğunda bir hata olarak görüyorum. Elbette Kürtler, kendi ülkelerinde, kendi haklarını sadece kendileri alabilir. Avrupa, Almanya ve komünler buna katkı sunabilirlerdi. Erdoğan Hükümeti, şiddet ve saldırgan politikası ile Ortadoğu’da istikrarsızlığı tırmandırıyor. Abdullah Öcalan ve PKK’nin barış çabalarına karşılık, AKP, bölgede karakol inşaatlarına devam ediyor. Sürekli hava hareketliliği var, yeni korucuların alınması söz konusu. Halen 8 bine yakın siyasi tutsak cezaevinde. Yine genel bir operasyon olasılığı gelişmeleri sekteye uğratıyor.  
Erdoğan muhalefeti zaten düşman ilan etmiş. Önemli bölgelerde yerel seçim sonuçlarının manipüle edilmiş olması kabul edilemez. Halkın ve partilerin Ankara, Ceylanpınar ve Hasankeyf’teki itirazları dikkate alınmalıydı. Ağrı’da seçim sonuçları hesaplarına gelmediği için yeniden seçime gidiyorlar.
İnsanların sürekli olarak polisin, MİT’in ve askerin baskısı altında olduğu bir bölgede kabul edilecek bir durum değildir. AKP Hükümeti’nin El Kaide’yi destekleyerek, Rojava’daki yapılanmayı yıkmak istemesi, bir insanlık suçudur.
Türkiye -Suriye sınırına konumlandırılan Patriotlar, barışın korunmasından ziyade, Türkiye’nin Kürt halkının geliştirdiği Demokratik Özerklik’e karşı yönelimini destekliyor.
Tüm bunları değiştirmek için Avrupa’dan baskı yapılması gerekiyor. Bu da solun ve örgütlü insanların AB Parlamentosu’ndaki çalışmalarına bağlıdır. Bundan dolayı Avrupa’daki sol partilerin, Kürtleri hem AB Parlamentosu’na hem de ülke parlamentolarına aday göstermeleri iyi olurdu. Örneğin Sol Parti içinde bunun için uzun vadeli ve ortak bir çalışma geliştirmek gerekiyor.
Sol Parti’nin, göçmenleri ve onların örgütlerini eşit düzeyde çalışmalarına katması gerektiğine inanıyorum. Bunu içinde Kürt yoldaşlar da, dönemsel olarak değil, bir bütün olarak çalışmalara katılmalıdırlar. Bazı arkadaşlar bunu yapıyor da, bunu ifade etmek istiyorum.

Kısaca bir AB vizyonu özetleyin dersek…

AB insan hakları korunmasından ve halkların hukukundan uzaklaştı. Bu haklar için tekrar mücadele edilmesi gerekiyor. Bence öyle bir toplum yaratmalıyız ki, herkes kendisini karar süreçlerinde bulmalı ve kültürel yaşama katılmalıdır. Ancak böylesi bir toplumda demokrasi olur. Bunun koşulları ise barış, adil bir ticaret ve sosyal eşitliktir.  Almancadan çeviri: MAHMUD SEVEN


HABER MERKEZİ