DİLAN REŞVAN/ HABER MERKEZİ

AB liderlerinin mülteci karşıtı tutumunun utanç verici olduğunu belirten Sol Parti Eşbaşkanı Katja Kitting, "Tutumları, insan haklarına ilişkin iflasın ilanıydı" dedi. Kitting, CDU-CSU arasındaki mülteci anlaşması için ise "Mültecilerin sırtından yapılan bu anlamsız şovda kazanan yok; kaybedenler var. Buna Merkel de dahil. Seehofer'in davranışı da kabul edilemez" ifadesini kullandı.

Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri her geçen gün mültecilere yönelik uygulamaları zorlaştırıyor, mevcut yasalarını, savaştan, yoksulluktan ve sosyal krizlerden kaçıp gelmek isteyen insanlar aleyhine sertleştiriyor.

Geçtiğimiz hafta Almanya Federal Hükümeti'nin iktidar ortaklarından iki parti Hristiyan Demokrat Parti (CDU) ve Hristiyan Birlik Partisi (CSU), mülteci politikasında istifaya varan anlaşmazlığını 2 Temmuz'da Berlin'de yaptıkları görüşme ile sonlandırdı. Görüşmelere göre Dublin Anlaşması'na takılan mültecilerin parmak izlerinin olduğu ya da vize aldıkları ülkelere hızlı bir şekilde geri göndermesini öngören 3 maddelik bir anlaşma sağlandı. Sınır bölgelerinde 'transit merkezler' ismiyle kapalı mülteci kampları -daha doğrusu bir nevi hapishane- kurulmasına muhalefet ve sivil toplum örgütleri tepkili.

AB liderlerinin mültecilere yönelik tutumunun utanç verici olduğunu belirten Sol Parti Eşbaşkanı Katja Kipping, mültecileri Avrupa'dan uzak tutmak için Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile yapılan kirli pazarlıklara da dikkat çekti. Kipping, pazarlıkların derhal sonlanmasını istedi.

Kipping, gazetemize partisinin çözüm önerilerini anlattı.

Almanya’da koalisyon hükümeti arasında krize yol açan 'mülteci' meselesinde iki parti anlaştı. Söz konusu anlaşmaya ilişkin siz ne düşünüyorsunuz?

Başbakan Angela Merkel, CSU'nun istifa şovuna taviz vererek siyaseti daha da sağa itiyor. Bu koalisyonun sürdürdüğü politika, yanlış yolda ilerliyor. CDU/CSU, Ulusal Halk Partisi olmaktan uzun bir süre önce çıktı. SPD ise plansız bir halde Merkel'e kenetlenmiş durumda.

CDU/CSU'lu PR (halkla ilişkiler) çalışanları, insanları kamplarda barındırmak için "kontrol merkezleri", "transit merkezi" veya "çapa merkezi" gibi kavramlar kullanıyor. Bu, gerçeği çarpıtmaktır. Ayrıca, Avusturya sınırı ve Bavyera eyaletinde Avrupa İltica Yasası ve İnsan Hakları Sözleşmesi'ni de devre dışı bırakmak istiyor.

AB’nin "sınırları koruyalım" gerekçesiyle mültecileri sınırdışı etmesi, ne kadar insani ve hukukidir? 

CDU ve CSU'nun güç yarışı utanç verici. Mültecilerin sırtından yapılan bu anlamsız şov yarışında kazanan yok; kaybedenler var. Buna Angela Merkel de dahil. Horst Seehofer'in (CSU'nun başkanı ve Federal İçişleri Bakanı) davranışı da kabul edilemez. CSU böylece muhafazakarlığı sağcılıkla sollamak ve geçmek istediğini ispatladı. SPD bu durumdan faydalanarak hükümet işlerini daha sosyal bir hale getirmek için kullanmadı.

Angela Merkel ve hükümet yetkilileri demokrasi, özgürlük ve insanlığı, ayaklar altına alıyor. AB devlet liderlerinin de mülteci pazarlığı utanç verici. Tutumları, insan haklarına ilişkin iflasın ilanıydı. AB, tüm yollarla dışlama politikasını sürdürüyor. Tabii bu arada en az 20 bin insan hayatını kaybetti. Oysa göç edenleri ülkeye kabul etmek yasal bir zorunluluktur.

Almanya mültecilere ilişkin sorumlulukta topu diğer Avrupa ülkelerine atmaya çalışıyor. Bunun uygulanabilirliği mümkün mü? İtirazlar da var. Çözüm ne olmalı sizce?

