Türkiye Cumhuriyeti’nde başbakanın müdahale ile görevden alınması bir ilk değil. Geçmişte özellikle askerin müdahalesi ile görevi bırakmak zorunda kalan, hatta bizzat görevden alınan başbakanlar da oldu, cumhurbaşkanlarının görevlendirmemesi ile önü kesilenler de. Başbakanlıktan kaç kere gidip kaç kere döndüğünü siyasette propaganda malzemesi yapanların ülkesi burası. Darbecilerle siyasetçilerin birbirini var ettiği bu siyaset bunlara "efsunlu”. Davutoğlu örneğinde ise bir başbakanın genel başkanı olduğu partinin koridorlarında cumhurbaşkanının talimatı ile fiziken sıkıştırılarak görevden alınması bir ilki teşkil etti.
Hele Davutoğlu’nun görevi bırakacağını açıklamasının hemen ardından Erdoğan’ın Avrupa üzerinden tüm batı blokuna "Bu saatten sonra siz yolunuza biz yolumuza bundan sonra kiminle anlaşırsanız anlaşın” açıklaması sıradan bir makas değişiminden çok daha ötesine işaret ediyor. Yine AKP milletvekillerinin "düşük profilli başbakan dönemi” diye adlandırdıkları süreç Erdoğan öncülüğünde Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin habercisi.
Erdoğan’ın talimatı ile harekete geçen parti yöneticileri 29 Nisan tarihinde toplanan MKYK’da Davutoğlu’na Erdoğan’ın talimatlarını yerine getirmemesi durumunda hayatı kendisine dar edeceklerini açıkça gösterdiler. Erdem Gül 5 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesinde, "Abdulhamit Gül başta olmak üzere çok sayıda isim Davutoğlu'na sert çıktı. Bu üyeler net olarak MKYK’deki yetki sınırlamasını savunarak Davutoğlu’na "Bu partinin tek bir lideri var. O da Recep Tayyip Erdoğan. Hepimiz ona bağlıyız. Bu partide siyaset böyle yürür. Beğenmeyen gider” ifadeleriyle kapıyı gösterdiler. Bu sert çıkışın ardından Davutoğlu’na MYK içinden destek gelmemesi de dikkat çekti. Bunun üzerine Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşerek partiyi kongreye götürüp, çekilme kararını aldı” diye yazdı.
Bildiğim kadarıyla Erdem Gül’ün bu haberine ilişkin taraflardan bir yalanlama da gelmedi. Bu nedenle haberin doğruluğu tartışılamaz ancak yüzde 49 oy almış bir başbakanın parti teşkilatlarının ataması üzerinden çıkan bir ihtilaf yüzünden MKYK üyeleri tarafından partiden kovulduğu doyurucu bir izah değil. Evet Davutoğlu, Erdoğan’ın talimatı ile partiden kovuldu ancak bunun çok daha ciddi nedenleri olduğu açık.
Bunun için yine Erdem Gül’ün bir başka haberine bakmak gerek. 2 Mayıs tarihli yazısında Gül, Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki krizi "Devlet elimden gidiyor mu" başlığı ile şöyle anlatıyordu: "AKP’de yeni anayasa, başkanlık sistemi ve dokunulmazlıklarla ilgili takvime bağlı süreç yürütülmeye çalışılırken devletin en önemli organlarının tutumlarında ani değişiklikler kendini gösterdi. 'Devlet' kavramı etrafında 3 kurumdaki gelişmeler dikkat çekti. Bunlar; asker, Dışişleri ve MİT. Bu 3 kurumun Başbakan Davutoğlu’nun arkasında saf tuttukları gözlendi. Asker, Dışişleri ve MİT’in AKP içinde iki ayrı iktidar gücü görerek birini tercih etmesi, özellikle Erdoğan çevresinde kaygılara yol açtı. AKP’nin iktidarı süresinde bunun bir ilk olduğundan hareketle Davutoğlu’nun gücünün azaltılması gerektiği yolunda görüş birliği oluştu. 29 Nisan’daki MKYK’de Davutoğlu’nun atama yetkilerinin elinden alınması bu nedenle gerçekleştirildi.”
