
Çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar Avrupa Birliği üyeliği tartışılan Türkiye, gelinen aşamada uluslararası alanda olumlu denilecek bütün imajını kaybetti. Gün geçtikçe biraz daha derinleşen ekonomik krize ve anti-demokratik uygulamalara rağmen hala belli bir kesim tarafından desteklenen Erdoğan rejimi, ülke sınırlarının dışına çıktığında ise adete meşruiyetini yitirmiş durumda.
Erdoğan ve hükümeti, ne kadar ayakta kalması için bazı Avrupa ülkeleri ve kurumları tarafından çıkarları gereği desteklenmiş veya korunmuş olsa da, Türkiye uluslararası alanda gün geçtikçe bütün imajını kaybedecek bir düzeye ulaştı. Türkiye, NATO, Avrupa Konseyi (AK) gibi kurumlara ne kadar üye bir ülke konumunda olmaya devam etse de varlığı, uluslararası toplum gözünde bir diktatörlük rejiminden öteye gidemeyecek bir hal aldı. Uluslararası kamuoyunda gördüğü tepki nedeniyle yurtdışına çıkamayacak bir konuma gelen Erdoğan, ülke içerisinde savaş politikası ile iktidarını korumaya çalışırken, ülke dışında ise yöneticileri aracılığıyla savaş suçlusu olarak anılan imajını düzeltmeye çalışıyor.
Erdoğan’lı Türkiye’nin bir hukuk devleti değil de bir diktatörlük sistemi ile yönetildiği ve bu diktatörlüğün son yıllarda başta Kürtler olmak üzere birçok kesime karşı savaş suçu işlediğinin en çok dillendirdiği önemli merkezlerden birisi de Birlemiş Milletler. BM’nin Türk devletinin, Cizre, Sur, Nusaybin gibi birçok Kuzey Kürdistan kentinde yaşanan katliam ve savaş suçlarını raporlamasıyla başlayan süreç, bugün Êfrîn’de yaşanan savaş suçlarının raporlanmasıyla devam ediyor.
25 Şubat’ta BM Cenevre Ofisinde başlayan BM İnsan Hakları Konseyi üyesi devletlerin ve yüzlerce sivil toplum kuruluşunun katılımıyla başlayan 40. İnsan Hakları Oturumlarında Türk devletinin işlediği suçlar yine gündeme geldi. BM Suriye Bağımsız Soruşturma Komisyonu, açıkladığı Suriye raporunda Türk devleti ve desteklediği çete gruplarının Êfrîn’de savaş suçu işlediğini işaret etti.
Bugüne kadar açıklanan birçok raporda ortaya konulan veriler, Türk devletinin açıktan Kürt halkına karşı bir savaş suçu işlediğinin en önemli göstergesi. Belgeleriyle kanıtlanan bu savaş suçlarına rağmen BM, bugüne kadar hala Türk devletine karşı doğrudan harekete geçmemiş olsa da hazırlanan bu raporlar, BM’nin raflarında yok olup gidecek diye de bir şey yok.
Bugün siyasi iktidarların çıkarları gereği gözden çıkarılmayan Türkiye ve Erdoğan hükümetinin belli bir süre sonra neyle karışılacağının hiçbir garantisi yok. Yarın siyasi dengeler, Türkiye’ye karşı olumsuz yönde değiştiğinde, Erdoğan ve yanındakileri uluslararası alanda yargılamaya götürecek en önemli belgelerin BM’nin hazırladığı bu raporların olacağı çok açık.
Bu durumun farkında olan Erdoğan rejimi, son dönemde BM İnsan Hakları Konseyi çatısı altında yürüyen çalışmalara büyük bir önem veriyor. Güçlü kadrolarını bu alana aktaran AKP, bir taraftan Türkiye’nin uluslararası alanda kaybettiği imajı yeniden kazanmaya çalışırken, diğer taraftan “Terörizmle mücadele ediyoruz” söylemi ile mağdur rolü oynayarak işlediği savaş suçlarından kendisini aklama cabası veriyor.
Son yıllarda düzenlenen bütün oturumlarda belgelere dayalı bütün suçlamalara karşı, “PKK ile mücadele ediyoruz”, “Sınırlarımız tehlike altında” diyerek yaptığı savunmalarla kendilerini gülünç duruma düşüren AKP kadrolarının yaşananlar karşısındaki çaresizliği de gözlerden kaçmıyor değil.
Örneğin, geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oturumlarda gündemle alakası olmayan savunma psikolojisi temelli bir konuşma yaptı. Devlet temsilcileri iklim değişikliği gibi ciddi sorunları konuşurken, Çavuşoğlu “PKK, PYD olmak üzere birçok ‘terör’ örgütüyle mücadele ediyoruz” söylemleri üzerine oturtulmuş konuşmasıyla içine düştükleri acizliği dışa vuruyordu.
Konuşmasının ardından Çavuşoğlu, bu söylemlerin verdiği rahatlıkla yerine oturduktan birkaç saat sonra söz alan BM Suriye Daimî Temsilcilerinden Hussam Edin Aala ise şu cümlelerle dikkatleri üzerine çekiyordu: “Türkiye, Suriye’de teröre karşı değil, terörizmi destekleyen ve terörist konumundadır. Bunu, kanıtlayacak belgeler var. Bugün, Suriye’de terörizme karşı mücadele ettiğini iddia eden Türk devleti, ülkemizde binlerce sivilin öldürülmesinden sorumludur. Bizi suçlayanlar (Uluslararası güçler ve kurumlar), Suriye’de terörizmi besleyip büyüten, ülkemizde işgalci konumunda olan bu terörizme karşı neden sessizler?...”