Mültecileri zor durumda ülkelerine kabul eden İtalya ve Yunanistan'ı yalnız bırakmak sorumsuzluk. Mülteciler için Avrupa çapında, dayanışma içerisinde bir çözüm üretilmeli. Mülteci sorununa ilişkin AB'nin maddi desteğinden faydalanan sağ iktidarlar, çözüm için mücadeleden kaçınıyor. Bu da Avrupa temel değerlerine uyuşmuyor.

Sol Parti olarak mülteci sorununa ilişkin önerimiz şudur: AB'nin üye devletlerinin ekonomik durumlarına göre ülkesine mülteci kabul etmeli. Bu dağılımın orantısız olduğu vakit dengelenmesi için eşit dağıtılması gerekir; finansı için de milyoner vergisi kullanılmalı.

Almanya’nın mülteci meselesinde anahtar ülke ise Türkiye görülüyor. Türkiye'yle yapılan anlaşmalar ve yardıma ilişkin ne düşünüyorsunuz? Silah anlaşması da var mıdır? Bu yardımlar yerine ulaşıyor mu sizce?

Sol Parti olarak AB-Türkiye arasında yapılan mülteci antlaşmasına baştan karşı çıkmıştık. Bu kirli bir pazarlığın derhal sonlandırılmasını da talep ettik. Bunun yanı sıra parti olarak Türkiye ile ortak işlerde silah ihracatı ve benzeri askeri yardıma karşıyız.

Türkiye'nin Efrîn'e, uluslararası hukuka aykırı saldırısını Alman panzerleriyle yapması ve hükümetin bunun karşısında sessiz kalması bir skandaldır.

Özellikle seçimlerin ardından, Erdoğan'ın kontrol edilemez 'tek adam' rejiminden sonra Türkiye'ye silah yardımı sonlandırılmalı. Bizler, demokrat muhalifleri desteklemeliyiz; Erdoğan despotunu değil. Yardımların yerine ulaşıp ulaşmaması da kontrol edilmeli.

Türkiye şimdiye kadar mülteci meselesini her zaman Avrupa’ya karşı koz olarak kullandı? Yeni işbirliği ne tür riskler ortaya çıkarabilir?

Alman hükümeti mültecileri, AB'den uzak tutmak ve  ayak işlerini yapması için Türkiye'nin şantajına izin verebilir.

Jelpke: Sağa kayan politika hep cepteydi

Almanya Sol Parti Federal Milletvekili Ulla Jelpke, başka ülkede kaydı olan mültecileri reddetmek için sınırların kapatılmasının hem çok sayıda sınır geçiş yeri olduğu için zor, hem de yasalara aykırı olduğuna dikkat çekti. Jelpke, mültecilik konusunda sağa kayan politikanın yeni olmadığı, daha önce 'cepte' duran bir politika olduğunu belirtti.

Merkel'i gelişmiş bir siyaseti savunmadığı, AB ve Almanya'nın mülteciyi dışlama politikasını da sürdürdüğü için eleştiren Jelpke şunları söyledi: "Merkel’in, 2015 yazında mültecileri reddetmeme kararı da insanlığından kaynaklanmadı. Mülteci hareketinin gücü ve toplumsal iklimin daha olumlu olmasının sonucunda bu karar verilmişti. İnsanlık dışı sıkılaştırma programı da halihazırda duruyordu. 2015 yazından bu yana iltica haklarına getirilen her türlü kısıtlamada parmağı oldu. Merkel ve büyük koalisyon her zaman gerici bir siyaset sürdürüyor" dedi.

Buna rağmen 'Merkel istifa et' taleplerinin özellikle AfD, PEGİDA gibi sağdan ve kısmen CSU'dan geldiği görmezden gelinmemesi gerektiğine dikkat çeken Jelpke, "Eğer Merkel'in alternatifi daha sağ bir hükümetiyse bu talebin arkasında duramam. Bizler daha geliştirici, soldan çözümlerle mücadele etmeliyiz. Yani talep sadece 'Merkel istifa et' dememeliyiz; aynı zamanda 'Sol bir siyasi değişim' olmalı. Zorda olan insanlara açılan sınırlar olmalı; neoliberalizm ve savaş politikasına karşı olmalıyız" diye konuştu.

