
ROBÎN KAHRAMAN / PARİS
ABD’de özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları ardından Bush yönetimi, işkenceyi sistematik hale getirdi. Terörizme karşı savaş adı altında tutuklananlar, tüm insani haklarından mahrum bırakıldı. Yapılanlar bununla sınırlı kalmadı; tutuklular aşağılandı, tecavüze uğradı, cinsel saldırılar ve “waterboarding” işkencesine maruz kaldı. İşkence, Amerikan yönetiminin en üst mevkilerinden onay aldı. İşkenceciler tam bir cezasızlıktan yararlandı.
Kuşkusuz cinsel işkence yeni değil, geçmişten günümüze baskıcı rejimler tarafından tutukluların direnişini veya onurlarını kırmak için kullanılıyor. Ancak demokrasilerde de bu yasal ve sistematik hale getirildi. Türkiye, Kürtlere karşı savaşında gözaltında, cezaevlerinde, sokaklarda ve savaş alanlarında cinsel işkenceyi bir metot olarak kullandı. Gözaltında tecavüzler, çıplak halde işkenceler, cenazelerin dahi çıplak halde sokaklarda teşhir edilmesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklulara yönelik tecavüzler, en son Sur’da olduğu gibi çocukların elbiselerini çıkarmaya zorlanması ve cinsel içerikli hakaretler, bu işkencenin görünen yüzü olarak karşımıza çıktı. Amed zindanlarındaki cinsel işkenceler, hayalara ip bağlanarak dolaştırılan tutsaklar, makata cop sokmalar, bok yedirmeler, gerilla cenazelerinin çıplak halde teşhir edilmesi halen hafızalardaki yerini koruyor. O günlerin suçluları da, bugünün suçluları da halen cezasız kalmaya devam ediyor. Cinsel işkence bir devlet politikası olarak siyasi sorumluların onayı ile yapılıyor.
İşkenceye karşı ‘sıfır cezasızlık’ projesi
Ancak bu dosyanın konusunu, ABD’nin cinsel işkenceyi nasıl tercih ettiği oluşturuyor. Silahlı çatışmalarda cinsel şiddete karşı yeni bir proje hayata geçti. 11 gazeteciden oluşan bir kolektif tarafından başlatılan bu projeye “Sıfır Cezasızlık Operasyonu” (https://zeroimpunity.com/) adı verildi. Birçok medya organının dahil olduğu bu “Sıfır Cezasızlık” operasyonunda cinsel şiddet faillerinin cezasız kalmasına tepki amacıyla araştırmalar yayınlanıyor. Yayınlanan her özel dosyada, silahlı çatışmalarda cinsel şiddet mağdurlarının tanıklığı yer alıyor ve saldırganların mahkum edilmesini engelleyen cezasızlık sistemi deşifre ediliyor. Mediapart, Infolibre, Tageblatt, OrientXXI, Internazionale ve Change.org gibi çok sayıda site bu projeyi destekliyor.
Mediapart cinsel işkenceye ışık tuttu
Fransa’da etkili bir alternatif gazete olarak kendisini kanıtlayan Mediapart, kendi cephesinden bu projeye katkı amacıyla ABD tarafından kullanılan cinsel işkenceye ışık tuttu. Tanıklıklar, kullanılan yöntemler, hukuk ve insani değerleri ayaklar altına alan politikalar, korkunç bir tablo ortaya koyuyor. Araştırma, Anne-Laure Pineau ve Sophie Tardy-Joubert imzasını taşıyor.
Guantanamo’dan Ebu Garib’e
Burada CIA’nin emekli olan eski baş hukuk danışmanı John Rizzo’nun tanıklığı önem kazanıyor. Washington’da sakin bir emeklilik geçiren Rizzo, bundan 14 yıl kadar önce CIA’nin merkezinde küçük bir grupla birlikte yeni bir sorgu yöntemini yasal hale getirdi. Bu sorgu teknikleri ile teröre karşı savaş adı altında tutuklananların direnişinin kırılması amaçlanıyordu. Guantanamo’dan Ebu Garib’e ABD yönetiminin işkenceci yüzünü açığa çıkaran bu teknikler, farklı işkence biçimlerini ifade ediyordu. Boğulma hissi veren “waterboarding” işkencesi, medyada defalarca işlendi ve ABD işkencesinin sembolü haline geldi. Ancak bununla birlikte cinsel saldırılar ve aşağılamalar ikinci planda kaldı. Oysa cinsel işkence yöntemleri, tutukluların iradesini kırmak için sistematik olarak uygulandı.
