
Nihayet bitti ve Dünya başkanını seçti! Üç ay boyunca bütün dünyayı ekranlar başında, sosyal medyada peşinden sürükleyen ABD’de ne değişti? Bundan son iki önceki seçimlerde dünya ringdeki biri siyah biri beyaz iki boksörü izledi. Siyah kazanmıştı son iki maçı. Bu kez ringe iki beyaz salındı biri kadın diğeri erkek. Cumhuriyetçi Donal Trump, sağ tarafta, Demokrat Hillary Clinton, sol tarafta. Tıpki bir zamanlar Mehmed Ali’nin maçlarını izler gibi saat 04’te pijamalarıyla ekran başına kilitlenenler oldu.
Seçim sonuçları kimileri için bir paradoks olsa da aslında ABD siyasi tarihini biraz bilenler için o kadar sürpriz değildi. Asıl paradoks, iki dönemden sonra Demokratlar’ın tekrar iktidara gelmeleri olurdu.
Dünyanın en süper gücünün seçmenleri, cinsiyetçi, yabancı düşmanı ve anti social Trump’ı tercih ettileri. Seçim kampanyası boyunca bile milyonların önünde kontrol edilemez şekilde dışa vurduğu davranışlarıyla ne kadar maço ve borderline (kişilik bozukluğu) bir siyasetçi olduğunu göstermesine rağmen. ABD’nin 45. Devlet Başkanı Barak Obama’dan yani ülkenin ilk siyah Başkan’ından yönetimi devralacak. Obama dış politikada, 11 Eylül’den 2001 sonrası Afganistan ve Irak’a yönelik askeri müdahaleler sonrası özellikle Arap ve müslümanlar arasında gelişen anti ABD imajını düzeltmeye yönelik daha soft bir politika izlerken, iç politikada da azınlıkları ve göçmenleri entegre etmeyi önemsedi. Fakat sekiz yıllık iktidara rağmen her iki alanda da pek başarılı olduğu söylenemez. Toplumsal uzlaşmayı amaçlayan projeleri sonuç vermediği gibi seçim kampanyası boyunca Trump’ın yabancı düşmanlığı, cinsiyetçi ve güvenlik endeksli popülist politikaları için propaganda malzemesi oldu. Trump’ın kullandığı bu tehlikeli retoriğin Cumhuriyetçileri iktidara taşıması aslında dünyanın en eski demokrasisindeki histerik yabancı düşmanlığı ve korkunun da göstergesidir.
Ülkede giderek artan eşitsizlikler, ülke kaynaklarının adil paylaşımı yerine aşırı silahlanma ve birçok ülkede dahil olunan sıcak çatışmalar, önemli bir kesimin sürekli kemer sıkmasına yol açtı. Bundan dolayı da sistem tarafından dışlananlar, yoksul beyazlar ve azınlıklar bile bir süre sonra Trump’ın dış mihrak, yabacı korkusu gibi ırkçı, demagojik ve yalan söylemlerine kandılar. İçine kapanmış, kaderci, kendi yöneticilerini sorgulamak yerine sorunlarının kaynağı olarak ötekini gören kitlelerin duygusal tepkisinden dolayı insanlık büyük bedeller ödedi. Trump’ın bedensel özürlülerle alay etmesi, ABD ekonomisine ucuz iş gücü kaynağı olan milyonlarca ‘en alttaki’ Meksikalı göçmen azınlığa ‘hırsızlar, tecavüzcüler’ demesi, kadınlara yönelik söyleminde erkek güdüleriyle davranması seçilememesine engel olamadı. Hatta aydın karşıtı söylemleri, muhalif medyalara hakaretleri dahi çoğunluk tarafından önemsenmedi.
Buna karşın 68 kuşağının militan üniversiteli, ‘eşit vatandaşlık’ haklarının savunucusu Hillary Clinton, Wall Street kapitalizmi ve Washington merkezli askeri politikalarına önem veren siyasetine rağmen elendi. ABD’nin ilk kadın Başkanı olarak tarihe geçemeyecek, şimdilik.
Seçim sonuçları Amerikan demokrasisi ve özellikle Avrupalı mütefikler için kötü bir şok oldu. Uzmanlar ABD tarihinin üslup açısından en seviyesiz seçimleri olduğunu belirtseler de, sonuçları dış politikada pek değişmeyecek.
Demokratlar (sol kanat) ve Cumhuriyetçiler (sol kanat), güçler ayrılığı, muhalefet ve sivil toplum denetiminin (‘Cheque and balance’) anayasal olduğu Amerikan dengeleri sisteminde Trump gibi bir çılgının iktidara gelmesi özellikle dış politikada söylem dışında stratejik değişiklikler getirmez. Bu anlamda ABD’nin küresel Ortadoğu politikalarında çok büyük değişiklikler beklenmemelidir. Ancak bu realite, ABD siyasetinde Başkanlar ya da partiler açısından hiçbir değişim olmayacağı anlamına da gelmez. Öyle olsaydı, ABD tarihinde başkanlara yönelik suikastlara gidilmesi veya öldürülmesine kadar gidilmezdi.
Sonuç olarak, Ortadoğu ve Dünya’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmalar, siyasal İslamın yükseliş ve beraberinde gelişen göçler, sadece ABD’de değil Avrupa’da da yeni ırkçı ve popülist iktidarlara gebe. Bununla beraber, ABD’nin pragmatik bir yönetim olduğu, çeşitli çıkar gruplarının uzlaşmasına dayalı sistemin kendi içindeki çelişkileri uzlaşmalarla aşabileceklerini belirtmekte de yarar var. Ancak ABD iç politikalarındaki gelişmeler küresel politikaları ve birçok ülkeyi etkileyeceği de kuşkusuzdur.
* İsmet Şerif Vanlı Kürt Mirasını Koruma Derneği Başkanı