'Göçün nedenlerini ortadan kaldırmalıyız'

Jelpke devamla "CDU ve CSU'nun tartışması, egemen sınıfların bir kısmının giderek büyüyen bir kesiminin, göçmenleri tehdit olarak görüp bunun karşısında ulusalcı, otoriter ve faşist yöntemlerle durmak istediğini göstermektedir" dedi. Jelpke, göç sorununun, neoliberal ve neokolonyal politikalardan kaynaklandığını ifade ederek, Almanya gibi ülkelerin de savaşları, silah ihracatıyla daha da şiddetlendirdiğine, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi otoriter rejimleri desteklediğine dikkat çekti.

Jelpke, sözlerine şöyle devam etti: "Bu haksız dünya ekonomi düzeninden faydalananlar için sınırların korunması ve mültecilerin reddedilmesi mantıklı gelebilir. Ancak Sol Parti olarak insanların göç yollarının daha güvenli olması için mücadele etmeliyiz. Aynı zamanda göç nedenlerini de ortadan kaldırmalıyız. Ne de olsa insanların ülkesini, ailesini ve arkadaşlarını istemdışı terk etmelerini istemeyiz. Burada anlaşılması gereken şey, göçün nedenini yok etmek bir yardım değildir. Savaş politikasının ve neoliberalizmin değişmesi için mücadele etmektir."

AB ile Türkiye mülteci anlaşmasının, insan haklarının terki anlamına geldiğini söyleyen Jelpke, "Kendi ülkesinde binlerce insanı göç etmesine neden olan Erdoğan despotu Avrupa'nın kapıcısı ve koruması oldu" dedi.

Türk devletinin, Efrîn'de çete örgütleriye göçe sebep olmasına rağmen göçmenler için eline milyar eurolar sayıldığını hatırlatan Jelpke, verilen paralarla AB'nin direkt veya dolaylı yollarla Suriyeli mültecilerin Efrîn'e gönderilmesi ve sınırın inşa edilmesi için harcanmasına neden olduğunu belirtti.

Jelpke, son olarak, "Mülteci politikası anlaşmalarında silahlar da dahil ediliyor mu, bilmiyorum. Alman hükümeti mültecilerin karşısında kale olması için Türkiye'yi silahlandırmaktan çekinmeyecektir. Erdoğan ile yapılan kirli mülteci anlaşması aynı zamanda diğer anti demokratik rejimler için ön ayak olacak" dedi.

2018'de bin 400 kişi boğuldu

Sol Parti Milletvekili Gökay Akbulut, CSU lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer'in, Ekim'de Bavyera'da yapılacak parlamento seçimlerinde sağcı seçmeni kazanmak için mülteci konusunu ele aldığına dikkat çekti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, istifa ettiğini söyleyen Seehofer ile mülteciler aleyhine yaptığı anlaşmayı eleştiren Akbulut, bu anlaşmadan mültecilerin olumsuz etkilendiğini söyledi. Akbulut, 2018'in ilk 6 ayında bin 400 kişinin Akdeniz'de boğularak can verdiğini hatırlattı.

Seçim yatırımı için

CDU ve CSU'nun son günlerde sürdürdüğü anlaşmanın mültecilerin sırtından yapıldığına işaret eden Akbulut, mülteci gündeminin Ekim'de yapılacak Bavyera seçimlerle ilişkili olduğunu kaydederek, şu sözlere yer verdi: "Yapılan araştırmalara göre AfD yüzde 14 ile eyalet parlamentosuna girerek, CSU'nun oy çoğunluğunu alamayacağı ön görülüyor. Bu da eyalette CSU'nun tarihte görülen en kötü sonuç olacak. Seehofer, bu yüzden sağcı seçmenleri kazanmaya çalışıyor.  Bavyera Başbakanı Söder, İçişleri Bakanı Seehofer ile birlikte Merkel'e baskı yapmaya çalışıyor. Hükümet krizin asıl sebebi Merkel'e karşı sağ darbe girişimi."

Akdeniz'deki vahşet

AB’nin ‘sınırları koruyalım’ gerekçesiyle, "Mültecilerin sınırdışı edelim" anlayışının, hem insani değerlere hem Cenevre Mülteci Sözleşmesi'ne, hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu hatırlatan Akbulut, "Avrupa, Frontex, askeri önlemler ve Afrika devletleri veya Türkiye ile çeşitli anlaşmalarla mültecileri dışlıyor" dedi.

Tüm dışlayıcı politikaların sonucunda her gün Akdeniz'de boğularak hayatını kaybeden mültecilerin olduğunu belirten Akbulut, Seawatch veya Lifeline gibi gönüllü örgütlerin, zorda kalan insanlara yardım etmeye çalıştığı için hükümetler tarafından kriminalize edildiği ve kurtarma teknelerine el konulduğunu vurguladı.