CIA’ye özgü işkence sistemi
Hukuk danışmanı Rizzo’nun tek bir kelimesi işkenceyi durdurmaya yetecekti; ancak yapmadı. Bu sorgu yöntemlerini engelleyebilecek güçte olmasına rağmen bunu yapmadığını daha sonra itiraf da etti. Rizzo, CIA olarak ikinci bir 11 Eylül’ü göze almadıklarını söyleyerek kendisini savunurken, o dönem, 11 Eylül 2001 saldırılarını engelleyemedikleri için korkunç bir utanç içinde olduklarını ifade ediyor.
Söz konusu saldırıların ardından dönemin ABD yönetimi CIA’ye “potansiyel teröristleri” yakalama ve “yeni bir sorgu sistemi kurma” yetkisi verdi. CIA üretimi bir işkence sistemi devreye konuldu.
Suudi Arabistanlı Ebu Zubaydah
Aylar süren takip ardından 11 Eylül saldırılarına ilişkin ilk “değerli” zanlı, Pakistan’da CIA’in eline düştü. 2002 yılının Mart ayı idi. Yakalanan kişi, 30’lu yaşlardaki bir Suudi Arabistanlı olan Ebu Zubaydah’dı. Saldırıların lojistikçisi, hatta Usame Bin Ladin’in bir yakını olduğundan şüphe ediliyordu. Eski hukuk danışmanına göre, “Eğer birinin saldırıdan haberi varsa, o Zubaydah olmalıydı”. Rizzo şöyle devam ediyor: “Ama doğrusunu söylemek gerekirse, umduğumuz büyük balık değildi. Sorgucularımız onun bir şeyler sakladığına ikna olmuşlardı. O halde konuşturmamız gerekiyordu.”
İşkence teknikleri listesi
Kuzey Kore işkence metotlarından esinlenerek uygulamaya konulan plan ile, tutuklunun iradesinin kırılması amaçlanıyordu. Bu ifadeler, John Rizzo’ya ait. Rizzo’ya o dönem bir işkence teknikleri listesi sunuluyor. Listede, tutuklunun çıplak hale getirilmesi, bireysel fobilerin kullanılması, stres pozisyonları veya 20 saatlik sorguların kullanılması da yer alıyordu. ABD, savaş halinde tutuklulara muamele konusundaki Cenevre Konvansiyonu ile işkenceye karşı konvansiyona taraf olduğu için başta tereddüt yaşandı. Başta “mümkün değil” diyen Rizzo, daha sonra CIA’deki bir meslektaşına yazdığı mektupta “lanet olası küçük uluslararası zorunluluklar” diyerek geçit verdi. Bu yasakları aşan Rizzo, sözde uzman psikologların görüşleri arkasına sığındı. Gerçekte bu danışmanlar, işkenceyi gizlemenin bir aracı olmaktan öte rol oynamadılar.
Laboratuvar faresine dönüştürüldü
Zubaydah, bu şekilde CIA’in laboratuvar faresine dönüştürüldü. Bir tabut büyüklüğündeki kutu içerisinde çıplak olarak hapsedildi, anal yoldan besin verildi, uzun süreler boyunca çıplak tutuldu ve 83 kez waterboarding işkencesine maruz kaldı. Waterboarding ile kıyaslandığında, bir tabuta hapsedilmek ve çıplaklık daha küçük işkenceler gibi görülebilir.
Hukuk danışmanı bir gün bunlar açığa çıktığında başlarının belaya gireceğini biliyordu. Sorgu teknikleri tek tek tartışılmıştı. Rizzo’ya göre dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, tutukluların sorgunun bazı anlarında çıplak hale getirilmesinden rahatsız olduğunu söyledi. Ancak ne Rice, ne de Dışişleri Bakanı Colin Powell, çekincelerine rağmen engel oldu. Rizzo’ya göre sadece “Böyle rahat değilim” dediler. Hiçbir zaman, “Bunu yapmamamız gerekiyor” demediler. Sonra küçük bir komite, psikologların önerdiği teknikleri onayladı. Temmuz 2012’de Condoleezza Rice, hükümet adına CIA’ye yeşil ışık yaktı. “Zorla çıplaklık”, El Kaide ile yakından veya uzaktan bağı olduklarından şüphe edilenlere uygulandı. Savunma Bakanlığı’ndaki notlarda da bu teknik yer aldı. Bireysel fobilerle oynama tekniği ile “cinsel işkence” devreye konuldu.