Görüldüğü üzere "teşkilat atama yetkisi” üzerinden çıktığı iddia edilen krizin "Asker, MİT ve Dışişleri’ni” de yakından ilgilendiren bir boyutu olduğu açık. Zira Gül’ün bu haberine de kimseden bir yalanlama gelmedi. Hem ulusal güvenliği hem de dış politikayı bu denli yakından ilgilendiren krizin Suriye politikası etrafında şekillendiği muhakkak. Davutoğlu’nun mülteci sorunu üzerinden Avrupa ile giriştiği anlaşma Erdoğan’la yaşadığı kırılmanın temel noktası oldu. Davutoğlu’nun onayladığı "Geri kabul anlaşması” Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriye sorunundaki konumunu-sınırlarını belirleyen bir içerik ihtiva ediyordu ve bu Erdoğan’ın Suriye politikası ile örtüşen bir tercih değildi. Uzun zamandır Suriye’ye bir askeri müdahalenin zeminini hazırlamaya çalışan Erdoğan bu anlaşma ile bu hedefinden uzaklaştı. Erdem Gül’ün haberinden anlaşıldığı kadarı ile askerin-en azından bir kısmı- ile MİT’te ve dışişlerinde de Davutoğlu’nun destek görmesi Erdoğan’ı Suriye’ye müdahale planlarında yanlızlaşma tehlikesi ile karşı karşıya getirdi. Erdoğan’ın Suriye’ye batı ittifakı dışında Suudi ordusu ile bir askeri müdahale planına sıcak bakmadığı anlaşılan Davutoğlu’nun batı ile giriştiği anlaşma başbakanlıktan uzaklaştırılmasının temel sebebi olarak görünüyor.
Kullansın kullanmasın ülke nüfusunun kahir çoğunluğunun AB’ye girişin asli unsuru olarak gördüğü AB ülkelerinde vizesiz dolaşım hakkı konusunda en ciddi adımlardan birinin atıldığı gün Davutoğlu’nun görevden alınmasının teşkilat atamaları nedeni ile olduğuna inanmamızı beklemek haksızlık olmaz mı? AB Komisyonu’nun bu kararının göz boyama niteliğinde olmadığı da çok açık. AB’nin önemli aktörlerinden İsveç’in eski dışişleri bakanı Carl Bildt komisyon kararından 24 saat önce kişisel Twitter hesabından, "AB Paraguay, Elsalvador, Panama, Birleşik Arap Emirlikleri ve benzerlerine vize serbestisi tanıdı. Onlar 72 kriteri yerine getirmiş miydi şimdi Türkiye için bunlar isteniyor” yazarak komisyonun kararının ciddi bir siyasal desteği olduğunu gösterdi.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Erdoğan da Davutoğlu ile arasındaki ihtilafın AB anlaşmaları üzerinden olduğu algısının yaygınlaşmasını istiyor. Bunun için de vize muafiyeti için "terör yasasında” değişiklik istendiğini gerekçe ederek milliyetçi duygulara sesleniyor. Bu çıkışlarla Erdoğan’ın hesabını yaptığı Suriye müdahalesine iç kamuoyunda destek yaratma hesapları içinde olduğu kesin. Erdoğan’ın Avrupa üzerinden tüm batı blokuna "Bu saatten sonra siz yolunuza biz yolumuza bundan sonra kiminle anlaşırsanız anlaşın” açıklaması ile AKP milletvekillerinin "düşük profilli başbakan dönemi” ifadelerine bir de bu perspektifle bakın.
Bir çok çevre 4 mayıs günü bir darbe yapıldığı konusunda hemfikir. Ancak darbenin neden yapıldığı konuşunda doyurucu bir izah yok. Berrak bir tablo da yok. Çıktığı "stratejik derinlik” seferinde Suriye’de karaya oturan Davutoğlu AB rüzgarı ile dümen kırmaya çalışsa da yaklaşan fırtınanın etkisinden kurtulamadı.
Bu arada ne Davutoğlu’nun görevden el çektirilmesi ne de karar için ara verilen mahkemenin bahçesinde Can Dündar’a kurşun sıkılması havuz ve merkez medyada şarkıcı Tarkan’ın düğün fotoları kadar yer bulmadı. Mahkeme heyeti silah zoruyla da olsa Erdem Gül ve Can Dündar’ı mahkum etti. Hangi suçtan? Devlete ait gizli bilgileri ifşa etmekten. Devletin bir süre sonra gireceği savaş bölgesine yaptığı silah yığınağını deşifre etmekten.
Demem o ki savaş hazırlığındaki ülkede mahkeme Erdoğan-Suud ittifakı öncülüğünde Batı’dan ve temsil ettiği değerlerden uzaklaşılarak başlatılmak istenen Suriye seferi için bir gerekçeyi daha doğruladı.