Albulut, uluslararası örgüt Migration IOM'e göre 2018'de bin 400'ün üzerinde insan Akdeniz'de boğulduğu açıklamasına da dikkat çekerek, "Bu, Avrupa değerleri ve Avrupa sınırlarında sonlanan insan hakları için utanç verici bir durum" dedi.

Türkiye çözüm değil, krizdir!

Akbulut, Sol Parti'nin Mart 2016'da AB mülteci anlaşmasını eleştirdiğini ve sonlandırılmasını talep ettiğini hatırlattı. Akbulut, mültecileri durdurması karşılığında Türkiye'ye 3 milyar euro ödendiğini, 2018'in sonlarında 3 milyar euronun daha verileceğini, bu ödemelerin ise çözüm yerine yeni krizleri tetiklediğini vurguladı.

"Türkiye, Efrîn/Rojava ve Kuzey Kürdistan'a karşı savaş sürdürüyor" diyen Akbulut, Alman hükümetinin, 'tek adam' rejimi üzerine kurulan bir devletin partneri olmaması gerektiğini ve mülteci anlaşmasının derhal sonlandırılmasını talep etti. Akbulut'un çözüm önerisi şöyle: "AB, Avrupa şartlarına uygun ve tüm üye devletlerle ortak çalışarak bir çözüm bulmanın sorumluluğunu taşımalı."

Erdoğan'ın kirli savaşı

Erdoğan'ın rejiminin, mültecileri kendi çıkarları için kullanmaya devam edeceğini belirten olan Akbulut şunları söyledi: "Kürtlerin Efrîn'de göçe zorlanması ve Rojava'da inşa edilmek istenen bir tampon bölge, Erdoğan rejiminin kirli savaşın diğer parçası. AB ve Alman hükümeti, kendini daha fazla baskı altına aldırmamalı. Ki, ben hükümetin şantaja izin verdiğini düşünmüyorum. Daha çok Türkiye ile uzlaşıyor. Türkiye ile yapılan anlaşma, diğer ülkelere de olumlu örnek olarak görüldü. AB, 1999'dan bu yana Avrupa iltica sistemi ile ortak çalışmalarında başarısız kaldı. Göç nedenleri yok edilemedi; aksine Almanya'dan gönderilen silah sayısı arttı ve milyarlardan faydalanıldı. Suriye'deki savaş büyük ve bölgesel güçlerin üzerinden yapılıyor."

Ortaklığı sonlandırın!

AB'nin, 33 Afrika devletleriyle Serbest Ticaret Anlaşması'na girerek kirli bir pazarlık politikası sürdürdüğüne dikkat çeken Akbulut, "Birkaç milyonerin elinde servetin yoğunlaşması, çok uluslu şirketlerin, bankaların ve yöneticilerin kapitalist sistemi aracılığıyla devam ediyor. Oxfam araştırmasına göre 8 çok zengin insanın dünya nüfusunun yarısı kadar servetine sahipmiş" dedi. Akbulut, Türkiye, Libya ve Suudi Arabistan gibi otoriter rejimlerle ortak çalışmaların son bulmasını isteti.

Anlaşmanın üç maddesi

CDU ve CSU'nun anlaşmaya vardığı üç madde, Dublin Anlaşması kapsamına giren mültecilerin geri gönderilmelerini esas alıyor.

  •  Buna göre ilk olarak başka ülkede parmak izi olduğu ya da başka ülkeye vizesi olduğu için, Dublin yasası kapsamında o ülkede mülteci başvuru alınan mültecilerin ülkeye girişlerinin engelenmesini ön görüyor.
  •  İkinci maddeye göre de sınır bölgelerinde transit merkezleri kurulacak. Dublin Anlaşması'na tabi oldukları için iltica başvuru başka ülkede olan mülteciler, bu merkezlerde işlemleri yapılarak, ilgili ülkelere gönderilecek. Bunun sağlanması için de ilgili ülkelerle idari anlaşmalar yapılarak, alt yapısı oluşturulacak.
  •  Üçüncü maddeye göre ise eğer sorumlu ülke mültecilerin kendilerine geri göndermesini öngören idari anlaşmayı yapmazsa o zaman Almanya ve Avusturya arasındaki sınır anlaşmasına göre bu mülteciler, Avusturya'ya gönderilecek.