Beyaz Saray habersizmiş!
Rizzo’nun dışında ilgili hiç kimse, Medipart’ın sorularına yanıt vermeyi kabul etmedi. CIA, sözcüsü Ryan Trapani aracılığı ile 7 Ekim 2016’da yaptığı açıklamada paylaşacakları hiçbir şey olmadığını söyledi. Savunma Bakanlığı, 30 Aralık 2016’da güvenilir buldukları tüm suistimal iddialarını soruşturduklarını ve uygun eylemlerle karşılık verdiklerini savundu. Mediapart’a göre Beyaz Saray’ın koridorlarındaki üst düzey memurların çoğu, hemen yakınlarındaki CIA’nin demokrasinin işkenceyi legalize ve sistematize etmesini sağladığından haberdar değil.
Cheney öncülüğündeki bir darbeydi
Vietnam’da savaşan eski asker Lawrence Wilkerson, Fransız alternatif internet gazetesine 20 Ekim 2016’da konuşmayı kabul ediyor. Colin Powell’ın kabine şefliğini yapan Wilkerson, “Kısaca, Cenevre sözleşmesini es geçtiğimize ilişkin tartışmayı kaybettiğimizi televizyondan öğrendik” diyor.
Wilkerson, tüm bunların eski başkan yardımcısı Dick Cheney inisiyatifiyle “devlet darbesi” olduğunu söylüyor. CIA’nin işkence teknikleri çok geçmeden ordu tarafından da benimsendi. Eski asker Wilkerson, yeşil ışık yakıldığında askerlerin de işkenceye başvurabileceğini kabul ediyor. 2002’nin sonbaharında ordu, CIA tarafından düşünülen işkence metotlarını hayata geçirmeye başladı.
Guantanamo’da işkenceye onay
Kasım 2001’de Afganistan’da yakalanan 22 yaşındaki Suudi kökenli Muhammed El Kahtani, aylarca Guantanamo cezaevinde bekletiliyordu. Guantamamo’daki Amerikan Birliği Komutanı General Michael Dunlavey, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’den yeni sorgu tekniklerini kullanmayı istedi ve onay aldı. Bu onay ardından Kahtani, 49 gün boyunca günde 20 saat sorguya çekildi ve cinsel saldırılara maruz bırakıldı. Orduya bağlı sorgucular, Kahtani’nin çıplak bedenine pornografik fotoğraflar yapıştırdı ve annesine tecavüz etmekle tehdit etti. Onu sütyenle dolaştırdılar. Nisan 2003’te Donald Rumsfeld, daha ileri giderek askerlere resmi olarak beyaz kart verdi. Aşağılama bu tarihten itibaren zorla çıplaklaştırmanın ötesine geçti. Askerler de bu fırsattan yararlanmaktan çekinmedi.
Sırayla tecavüz ettiler
İşkenceye maruz kalanlardan biri Nizar Sassi. Şimdilerde 37 yaşında ve üç çocuk babası. Fransa’nın Lyon kentinde kalıyor. Guantanamo’da tutulan 6 Fransız vatandaşından biri. Sassi, cezaevinde maruz kaldığı en kötü işkencenin cinsel istismar olduğunu söylüyor. Tabuları kırmak için ilk kez konuşuyor.
Mahallesindeki bir çocuktan etkilenen Nizar, 22 yaşındayken Murad Benchellali adlı bir arkadaşıyla birlikte Bin Ladin’in eğitim kampına gitmiş. Fransa’ya geri dönmeye çalışırken Pakistan’da yakalanmış ve Afganistan’ın Kandahar kentindeki bir kampa götürülmüş. Nizar, “Biz, ilk yakaladıkları kişilerdik. Dövüldük, kötü muamele gördük, ama gördüklerimin en kötüsü tecavüzlerdi” diyor. Kaba şiddete maruz kaldıktan sonra 30 kadar kişiyle birlikte bir çadıra götürüldüğünü anlatan Nizar, şöyle devam ediyor: “Sıraya dizilmiştik. Pantolonlarımızı indirdiler ve sırayla tecavüz ettiler. Ne koyduklarını bilmiyorum ama çok şiddetliydi. Daha sonra bizi temizlik aracıyla yıkadılar ve çıplak insanlardan oluşan bir dağın üstüne attılar. Tüm bu süre boyunca fotoğraflarımızı çekiyorlardı.”
