İngiltere’ye dair daha ilgi çekici bir konu üzerine yazmak isterdi gönül ancak son iki haftanın gündemine oturan at eti krizi gittikçe büyüyor; bunu görmezden gelmek olanaksız. Öyle ki İngiltere hükümeti ve parlamento işini gücünü bırakıp bu krize yoğunlaştı. Önceleri basit bir sahtekarlık şeklinde düşülen olayın üzerinde görevlilerin yaptığı soruşturmalar çerçevesinde sahtekarlığın sadece bir kaç mezbahanın işgüzarlığının sonucu olmadığı ortaya çıktı. Böylelikle at eti sahtekarlığı, geçiştirilecek suni haber olmaktan çıkıp bütün ülkeyi bir skandala sürükledi. Herkes birbirini suçlamaya başladı. ‘Ben yapmadık o yaptı’ şeklinde tartışmalar ise halen devam ediyor.
At eti tezgahında Doğu Avrupa ülkelerinden suç şebekelerine kadar birçok farklı grubun parmağı olduğu düşünülüyor. Peki at eti krizi nasıl başladı? İngiltere’de geçtiğimiz haftalarda üzerinde dana etinin yazıldığı bazı dondurulmuş gıdalarda yüksek oranda at eti tespit edildi. Yapılan denetlemelerde hastane ve okullarda da verilen yemeklerde at eti kullanıldığı ortaya çıktı. Yani at eti hemen hemen her yere sızmayı başarmış durumda. At etinin karıştığı tespit edilen gıda tedarikçisi ebetteki eti sadece İngiltere’ye satmıyor. Avrupa’da benzer ürünler de raflarda yer alırken daha şimdiden Fransa ve Hollanda gibi bir kaç ülkede daha tespit edildi at eti. Yetkililerin açıklamalarına göre sırada 12 ülke daha var. İngiltere Çevre Bakanı olayı ‘uluslararası komplo olarak değerlendirirken Fransız Milletvekili Jose Bove’ye göre ise bu ‘organize bir mafya işi’. Yanı mevcut durumu ‘İngiltere’de at eti alarmı, yerine ‘AB’de at eti alarmı’ şeklinde ele almak gerekiyor artık.
Sağlık açısından zararlı olmadığı anlaşılsa da tüketicilerin neden bu kadar endişelendiği veyahut yetkililerin dedektif filmlerine taş çıkartacak titizlikte olayın üzerinde neden bu kadar çok gittiklerini anlamak ilk etapta zor gibi geliyor. Aslında durum göründüğünden daha ciddi bir boyutta çünkü. Soruşturmalar objektif anlamda devam ettiği sürece de ciddiyeti daha da anlaşılacak. Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliğince üstü örtük bir şekilde aşağı ülkeler olarak görüldüğü günümüzde, at etinin kaynağının bir Doğu Avrupa ülkesi olarak gösterilmesi ne kadar objektif bilinmez. At etinin kaynağının Avrupa Birliğinde varlığı halen tartışılır olan Romanya olarak gösterilmesi, Batı Avrupa ülkelerinde ‘Romanya’da başka ne beklenir ki’ düşüncesini otomatik olarak yarattı. Romanya suçlamaları kabul etmiyor.
Peki suçlu kim? Asıl sorun etin tüketiciye ulaşıncaya kadarki süreçte neler olduğunun bilinmemesi. Avrupa Birliği gibi güçlü ülkeler birliğinin bu süreçte neler olup bittiğini kestirememesi, bu ülkelerin kendi kontrolleri dışında da organize bir çok suçun işlendiği ve ileride de işlenebileceği düşüncesini yaratıyor ki onları asıl endişelendiren durum bu. Gıda sahtekarlığı daha önce de Avrupa’da defalarca yaşanmıştı ama hiçbiri bu denli organize değildi ya da organize oldukları kamuoyuna sızdırılmamıştı.
Bu olay, gıda sahteciliğinin ne kadar ileri boyutlara taşınabildiği gösterirken, gıda sektörünün arkasında büyük gıda şirketlerinin de sorgulanması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Büyük gıda işletmeleri sıkı denetlemelerden geçirilmezken Avrupa’ya gıda tedariki konusunda tamamen egemen konumdalar.
Bu işten en çok nasiplenecek taraf elbette ki mahalle kasapları olacak. Halk eski alışkanlıklarına kısmen de olsa geri dönecek ve dev işletmelerden ziyade yanı başındaki komşu bakkala daha da güvenecek. Tesco gibi süpermarket zincirlerine olan inanç sarsıntısının genel anlamda diğer çok uluslu dev şirketlerini de etkileyeceğini umalım. Kapitalizmin sonunun bir at eti kriziyle olacağını beklemek naiflik olur ancak halkın dev şirketlerin aslında birer sahtekar olduğunu düşünmeye başlaması bu yönde küçük ama etkili bir adım olacaktır.
AB’de at eti skandalı
İngiltere Gündemi