Çıplak insanlardan piramit

Mediapart, 11 Eylül 2016’da Paris’te Murad Benchelalli ile de karşılaştı. Benchellalli, bu konuda konuşmak istemedi, sadece şu ifadeleri kullandı: “Ebu Garib’teki tutuklulardan oluşan piramitlerin fotoğraflarını hatırlıyor musunuz? İşte aynen öyleydi. Aşağılamanın da ötesinde.”
Nizar Sassi ve Benchelalli, Ocak 2002’de Guantanamo Cezaevi’ne götürüldüklerinde güvenlik gerekçesiyle şiddetli ve tekrarlanan anal aramalardan geçirildiklerini anlatıyorlar. Sassi, “Dayak gidiyor ama diğeri kalıyor” diye ekliyor.
Tecavüz nedeniyle bağırsakları çıkıyordu
11 Eylül saldırılarını finanse ettiğinden şüphe edilen Mustafa El Hawsawi, 13 yıl boyunca CIA’in gizli cezaevleri ile Guantanamo arasında gidip geldi. Halen Guantanamo’da tutuklu bulunuyor. Kısa bir süre önce ABD’de rektum ameliyatı geçirdi. Ameliyat olana kadar kronik hemoroid, anüste yırtılma ve prolapsus sorunu yaşıyordu. Prolapsus, bir organın yapısal yetersizlik veya bağlarının gevşemesi nedeniyle bulunduğu yerden ayılarak aşağıya sarkması, çıkması veya düşmesine deniyor. Avukatı Walter Ruiz, “Somut olarak, bağırsaklarının bir kısmı dışarı çıkıyordu ve eliyle geri koymak zorunda kalıyordu” diyor.
Kadın bedeni işkence için kullanılıyordu
Nizar Sassi, “Ortadoğu insanları üzerinde çok sayıda cinsel aşağılama tekniği kullanıyorlar. Bu erkeklerin batılı bir kadınla hiçbir zaman işi olmamıştı, hele kendisini sunmaya hazır gibi görünen bir kadınla asla. Travma yaşıyorlardı. Dayak yemekten çok bundan korkuyorlardı” diye anlatıyor.
“Guantanamo’daki sorgu odalarında kadınlar soyunarak işkence için kullanılıyor muydu?” Murad Benchelali, aralarından birini hatırlıyor: “Duvara dayanmış, çıplak halde, tüm sorgu boyunca sessiz kalıyordu. Guantanamo cezaevlerine ilişkin ordunun hazırladığı bir iç raporda, bu kadınların asker olduğu belirtiliyordu.”
Nisan 2004’te New Yorker gazetesi tarafından Irak’taki Ebu Garib Cezaevi’ne ilişkin yayınlanan fotoğraflar, tüm dünyada şok etkisi yarattı. Çıplak haldeki tutuklular piramit şeklinde üst üste yığılmış, baş başa tokuşturulmuş veya gülüşen askerlerin önünde mastürbasyon yapmaya zorlanırken çekilmiş fotoğraflardı. Dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld, bu sapmaları “bazı askerlerin yaptığı münferit olaylar” olarak tanımlamıştı.
Suçlular cezasız kaldı
Bunca işkence, savaş suçları ve hukuk dışılığa rağmen Amerikan bürokrasisi, halen hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor. ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump, 2016’daki seçim kampanyası sırasında Guantanamo’yu kirli tiplerle doldurma ve waterboarding’i geri getirme sözü veriyordu. Mediapart’ın yorumuna göre her ne kadar yeni başkan görüşlerini değiştirmekle tanınsa da, güçlü bir olasılıkla işlenen suçları tanımayarak geleceğe bakmayı tercih edecek. Bu iktidarlar, uzun bir süre boyunca cinsel silahı terörizme karşı bir araç ve işkence yöntemi olarak kullandı.
